Baş Üryân Sîne Püryân
Salı, 09 Nisan 2019

Üsküdar'da mezarlık, 1890'lar.

Doğrusunu söylemek gerekirse önceki site hayatını tamamlandıktan sonra ziyaretçilerden gelen tepkiler gerçekten son derece şaşırtıcı ve beklenmedik oldu. Diğer taraftan kapanış yazısında bahsi geçen taktik varsayımın(!) gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı da kısa zamanda anlaşıldı...

Mezar taşlarını koyun mu sandın?

Bu arada başa gelen bâzı şahsî hadiselerle de birleşince çalışmaya(!) devam etmek gerekli hâle geldi. Yine de bu kez hem içerik seçiminde hem de sunum tarzında öncekine göre daha farklı bir çerçeve içinde kalınması düşünülüyor.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Gemisavar Güdümlü Mermilerde Hedef Zamanı Yeteneği
Cuma, 21 Haziran 2019

RBS15Mk3 [1] ve NSM [2] gibi bâzı yeni nesil gemisavar güdümlü mermilerinin sahip olduğu bilinen ilgi çekici nitelikler içinde en önemlilerinden biri hassas "Hedef Zamanı" yeteneğidir. Düşman geminin hava savunmasını zaafiyete uğratma açısıdan son derece önemli bir katkı sağlayan bu taktik uygulama kısaca açıklamak gerekirse; belli bir konumdan hatta farklı noktalardan ve araçlar üzerinden aynı hedefe yönelik fırlatılan birden fazla gemisavar füzenin uçuşlarını; hedefe farklı yönlerden ve tam aynı anda ulaşmalarını sağlayacak şekilde programlamayı ve uygulamayı kapsar.

Özellike Malvinas Savaşı'nda yaşananlardan sonra gemiler üzerinde kullanılan füzesavar karşı-önlem teknolojilerine verilen önemin iyice artması neticesinde bu alanda sağlanan gelişmelere sebebiyle, gemisavar füzeleri tasarlayanlar da doğal olarak yeni karşı-karşı-önlemler geliştirmeye başlamıştır.

Bu yöndeki ilk uygulamalar füzeleri alçak irtifadan deniz yüzeyine çok yakın uçurmak sûretiyle, radar ufkuna bağlı olarak gemi tarafından olabildiği kadar geç fark edilebilmelerini sağlayarak, geminin tepki süresini kısaltmak şeklinde gerçekleştirilmiştir. Füzelerin imâlinde daha uygun malzemeler kullanmak vs. yoluyla Radar Kesit Alanını küçültmek, sert kaçınma manevraları yaparak [3] gemi tarafından vurulmalarına engel olmaya çalışmak, ses-üstü seyir yapabilen daha hızlı tasarımlara yönelmek, uygulanan diğer belli başlı çözüm yaklaşımları olmuştur. Daha gelişmiş katmanlı hava savunma sistemlerini aşabilmek için ise daha da fazlası gerekliydi ki bu durumda ilk "Kurt Sürüsü" [3] yaklaşımları da geliştirilmeye başlanmıştır...

Saab RBS-15 Gungir Gemisavar Güdümlü Mermi

Resim.1) Bir çift Saab RBS-15 Mk4 Gungir gemisavar füzesinin temsili resmi. [1]

Bugün için gelinen noktada artık tek gemisavar füzeyle hatta geniş aralıkla hedefe doğrudan fırlatılmış birden fazla düz uçuşlu füze ile bile ortalama bir savaş gemisine isâbet sağlayabilmek oldukça güçtür. Mevcut gemi hava savunmalarını aşabilmek için artık daha iyisine ihtiyaç vardır. Bu sebeple diğer bütün teknolojik gelişmeler yanında, salvo hücumu vazgeçilmez bir önem arz etmektedir.

İskandinavyalıların bilhassa donanma teknolojisi sahasında özgün çözümler üretebilme yeteneği ve sıklıkla dünya genelindeki eğilimleri belirleyen yönü gerçekten de dikkât çekicidir; dünya üzerinde donanma kullanımına giren ilk denizaltı havadan bağımsız tahrik sistemi, ilk gerçek düşük izli gemi tasarımı vs. gibi... İşte bu yazının konusunu meydana getiren yetenek için de aynı durum geçerlidir ki burada bahsi geçen füzeler üzerinde daha başka öncü teknolojiler de mevcuttur.

"Hedef Zamanı" yeteneğinin bizim açımızdan da doğal olarak çift yönlü bir etkisi söz konusudur. Öncelikle gemilerimizi bu tür silahlara karşı ne seviyede ve nasıl koruyabiliriz? İkinci olarak bu yeteneği kendi silah sistemlerimiz üzerine nasıl uygulayabiliriz? Önceki maddeye bağlı olarak ise düşman füze-savunmasını aşabilmek için artık vazgeçilmez bir ihtiyaç hâline gelen, gelişmiş güdümlü mermi salvo yeteneği sebebiyle gemi güvertelerinde sadece sekiz adet satıhtan-satıha füze taşımanın kaçınılmaz yetersizliği olarak kendini göstermektedir denilebilir, bilhassa Akdeniz gibi alengirli bir ortam için.

İkinci madde son derece gerekli olması bir yana pek zor gözükmüyor ama ilk madde kesinlikle öyle değil! Mevcut bütün suüstü kuvvetlerimizin füze-savunma yetenekleri açısından son derece yetersiz, hatta İstanbul Sınıfı gibi henüz denize dahi inmemiş gelecek nesil gemilerimizin bile, daha kavramsal tasarım aşamasında yapılan (ABD tarafından dikkâtlice yönlendirilmiş) hatalı tercihler sebebiyle, bu tür yeteneğe sahip yeni nesil silahlar karşısında aciz kalabilme ihtimâlinin oldukça yüksek olması endişe verici olarak değerlendirilebilir fakat bu ihtimâlin sayısal incelemeye dayalı teknik değerlendirmesi ayrı bir yazının konusu olacak gibi görünüyor. Gerçi böyle mevzulara artık pek giresim yoktu ama Barış için gelsin!

Yaftalar:

♦ Kaynaklar

1. Saab RBS15 - https://saab.com/air/weapon-systems/air-to-surface-missile-systems/rbs15-family/
2. Kongsberg NSM - https://www.kongsberg.com/kda/what-we-do/missile-systems/naval-strike-missile/
3. Füzeler için Kurt Sürüsü yeteneği vs. hakkında - http://uskudar.biz/askeri-teknoloji/havada-kurt-sürüsü.html
 
Vanadyumdioksit
Pazartesi, 17 Haziran 2019

Tam 60 sene önce Morin, Vanadyumdioksit'in safha geçiş davranışını [11] keşfetmiş olmasına rağmen ancak 9 sene kadar önce Vanadyum temelli bir bileşik olan VO2'nin bu ilginç niteliğine ait bâzı yeni makalelerin yayınlanmasıyla, konu ilk kez daha geniş kitleler tarafından da ilgi çekmeye başlamıştı. Sonrasında geçen kısa zaman içinde mevzuyla ilgili, giderek artan ar-ge faaliyetleri neticesinde daha dikkât çekici yeni bulgulara [1] da ulaşılmaya başlandı.

Vanadyumdioksitin ilgi çekici ısıl davranışı

Resim.1) Vanadyumdioksit'in ilgi çekici ısıl davranışını gösteren bir ölçüm sonucu.

Günümüz itibârı ile ise muhtelif ülkeler tarafından VO2'nin yeteneklerinden yararlanmaya yönelik kapsamlı çalışmalar sürdürülmektedir. Fizik ve kimya gibi temel bilimler ile mühendisliğin ortak çalışmasının söz konusu olduğu bir saha olan "Malzeme Bilimi", günümüzde teknolojik ilerlemenin arkasındaki en önemli etkenlerden biri, muhtemelen de birincisidir.

Devamını oku...
 
Atâlet ile Seyrüsefer ve Denizaltılar
Perşembe, 13 Haziran 2019

Atalet seyrüseferini mümkün kılan ilk olgunlaşmış donanım 1940'ların başında Almanya'da geliştirilen ve tarihin ilk balistik füzesi olan, daha sonra V2 olarak adlandırılacak A4 roketi [Resim.1] üzerinde kullanılmıştır denilebilir. Böylece, mesela yan rüzgârların sebep olacağı uçuş rotasından sapmalar veya motorların düzensiz çalışmasından kaynaklanabilecek seyir hızı değişikliklerinin sebep olacağı etkilerin donanım tarafından otomatik olarak düzeltilebilmesi ve silahın herhangi bir dış müdahale olmadan hedefe ulaştırılabilmesi amaçlanıyordu.

Tabii füzeler için böyle bir atâlet güdümü geliştirebilmek bir günde mümkün olmadı. Yine Almanya'da, 1934'de bu amaçla gerçekleştirilen ilk teşebbüsler söz konusu teknolojinin geliştirilebilmesi yönünde atılmış bilinen ilk adımlardı. Bu doğrultuda güdüm için basit sayılabilecek bir jiroskop donanımının üzerine yerleştirildiği ilk roket de alman A2 oldu. Bunu 1937'de daha geliştirilmiş bir donanım ile dikey fırlatılan A3 ve sonra 1939'da üç jiroskop kullanan A5 izledi.

Alman A4 (V2) Roketinin Kesiti

Resim.1) Daha sonra V2 olarak adlandırılacak alman A4 roketinin boyuna kesiti ve atâlet seyrüsefer donanımının [kırmızı] yerleşimi, 1943 civarı.

Ve bütün bu ar-ge çalışmaları daha sonra V2 adıyla meşhur olacak A4 adlı silaha [Resim.1] ulaşılmasını sağladı. A4 için iki farklı güdüm sistemi geliştirilmişti. Bunlar ilki LEV-3 olarak adlandırılan donanımdır. LEV-3 iki serbest jiroskop, kumanda gerilimölçerleri, sarkaçlar, servo motorlar ve bağlantı bileşenlerinden meydana gelen bir düzen ihtiva ediyordu.

Devamını oku...
 
Gemiler için Curcuna Boyası
Pazar, 09 Haziran 2019

Geçen hafta içinde yakın bir arkadaşım, birbuçuk sene kadar önce hasarlı olarak aldığı ondört metrelik yeni yelkenli kayığının tamir işlerinin bitmekte olduğunu ve sıranın boyaya geldiğini söyleyerek, henüz boyamadan önce nasıl bir renk tercihi yapacağına daha iyi karar verebilmek için söz konusu teknenin dijital olarak renklendirilmiş görüntülerini oluşturmamı istemişti.

Optik yanılsama ve gözler

Bu doğrultuda hazırlanan ilk düz renk numuneleri kendisini kesmeyince bir de "göz kamaştırıcı" "curcuna boyası" uygulaması daha yapıp gönderdim. Aslında bu tür gemi boyama çalışmalarının hikâyesi geçtiğimiz yüzyılın başlarına uzanmakta olduğu için, bilâhare bu ilgi çekici hususu burada da kısaca ele almak iyi bir fikir gibi de görünüverdi...

Devamını oku...
 
Türk Atları Vistül ve Oder'den Su İçtiğinde
Çarşamba, 05 Haziran 2019

Leh milleti tarih boyunca defalarca çok büyük kırımlara uğramıştır. Türklerin bu millet ile olan ilişkileri ise oldukça eski dönemlere dayanmakta olduğu gibi büyük ölçüde olumlu bir mâhiyette seyretmiştir denilebilir. Tabii ki Türk-Leh ilişkileri gibi son derece kapsamlı bir konunun buradaki birkaç satırdan ibâret yazı içinde ele alınması düşünülmüyor. Bununla birlikte meselenin dâima önemli bir boyutunu meydana getiren iki önemli üçüncü taraf milletten biri olan almanların konuya müdahalesi hakkında güncel gelişmelere bağlı olarak bir iki kelâm edilebilirdi.

Aşağıdaki haritada özetlendiği üzere geçtiğimiz asır almanlar için büyük kayıplara sebep oldu. Diğer taraftan ilk iki dünya savaşında yaşadığı ağır hezimetler sonrasında taktik değiştiren Almanya bu kez daha ingilizvâri hareket etmeye başlayarak zâten tamamen kendi hâkimiyeti altında bulunan Avrupa Birliği yapılanmasını kullanmak sûretiyle uzun menzilli stratejik emellerine ulaşmak noktasında bu kez küçük adımlarla ilerlemeye başladı.

1919-1945 döneminde gerçekleşen alman toprak kayıplarının haritası

Resim.1) 20.yüzyılın ortasında tatlı tatlı Lebensraum(!) hevesinin peşinde koşarken, kendileri için artık şemsiyenin açılmaz hâle gelivermesiyle neye uğradıklarını ancak anlayabilen nemçelilerin vaziyetini özetleyen harita. Fakat yakın dönem içinde mevcut durumu tekrar tersine çevirebilecek yönde ilerlemeye de başladılar.

Lehlerin, alman anavatanını işgâl etmiş durumda bulunduğuna inanmakta olan mevcut alman derin devleti, yakın dönem içinde AB kozunu çok etkili olarak kullanarak Polonya üzerinde büyük bir hâkimiyet tesis etmeye başladı ki bu durumun kısa vâdede olmasa bile orta/uzun vâdede, bugün için âdeta efsunlanmış bir hâle getirilen Lehistan'ı bir kez daha perişan edebileceğini, tarihteki işaretlere de bakarak kolayca tahmin edebiliriz.

Belki kimileri için şaşırtıcı olabilecek bir şekilde; tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de bu denklemin en önemli bileşenlerinden biri yine Türklerdir. Bu durumun açık işaretleri de mevcuttur ve örneğin alman istihbâratı tarafından; akademik câmiadan, medyaya ve oradan vekil teröristlere kadar çok geniş bir yelpazedeki oyuncular vasıtasıyla Polonya'da yürütülmekte olan Türk karşıtı faaliyetler, söz konusu eşitliği rahatça kavrayabilmek için yeterlidir. Lâfı daha fazla uzatmadan tam da bu hususta İlber Ortaylı tarafından, son derece önemli bir şekilde Polonya'da ve polonyalılara yönelik olarak 2017 içinde söylenenlerden bir cümle alırsak:

"Polonya'daki Türk karşıtı propaganda gizli ve/veya açık olarak almanlar atrafında yürütülüyorsa bu tartışılması gereken bir husustur çünkü almanların çok ciddi bir Türk karşıtı propaganda yürüttüklerini biliyorum."

Söz konusu konuşmanın en azından bu yazının içeriği ile ilgili kısa bir bölümünü aşağıdaki vidyo vasıtasıyla dinlemenizi tavsiye ederim. İngilizceyi anlayamayanlar için sağ alt köşeden türkçe altyazı seçeneği kullanılabilir.

Yukarıda sadece konuyla alâkalı kısa bir bölümü sunulan konuşmanın tamamını izlemek isteyenler için: https://youtu.be/z6gPrO29zm8

Nihâyet bu mevzuyu meşhur bir Leh atasözü ile noktalayabiliriz:

"Póki swiat swiatem, Polak Niemcowi nie bedzie bratem."

Bu sözü lehçeden türkçeye çevirmeye çalışırsak şöyledir: Dünya durdukça lehler ve almanlar dost olmayacaktır!
Ve bu sözün önümüzdeki günlerde de gerçekliğini koruyabilmesini sağlayabilmek için almanlar tarafından Polonya'da gerçekleştirilen ve şiddeti giderek artmakta olan bu Türk karşıtı faaliyetlere artık misliyle karşılık vermeye başlamak zorundayız çünkü hem Türklerin hem de Lehlerin çıkarları bu doğrultudadır.

 
Üsküdar'ın Kancabaşları
Çarşamba, 29 Mayıs 2019

Kancabaş olarak adlandırılan kayıklar Türk denizcilik kültürünün nâdide ve özgün örneklerindendi. İstanbul merkezli bir dağılımla Boğaziçi kıyıları hâricinde, Batı Karadeniz ve Çanakkale'ye kadar bütün Marmara Denizi bölgelerinde yirminci asrın ortalarına kadar yaygın olarak kullanılmış fakat 1970'lerde; kendi köklerini ve engin denizcilik kültürünü sadece bir nesil içinde, neredeyse tamamen gönüllü olarak terk eden bir milletin umursamazlığı neticesinde yok olmuşlardı.

Üsküdar kıyısındaki Şemsi Ahmet Paşa (Kuşkonmaz) Camii Rıhtımında bir Kancabaş, ~1942

Resim.1) Üsküdar sahilindeki muhteşem Mimar Sinan eseri Şemsi Ahmet Paşa Camii'nin rıhtımına iskele olmuş muhtemelen altı çifte bir Kancabaş (Alamana) hemen gerideki kayıkhanede ikincisi hazırlanıyor. Tahminî olarak sene 1942. Arkadaki Reji binaları ile Cami arasındaki arazi 1980'lere kadar kayık çekeği olarak kullanılmıştır ki aşağıdaki resimlerin pek çoğu tam da bu bölge civarında çekilmiştir.

Devamını oku...
 
Kuş ve Kuvantum
Perşembe, 23 Mayıs 2019

Kuşların, bilhassa çok uzun menzilli göçler yapan kuş türlerinin yön bulma ve seyrüsefer yetenekleri çok uzun zamandır insanoğlunun dikkâtini çekmektedir. Her ne kadar bunu nasıl becerebildikleri uzun süre boyunca bir muamma olarak kalsa da yine de insan; posta güvercinleri örneğinde olduğu gibi binlerce yıldır bu yeteneği kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı başarmıştır ki gözlem ile öğrenme ve uyarlama da bizim türümüzün bir yeteneğidir.

Güvercin

Diğer taraftan kuşlardaki bu müthiş kabiliyetin kökenlerini anlayabilme dürtüsü ile kabaca son yarım asır için de belirli seviyede bir ilerleme sağlanabilmiş ve son beş-on sene içinde ise daha da ufuk açıcı bilgilerin elde edilebilmesiyle çok önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Pek çok omurgalı canlı gibi kuşlar da algılama açısından ağırlıklı olarak görüş yeteneklerine bağımlıdır ve bu doğrultuda, göçler esnasında görsel kerterizleri de değerlendirerek hareket ettikleri bilinmektedir. 1950-55 dönemindeki öncü araştırmalar günışığı şartlarında güneşin ve 1955-60 döneminde ise gece şartlarında yıldızların, kuşlar tarafından seyrüsefer için kullanıldığına yönelik ilk bulgulara ulaşılmıştı.

Bununla birlikte güneşin ve yıldızların görülemediği hava koşullarında da kuşların başarıyla yön bulabilmeye devam edebilmesi, sahip olabilecekleri muhtemel ilâve algılama yetenekleri üzerinde araştırmalar yapılması sonucunu doğurmuştu. Böylelikle kuşların kokuları, hava akımlarını, ses dalgalarını vs. kullanarak da seyir yapabildiği yönünde varsayımlar ortaya çıkmıştı. Günümüz itibarı ile üzerinde en yoğun olarak çalışılan saha ise kuşların "yeryüzünün manyetik alanını" da seyrüsefer amacıyla kullandığı varsayımıydı.

Devamını oku...
 
Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlar
Pazar, 19 Mayıs 2019

Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlarİstihbarat, tarih boyunca devletlerin ayakta kalabilmeleri için ihtiyaç duyulan başlıca yeteneklerden biri, muhtemelen de en önemlisi olmuştur. Nitekim dünya tarihinde belirleyici etkileri olan pek çok büyük savaşın sonucunu da askeri güçten ziyâde istihbarat faaliyetleri hatta kimi zaman tek bir casus belirlemiştir.

Zamana bağlı olarak teknikler belki biraz değişiklikler gösteriyor olsa bile gelecekte de durumun bu şekilde devam edeceğini iddia etmek makûl olacaktır.

Casusluk, karşı-casusluk, beşinci kol faaliyetleri, sosyal mühendislik, propaganda vs. gibi bileşenlerden meydana gelen istihbarat uygulamaları yeterli karşı tedbirlerin alınmadığı durumlarda hedef ülkeler ve milletler üzerinde yok edici etkiler meydana gelmesini gâyet kolay bir şekilde sağlayabilmektedir.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz 1994 tarihli bu ilgi çekici kitap da 20.Yüzyılın ilk yarısı için yukarıda bahsi geçen meselenin bizi doğrudan ilgilendiren bölümleri hakkında verdiği kısa ama öz bilgilerle Teşkilât-ı Mahsusa'dan başlayarak Karakol Cemiyeti, MM (Milli Mukavemet?), MEH (Milli Emniyet Hizmetleri), MAH (Milli Amele Hizmet) ve MİT'e (Milli İstihbarat Teşkilâtı) gelinceye kadar geçen olaylar silsilesini okuyucuya sunmaktadır.

Doğrusu bu veriler, okuyucular açısından hangi siyasi görüşten olunursa olunsun, edinilmiş/aşılanmış sığ düşünce kalıplarının düz mantığını sarsabilecek ayrıntılara da sahiptir... Eserden küçük birkaç alıntıyı [sarı] sunmak gerekirse:

"Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının Fransa'nın Şam Konsolosluğu'na düzenlediği baskında ele geçirilen dosyalar "Arap Masası"nda değerlendirilmiş ve ortaya ürkütücü bir tablo çıkmıştı. İstanbul'da ihtilâlci bir "Arap örgütü" faaliyet gösteriyordu."

15 Temmuz teşebbüsünde, artık pek üzerinde durulmayan ama çok önemli bir eylem noktası olan "Büyükada"nın aslında bu meselelerin tam olarak neresinde olduğunu belki biraz daha iyi incelemek gerekir(di), sembolizm mi? Yoksa daha da fazlası mı?

"El Ehâ-ül Arabî" örgütünü Şam mebusu Şefik el-Müeyyet ile Nedret ül Madran kurmuştu. İdare merkezleri Büyükada'ydı ve evin sahibi bir Osmanlı vatandaşı olan Rum Kozmidi Efendi'ydi. Kozmidi aynı zamanda bir Osmanlı mebusuydu..."

"... Osmanlı hizmetindeyken devlet aleyhinde faaliyette bulunanlar sadece mebuslar değildi. Aralarında subaylar ve idarî başkanlar da vardı... Ama Türklere karşı faaliyette bulunanlar sadece Araplar değildi ki... Paçacızade Mezâhim gibi asılları Türk olanlar da bu faaliyetlerin içinde yer almıştı."

"Şiddet yanlısı Arap teşkilatları ve İngiliz Gizli Servisi'nin Araplar üzerindeki etkisi ile Osmanlı İmparatorluğu sadece askerî yönden değil sivil yönden de çökertilmişi."

Aslında Teşkilat-ı Mahsusa daha geleneksel anlamıyla bir istihbarat teşkilatından ziyâde silahlı hareket ağırlıklı bir tür gayri nizami harp teşkilatı olarak nitelendirilebilir ki bu yapısı ile kendinden sonra gelen zaman diliminde dünya çapında dikkât çekmiş, özellikle yabancılar tarafından itinayla incelenmiş ve hatta örnek alınmış özelliklere sahiptir.

"Teşkilat-ı Mahsusa özellikle yabancı araştırmacılar [1] tarafından 2.Abdülhamid dönemi casusluk örgütünün devamı gibi gösterilir. Oysa hem siyasal yapısı hem de dönemin Avrupa siyaseti buna uygun değildir."

İçimizdeki İrlandalılar; acaba bunlar Türklere karşı tamamen dini temelli bir düşmanlık ile hareket eden koyu Katolikler içinden mi çıkıyordu yoksa İngilizlere derinden bağlı Protestan olanlar içinden mi?

"İngiliz Gizli Servisi'nin kaynayan kazan haline gelen Ortadoğu'ya gönderdiği çoğu İrlandalı olan ajanlar..."

Bu İrlanda kökenli İngiliz ajanlarından en dikkât çekenlerinden biri Bennet idi:

"İngiliz istihbarat subayı ... John Godolphin Bennet, İstanbul'a 1918 yılında geldiğinde henüz 30 yaşındaydı... Anadolu ile bağlantı kuran yüzlerce mukavemet teşkilatı üyesini yakalatmış ve işkence ettirmişti. Kemalettin Şükrü Bey, İşgal Faciaları başlığı ile yayınladığı tefrikada, Bennet'in Türkçe dahil Şark dillerine vakıf olduğunu ifade eder ve onu "İngilizlerin Türk halkı üzerine musallat ettiği bela" olarak tanımlar... Aziz Hüdai Akdemir'e göre çok Türkün yuvasını söndürmüş bir maceraperesttir."

"Teşkilat mensupları tarafından Büyükdere'deki bir gece aleminden dönerken İstinye'de pusuya düşürülmüş ve ayağından yaralanıp ölümden zor kurtulmuştu. Tetikçi Manastırlı Deli Ömer'di... Fransız hastanesinde uzun süren bir tedavi görmüş ve sakat kalmıştı."

"Sonrasında ... Londra'da bir tekke açmıştır. Whitness yani "Şahit" isimli kitabı ... geçmişin yalancı şahidi olmuştu."

Bu herifin İngiltere'ye döndükten sonra bir tekke(!) açmış olması, faaliyetlerini hangi doğrultuda sürdürdüğü hakkında bâzı ipuçları verebilirken diğer taraftan Teşvikiye'nin meşhur Alman Baron'unun aynı zaman dilimi civarında, Bektâşi kisvesi altında Türkiye ve Almanya merkezli sürdürdüğü karanlık faaliyetleri de hatıra getirmektedir doğrusu...

Hazır yeri gelmişken Üsküdar'a da iki cümle ile değinelim:

"Karakol Cemiyeti'nin bir de Üsküdar Grubu vardı. Bu grubun İstanbul ve İzmit arasında muntazam bir menzil hattı kurmuş oldukları biliniyordu. Bu menzil hattı gerçekten mühim bir kuruluştu."

"İngiliz istihbaratının ana görevleri arasında, Doğu ve Günedoğu'da etnik grupları harekete geçirmek, padişah çevresini yönetmek ve İngiliz desteğini sağlayacak kuruluşları oluşturmak da vardı."

"Kısa adlandırmasıyla "I.C."nin (İstanbul Merkezi) faaliyet alanı içindeki muhbir ve ajanlar, mesleğinin erbabı İngilizler, Yunan uyruklular ve Rumlar, İngiliz kültür ve himayesi görmüş Hintliler, Ermeniler, Araplar ile Türk ve diğer işbirlikçilerdi."

... çok sayıda Türk ajan da İngiltere hesabına çalışmıştı. Said Molla, Emin, Enver, Adil Hafız Cemal, Mehmet Ali, Süleyman Paşa, Tevfik Bey, Dişçi İhsan, Hikmet, Değirmendereli Kazım, Merkez Memuru Mazlum, Hamdi, Vasfi, Terzi Mehmet, Tayyar, Ferid Cavit ve Çerkes Ragıp bu ajanların belli başlılarıydı. Tabii ki bu isimlerin dışında bilinen ve bilinmeyen yüzlerce muhbir ve "toplayıcı" tabir edilen haber taşıyıcılar vardı."

"İngiliz istihbaratı içinde bir de Ermeni vatandaşımız vardı. Milliciler adına çalışan bu ajan, daha sonra Ankara'ya geçerek İslamiyet'i kabul edecekti... Bu ajan Necati Bey'di."

Nihayet Milli Mücadele başarıyla tamamlandıktan sonra:

"(1926'da) İstanbul'daki Yıldız Harb Akademisi'nde, sivil ve asker uzmanlarla çalışmaya başlayan Nikolai'nin (Oberst Walter Nikolai, Alman) yetiştirdiği ilk elemanlar, Almanya'da pratik eğitimden geçerek yurda dönecekti."

"(Bu) teşkilat "Milli Amele Hizmet" adını taşıyordu."

"6 Ocak 1927 de dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın emri ile merkezi Ankara'da olmak üzere teşkilatın İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Kars şubeleri de açılmıştı. Teşkilatın faaliyeti Ankara'daki Hacı Bayram Camii yakınlarındaki ahşap bir binadan yürütülüyordu."

"İkinci Dünya Savaşı sırasındaki istihbarat faaliyetleri, zaman zaman Almanları ve müttefikleri de hayrete düşürecek kadar başarılı olmuştu."

Velhâsıl, baştan sona son derece ilgi çekici ayrıntılar ihtiva eden bu kitap meraklılarına tavsiye edilir...

 
Yusufçuk
Perşembe, 25 Nisan 2019

Yakın dönemde giderek önemini artıran mikro insansız araçlar teknolojisine yönelik gerçekleştirilen ar-ge çalışmaları açısından uçan böcek türleri bu alanda çalışanlar tarafından giderek artan oranda incelenmektedir. Gerek büyüklüğü gerekse mükemmel uçuş yetenekleri sebebiyle de yusufçuk adlı böcek söz konusu biyotaklit çalışmaları açısından üzerinde en çok araştırma yapılan canlıların başında gelmektedir.

Bu doğrultuda ele almaya başladığımız konular bağlamında denel ve hesaplamalı benzer çalışmaların [1] [2] [3] ... açık kaynaklarda ulaşılabilir olmasının da etkisiyle yusufçuk kanadını temel alan iki boyutlu durağan kesit için hesaplamalı çalışmalar ve elde edilen bâzı sonuçlar bu sayfada konuya ilgi duyabilecek olanlara sunulacaktır.

Yusufçuk Kanadı

Resim.1) İki çift kanada sahip olan yusufçuk adlı böceğin kanatlarından birinin yakından görünüşü ve tâkip eden hesaplamalı çalışmalarda kullanılan temsili 2B yusufçuk kanadı ve naca0012 kesitleri.

Devamını oku...
 
Hevâya Gitti Hep Bunca Emekler
Pazartesi, 22 Nisan 2019

Bilinmeyen bir tarihte Üsküdar'da doğan Hacı Faik Bey 19.Yüzyılın en önemli bestekârlarından biridir. Beşyüzden fazla eser bestelediği düşünüldüğü hâlde bunlardan ancak yüzelli kadarının günümüze ulaşabildiği söylenmektedir. Herhalde aşağıdaki iki dörtlükte gördüğünüz eserini duymamış olan da pek yoktur;

Nihansın dideden ey mest-i nâzım
Bana sensiz cihanda can ne lâzım
Benim sensin felekde çâresâzım(*)
Bana sensiz cihanda can ne lâzım

Revadır(*) mâtemin tutsa felekler
Bana insan değil ağlar melekler
Hevâya gitti hep bunca emekler
Bana sensiz cihanda can ne lâzım


(*) Uzun yıllardır farklı sanatçılar tarafından gerçekleştirilen yorumların bir bölümünde "Revadır" yerine "Sezadır" ifâdesi de kullanılmaktadır ki her iki kelime de hemen hemen aynı anlama gelmektedir; lâyık, uygun, yaraşır...
Benzer şekilde farklı icralarda "Çâresâzım" ve "Sâyesâzım" kelimeleri de kullanılmaktadır ve bu kez anlam değişmekte olsa da ilgi çekici bir şekilde her iki ifâde de uygun düşmektedir ama acaba ilk yazıldığı hâlinde hangileri mevcuttu?

Böyle bir giriş müdâvim ziyaretçiler için bir miktâr şaşırtıcı olabilir ne de olsa sitenin akış hattı çok daha farklı gibidir ama yine de acele karar vermeyin, eksen kayması yok ;)

Bestesi yanında güftesi de bizzat Hacı Faik Bey'e ait olan bu eserin ortaya konmasına sebep olan hâdise ise yazının temel konusunu teşkil edecektir...

Devamını oku...
 
Suda Kurt Sürüsü
Pazar, 21 Nisan 2019

Ağ Merkezli Harekât (AMH) kavramının sualtına da taşınması üzerinde uzun süre önce ilk kez ABD'de çalışılmaya başlanmıştı. Zaman içinde, denizciliği kendileri açısından çok önemli olarak kabûl eden diğer bâzı ülkeler de aynı konuya ilgi duydu. Sualtı ağları konusu başlı başına çok kapsamlı ve muhtelif önemli alt başlıklara sahip, görece yeni bir kavram olmakla birlikte yazının başlığından da anlaşılabildiği üzere şimdilik sadece küçük bir bölümüne kısaca temas edilmeye çalışılacak.

Suda Kurt Sürüsü [4]

Denizaltıların (ve kısmen gemilerin de) gerek akustik izlerinin gerekse sonar kesit alanlarının teknolojik gelişmelere bağlı olarak giderek zayıflatılabilmesi, ilâve olarak yumuşak-imha karşı-önlem araçları olarak adlandırılan çeşitli akustik aldatıcıların da iyice yaygınlaşması sonucunda denizaltıya (ve duruma göre gemiye) karşı torpil kullanılarak gerçekleştirilebilecek çatışma senaryolarında, günümüz itibarı ile torpiller aleyhine bir durum oluşmuş durumdadır denilebilir.

Devamını oku...
 
Altıyüzbir.Sekizyüzbir.Bir.Beşyüzaltmışdört
Cumartesi, 20 Nisan 2019

İki İbrahim - Müteferrika ve Halefiİbrahim Müteferrika denince insanın aklına düşen ilk imgeler daha ilk mektepten başlayarak zihnimize yerleştirilmiş mâlûm kalıplaşmış, sığ, güdük bir takım kırıntılar olarak zuhur ediyor öyle değil mi?

Nihayetinde insanların çoğu artık içlerine ustaca(!) yerleştirilmiş böyle türlü türlü düşünce kalıplarına her şart altında ve yanlışlığı kesin olarak ispatlansa dahi, ölene kadar bağlı kalmayı tercih ediyorlar ki bu zaafı kullanarak, toplum mühendisliği uygulamalarına hâkim durumda olan milletler diğer milletleri kolayca maymuna çevirebiliyorlar.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz, Şubat 2019 itibarı ile birinci baskısı yayınlanan ve Kemal Beydilli tarafından yazılan kitap; İbrahim Müteferrika ve çevresinde gelişen olayları ki belki dönen dolapları demek daha iyi bir ifâde olur, belgelere dayanan en yeni tarihi bulgularla birlikte son derece titiz bir şekilde okuyucuya sunarak, öğrenmeyi ve düşünmeyi terk etmek istemeyen türdeki insanlara yeni bir ufuk açabilecek mâhiyettedir.

Kitaptan da biraz alıntı [sarı] vermek gerekirse:

"Çalışmamızın bu kısmında üç husus ortaya çıkmıştır:

1. İbrahim Müteferrika'nın (Macar mühtedisi), Bonneval (Fransız mühtedisi, nam-ı diğer Humbaracı Ahmet Paşa), evlatlığı Süleyman (İtalyan mühtedisi) ve kendi yetiştirmesi olan Küçük İbrahim (Osmanlı Kadısı) ile birlikte İstanbul'daki elçiler arasında bilinen, oldukça karanlık işlere erken tarihlerden itibaren karışan, edinilen bilgileri paraya tahvil eden bir ekip içinde yer alan ve bizzat kendisinin de elçilere "mahremâne" bilgiler ileten, şifre koduyla (601.801.1.564) anılan bir istihbarat kaynağı olduğu...

Hakkında vermiş olduğumuz bütün bu bilgilerin, daha ziyade matbaa kurusucusu ve kitap basımı işiyle uğraşan bir kültür adamı olarak tanıdığımız Müteferrika'nın genel imajını bir ölçüde değiştirecek mahiyette olduğu açıktır. Bütün bunların yanında Müteferrika'nın ayrıca açıkça dile getirilmeyen başka bir siyasi kimliğe daha sahip olduğu vurgulanmalıdır. Müteferrika aynı zamanda koyu bir "Macar" milliyetçisidir ve son nefesine kadar sürdürdüğü Avusturya karşıtlığı buradan kaynaklanmaktadır. Bu anlamda intikam duygusuyla hareket eden Bonneval'den farklı bir motivasyona sahip olduğu açıktır.

... Müteferrika, 1736'da başlayan Osmanlı-Avusturya savaşlarının devam etmesini ve özellikle 1740'dan itibaren on seneye yakın bir süre Veraset Savaşları sebebiyle zor günler geçirecek olan Habsburglar'ın hezimete uğramasını, vatanının kurtulmasında vazgeçilmez bir unsur olarak görür ve Osmanlı Devleti'nin yıpratıcı İran savaşlarına rağmen Avusturya ile asla barış yapmaması için çalışır..."

Son söz olarak denebilir ki gâyet hassas bir şekilde ciddi bir emek verilerek gerçekleştirilen böyle çalışmaları görünce, geleceğimiz hakkında biraz iyimser olabilmek de mümkündür.

 
Devrim
Cuma, 19 Nisan 2019

Sadece 129 gün içinde sıfırdan başlayarak moturu dâhil(!) bir otomobilin tamamını önce tasarlayıp sonra imâl eden mühendislerin gerçek hikâyesi. Son derece samimî bir şekilde gerçekleşen bu söyleşinin her cümlesi geleceğin mühendis adayları tarafından dikkâtle dinlenmesi gereken birer ders niteliğindedir demek yanlış olmaz. Doğrusu önyargılarında boğulmuş eski neslin dinlemesine pek gerek yoktur!

Devrim çalışmasının gerçekleştirildiği dönemde ülkenin imkânlarının daha doğrusu imkânsızlıkların ne seviyede olduğunu iyi düşünmek ve günümüzle bir karşılaştırma yapmak de gerekir. O devirde Türkiyenin çok büyük bir bölümünde elektrik bile yoktu! Buradan hareketle ülke ve millet olarak sıkıntılarımızın görünür değil de gerçek kaynaklarının neler olduğu, mesela sıradan bir numune olarak, yılan hikâyesine dönen tank motoru mevzusunun uzun yıllardır neden ilerlemediği falan gibi konulara girmenin pek bir alemi de yok öyle değil mi...

Devrimi yapan mühendislerden biri ve en genci olan Kemalettin Vardar artık fâni alemden ayrıldı, Allah râzı olsun ve rahmet eylesin! Son olarak bu söyleşiyi gerçekleştirip kayıt altına alarak böylesine ibretlik bilgileri çok geç olup kaybolmaktan kurtaran arkadaşlara da en azından şahsım adına teşekkür ederim.

Yaftalar:
 
Tik Tak Tik ...
Perşembe, 18 Nisan 2019

Birleşmiş Milletler ve Hipersonik Silahların SınırlandırılmasıŞubat 2019 itibarı ile Birleşmiş Milletler alt kuruluşlarından biri, hipersonik silahlar hakkında elli sayfalık bir belge [1] yayınladı. Böylelikle, zâten bir süredir beklendiği üzere ABD tarafından söz konusu teknolojinin diğer ülkelerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla yürütülmesi düşünülen çalışmanın ilk resmî denilebilecek adımı da atılmış oldu.

Hipersonik (Yüksek Sesüstü) silahlar farklı türlerde olabilmekle birlikte bahsi geçen rapor Hipersonik Süzülme Araçları (HSA) olarak tanımlanan silahları merkeze almış durumdadır. Bu konuyu daha fazla merak edenler [2]'yi incelemekle işe başlayabilir. Hızlan-Süzül teknolojisi kullanan bu tür araçlar ile ilgili ilk çalışmalar 1930'larda başlamış olsa da çözümlerin gerçekten kullanılabilir seviyeye ulaşması 2000'lerde gerçekleşmiştir. Günümüzde ancak üç ülke belli bir olgunluk seviyesine ulaşmış HSA yeteneğine sahip kabûl edilmektedir: ABD, Çin ve Rusya.

Birinci seviyedeki bu ilk üç ülkeye ilâve olarak Avustralya, Fransa, Hindistan ve Japonya söz konusu sahada çalışmakta olan ve gereken asgari yeteneğe ulaşmış veya ulaşmaya yakın oldukları tahmin edilen ülkelerdir.

Fakat daha farklı hipersonik silahlar üzerinde daha farklı ülkeler tarafından yürütülen çalışmalar da mevcuttur. Örneğin deniz hedeflerine karşı kullanılmak üzere bir Alman-İsveç ortaklığıyla, 300m irtifanın altında uçan hipersonik seyir füzesi hedefiyle gerçekleştirilen denemelerde henüz 2003 yılında Mach7'ye ulaşılmış fakat daha sonra muhtemel bir dış baskı sebebiyle ortaklık bozulunca bu çalışma ilerleyememişti.

Tekrar bahsi geçen BM belgesine dönersek 30.sayfa ile başlayan ve uygulanabilecek muhtemel kısıtlama yaklaşımların tartışıldığı bölüm önemli olarak kabûl edilmelidir. Artık Türk Savunma Sanayii konularına giremeyeceğimiz için hazırlanmakta olan bu yeni tuzaktan kurtulabilmek için neler yapılması gerekeceği hususuna değinmeden mevzuyu kapatabiliriz...

 
Çok Alçak Re için Bir Çözüm Denemesi
Çarşamba, 17 Nisan 2019

Bâzı mühendislik çalışmaları açısından çok alçak Reynolds sayılarındaki akış şartları son derece önemli hâle gelmektedir. Bu doğrultuda, ileride ele alınması düşünülen, bilhassa biyotaklit temelli incelemeler için gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulan doğrulama faaliyetinin başlangıcını meydana getirecek olan bu ilk denemenin özeti aşağıda ilgilenenlere sunulacaktır.

NACA0012 kesiti etrafında Re 1.000 için hesaplanan girdaplılık dağılımı

Bu çalışmada OpenFOAM yerine Gerris adlı çözücüyü kullanmayı tercih ettim. Her ne kadar OpenFOAM ile de aynı çalışma gerçekleştirilebilecek olsa da söz konusu tercihin birden fazla mâkûl sebebi mevcuttu ki daha sonra yeri geldikçe bunlardan bahsedilecektir. Yeni sitede farklı açık-kaynak mühendislik yazılımlarına da ağırlık vererek olabildiğince fazla genç mühendis adayı ve mühendisin bu doğrultuda hem kendi hem de ülke çıkarları açısından doğru olan istikâmeti görebilmesi için küçük bir katkı sağlayabilmeyi de ümit ediyorum...

Devamını oku...
 
Türkiyenin Savunması Boğazlarda Başlar
Salı, 16 Nisan 2019

Eh başlık biraz beylik bir lâf oldu gibi ya neyse. Ama en azından buradaki Boğazlar ifâdesi ilk anda akla gelenlerden farklı olduğu için yine de idâre eder. Zaten düşman bir kez daha Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına dayandıysa yine başımız büyük bir belâda demektir öyle değil mi? Eğer tarihin tekerrürü üzerinde bir miktar kafa yorulursa mevcut düşman(lar)ın kaçınılmaz saldırısına karşı çok daha etkili bir savunma hattına ihtiyaç duyulacağı anlaşılabilir.

Dolayısı ile bu toprakları savunabilmek için ilk hattı biraz(!) daha uzakta ve denizde kurmamız gerekir ki zamanı geldiğinde; kim olacakları açıkça mâlûm saldırganların ağırlık merkezlerinin deniz gücü olacağı da aşikâr olduğuna göre, kademeli bir müdâfa kurgusu oluşturulabilsin.

Devamını oku...
 
Telif Hakkı © 1997-2019 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!