Baş Üryân Sîne Püryân
Salı, 09 Nisan 2019

Üsküdar'da mezarlık, 1890'lar.

Doğrusunu söylemek gerekirse önceki site hayatını tamamlandıktan sonra ziyaretçilerden gelen tepkiler gerçekten son derece şaşırtıcı ve beklenmedik oldu. Diğer taraftan kapanış yazısında bahsi geçen taktik varsayımın(!) gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı da kısa zamanda anlaşıldı...

Mezar taşlarını koyun mu sandın?

Bu arada başa gelen bâzı şahsî hadiselerle de birleşince çalışmaya(!) devam etmek gerekli hâle geldi. Yine de bu kez hem içerik seçiminde hem de sunum tarzında öncekine göre daha farklı bir çerçeve içinde kalınması düşünülüyor.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Refah
Cumartesi, 19 Ekim 2019

İkinci Dünya Savaşına, sonuçların belirlenmesi ve etkilerinin büyüklüğü açısından "Casuslar Savaşı" demek pek de hatalı olmasa gerek. Bu küresel çatışma esnasında gerçekleşen istihbârat faaliyetlerinin sadece bilinenleri bile çok şaşırtıcı ayrıntılara sahip olabilmektedir. Söz konusu harekâtların aldatma odaklı olanlarının büyük çaplıları kırktan fazladır ki bunların bir bölümü katmanlar halinde birbirleriyle bağlantılı olacak şekilde dikkâtlice örülmüş, iç içe geçmiş çalışmalardır.

Örneğin 1943'de "Barclay" adı verilen aldatma harekâtı ile almanların dikkâtlerinin müttefiklerin gerçek hedefleri olan Sicilya'dan ("Husky Harekâtı") uzaklaştırılması ve böylelikle kolayca büyük bir başarıya ulaşılması sağlanabilmiştir. Barclay'in alt bölümlerinden en önemlisi ve bu aldatma kurgusunun temelini oluşturan çalışma ise "Mincemeat Harekâtı" idi.

Devamını oku...
 
Pasparlak
Salı, 15 Ekim 2019

Dün, hazırlanmakta olan "Refah Faciası" hakkındaki yazı için döneme ait resmî belgeleri ararken kamuoyu tarafından "Fulbright Anlaşması" olarak bilinen vahim hâdisenin resmî belgesine [1] TBMM'nin genelağ sitesinde istemeden (ve nihâyet) denk geldim. Aslında uzun zaman önce de bu belgeyi aramış ama bir türlü bulamamıştım ve şimdi Refah'dan önce rotada küçük bir değişiklik yapmak elzem oldu.

Fulbright Anlaşmasının Resmî belgesinin ilk satırları...

Resim.1) Uzun yıllar boyunca devletin resmî görevlileri, düzenin sahipleri hatta Milli Eğitim Bakanları vs. tarafından, dalga geçer gibi, şehir efsanesi(!) olduğu iddia edilegelen 1949 tarihli anlaşmanın giriş bölümü ve ilk satırları.[1]

Devamını oku...
 
Nasıl Bi Dümen Çevirmeli?
Çarşamba, 09 Ekim 2019

Dümenler, gemilerin güvenle ve istenilen şekilde seyir yapabilmesi için son derece önemli, hayatî unsurlardır. Bu sebeple tasarımları da çok çeşitli açılardan dikkât ister örneğin hidrodinamik açıdan bakıldığında; gövde-dümen, pervane-dümen etkileşimleri gibi ayrıntılar da dümenin yapısından bağımsız olmalarına rağmen tasarımın başarılı olabilmesi için gözardı edilemeyecek kadar önemlidir. Kullanım alanlarına ve ihtiyaçlarına bağlı olarak dümenlerin mekanik nitelikleri de gâyet hassas ve zorlu mühendislik problemleri sunabilir.

Çalışmada kullanılan muhtelif dümen kesitleri

Resim.1) Burada yapılacak hesaplamalı incelemeler için seçilmiş, gemi dümenleri açısından önemli sayılabilecek bâzı kanat kesitleri.

Devamını oku...
 
Ordo Classem Ab Chao
Pazartesi, 23 Eylül 2019

Bir tahminde bulunmak gerekirse; bu yazıyı okumaya çalışanların yaklaşık %49'u ne denmek istendiğini hiçbir şekilde anlayamayacak, yaklaşık %37'si kısmen ucundan ama büyük ölçüde tersinden anlayacak ve inanmayacak, kabaca %13'ü anlayacak ama vaziyet icâbı inkâr etmesi gerektiği için öyle yapacak ve geriye kalan helâlinden yaklaşık %'1 ise çok iyi anlayacak ki işte sadece o birkaç kişi için yazmaya değerdi. İkinci itici etken olarak denilebilir ki; mîzan kurulup hesap görüldükten sonra defter elime iskeleden verildiğinde, hiç olmazsa üzerinde ilâve olarak bir de "dilsiz şeytan" yazmamasını sağlayabilme yönünde küçücük bir ümitten de bahsedilebilirdi.

"Eski Türklerle komşu olup sürekli geçimsizlik ve savaşlar yüzünden tedirgin olan Çinliler, istihbârâtı çok önemsemişti... Çinliler casuslarını daha çok din görevlilerinden seçiyorlardı. Gök Tanrı'yı kutsal sayan topluluklara kendi inançlarını benimsetmek isteyen Çinliler ... tapınaklarda yetişen din adamlarını bu topraklara göndermeye başlamışlardı. Bu gezginci ajan rahipler hem misyonerlik yapıyor hem de edindikleri bilgileri yetkililere veriyorlardı."

Devamını oku...
 
Rota Nasıl Verilir?
Pazar, 15 Eylül 2019

Rota Nasıl Verilir?Aslına bakılırsa yazının başlığına rağmen burada pek de rota verme gibi geniş bir konu ele alınacak değil, eğer bahsi geçecek kitaptan numune olarak yapılacak birkaç cümlelik alıntı hâriç tutulursa...

Yanda kapağı görülen kitabı bulabilenler o konuya da doğrudan girebilir fakat buradaki asıl mesele; basıldığı tarih itibarı ile dil, daha doğrusu Türkçe denizcilik dili ve yakın tarih dilimi içinde geldiği acı noktayı göstermeye yönelik nirengi noktalarından birini koymaktan ibâret olacak.

"M. Hayreddin Kaliçun tarafından yazılan ve 1938'de yayınlanan otuziki sayfalık bu küçük kitap bilhassa yazıldığı dönemin denizci dilini göstermesi açısından da önemli bir belge olarak değerlendirilebilir. Eğer fırsat olur da bu konu devam ettirilebilirse; ondört sene sonra Türkiye'nin Natoya girmesiyle başlayan sürecin (diğer hususlar yanında) denizci dili üzerindeki tahrip edici etkisi ve daha 1960'larda, yeni düzenin dile ve bu kök üzerinden ilgili herşeye ne seviyede bir hasar verdiği benzer örneklerle gösterilmeye çalışılacak. Neyse şimdilik lâfı daha fazla uzatmadan eserden küçük birkaç alıntıyı [sarı] sunmak gerekirse:

"Eğer ıskarça bir limanda iseniz; ilk rotanızı hazır edin, serbest sahaya çıkar çıkmaz da gemiyi bu cihete çevirin; artık bundan sonra da hem katiyetle bir mevki tayin hem de rota vaziyetini tashih ve tanzim edin."

"Muztar kalmadıkça veya lüzum görülmedikçe; geminin çektiği suya ve seyrettiği sür'ate göre muayyen bir kulaç hattından içeri girmeyin. En iyisi de 15 milden aşağı sür'atlerde eğer geminiz büyük ise; 10 kulaç, küçük ise 5 kulaç hattından daha fazla sahile sokulmayın."

"İskandilleri az olan ve kulaç hatları gösterilmemiş bulunan sahillere; alelhusus nehir, ırmak ve dere ağızlarına; bir dereceye kadar da münhat arazi kıyılarına pek fazla takarrub etmeyin."

"Geminizin pek ziyade hırpalanacağı veya yolunun pek çok azalacağı, sert rüzgâra ve kalın dalgaya karşı seyir müddeti - kıymet ve ehemmiyeti nisbetinde - ya sabit kalacak veya cüz'i uzayacak bir şekilde zikzak rotalarda dolaşmak veya saçak altına sokulmak suretile gemiyi yıpratmamaya ve sür'atini azaltmamaya dikkât edin."

"Geminizin sür'ati pek az ise veya ağır bir yedek çekmekde ise; veyahut gayet uzun bir mesafe geçilecek ise veya gayet uzun bir müddet seyredilecek ise; akıntı ve anafor cereyanlarından azamî derecede istifade etmeğe, daha olmazsa bunların makûs terislerini asgarî bir hadde indirmeğe dikkât edin."

"Okyanos rotalarının; dairei azime kavislerinden ziyade; umumî akıntılara ve daimi rüzgârlara; alelhusus mevsimlerin seyrusefere daha müsaâdekâr olabileceği sahalara göre bittecrübe tesbit edilmiş vaziyetlerde olduğunu unutmayın."

"Açık bir denizde ve uzun bir rotada seyirinizi kontrol için; rasadlarınızı kemere cihetinde ve omurga istikametinde kalan yıldızlardan yapın."

"Yelkenli gemilerin seyirlerinde nazarı dikkâde alınması lâzımgelen, hava ve denizin bazı hususiyetlerine zamimeten; gemilerin sancak ve iskele konturalarındaki asgarî orsa zaviyeleri; şiddeti ve istikameti sabit bir rüzgâr önündeki seyir cihetlerine nazaran sür'atleri ve düşmeleri; tramolaları bocalamaları ve saire ve saire gibi bir takım gemicilik kabiliyetlerinin de bilinmesi icab edeceği tabidir."

"Fırtınalı havalarda, dalgaların yuvarlanışı ile teknenin salınışı birleşik bir hal aldığı ve bu suretle gemi, gittikçe artan şiddetli ve imtidatlı yalpalarla devrilecek gibi fena vaziyetlerde kaldığı taktirde; ya sür'atinizi biraz arttırın veya rotanızı biraz değiştirin..."

Bu kitaba bir sahafta denk gelmiştim, elimdeki sadece birinci bölüm ve muhtemelen devâmı da mevcut. Eğer bir arama motorundan yardım istenirse bugünlerde aynı kitabı satan bir iki sahaf daha bulabilmek de mümkün gözüküyor...

 
Üç Eğilimeğrisi
Pazartesi, 09 Eylül 2019

Adının da işâret ettiği (Gnu's Not Unix!) üzere açık-kaynak hareketinin eski (1986) ve köklü yazılımlarından olan gnuplot, temel olarak komut satırından idâre edilen fonksiyon/veri çizim programıdır. Sâhip olduğu yetenekler sebebiyle dünya çapında bilim/mühendislik camiası tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır, fakat Türkiye açısından aynısını ifâde etmek biraz zordur, zirâ pencereci ve de tencereciyiz biz...

Bu yazılımı, ilgilenebilecek olan gençlere ve geleceğin mühendis adaylarına biraz tanıtabilmek için birşeyler söylemek icâb ediyordu. Uygulamalı bir örnek verebilmek için de ilgi çekici olabilecek bir konu gerekliydi. Bu doğrultuda sitenin gidişâtı ile de bağlantılı "takviyesiz silindirik kabukların burkulması" hakkında yayınlamış bir veri dizisi gâyet uygun gözüküverdi.

Önce unutmadan söz konusu veriye erişim sağlayalım:

♦ uçbirim:
wget http://alarga.uskudar.biz/dosyalar/noktalar.dat.tar.gz

İçeriğine bakıldığında görülebileceği gibi elimizde çeşitli yarıçap/kalınlık oranları için elde edilmiş denel burkulma yükü değerlerinin analitik çözüme oranlarını gösteren (x;y) düzeninde verilmiş ve boşluk/sekme ile ayrılmış 314 satır veri mevcut.

Devamını oku...
 
Kedidir Kedi
Perşembe, 29 Ağustos 2019

1997 Nobel fizik ödülü [1] ortak çalışma yapan üç kişi tarafından paylaşılmıştı: Steven Chu, Claude Cohen-Tannoudji ve William D. Phillips. "Lazer ışığı ile atomları soğutmak için yöntem geliştirilmesi"ni temel alan söz konusu çalışmanın açtığı yol, geleceğe yönelik son derece ilgi çekici teknolojik gelişmelerin de bir işâreti gibiydi. Mevzunun fizik temeline ve tarihçesine hızlı bir giriş yapmak isteyenler [2] ile işe başlayabilir çünkü meselenin bu tarafları pek de mevcut yazının kapsamında olmayacak.

Devamını oku...
 
Olmaz İlâç Sîne-i Sad Pâreme
Salı, 25 Haziran 2019

Biraz da "Milli Gemi"nin oldukça uzun hikâyesinden kısaca bahsedelim. Yine de gördüğünüz ve bildiğiniz kısmından değil de azıcık farklısından. Yoksa bilinenleri tekrar etmenin kime ne faydası olur? Kamuoyunun bildiği ve tanıdığı MİLGEM, meselenin meyvesiydi ama buraya nasıl bâdirelerden sonra gelinebildiği ve yol boyunca yaşananlar, çeşitli açılardan önemini dâima muhafaza edecektir ve unutulmaması gereklidir.

HRS 1.300 temelli ilk MİLGEM çalışmasına eşdeğer bir çizim

Resim.1) HRS 1.300 türevi, muhtemel ilk Milgem kavramsal tasarıma eşdeğer bir çizim. Silah yükü, düşük RKA önceliği ve gelişmiş hidrodinamik nitelikler dikkât çekici.

TCG Heybeliada aslında dördüncü(!) MİLGEM çalışmasıydı çünkü ilk üçü türlü dümenlerle yok edilmişti. Gerçek başlangıç noktasını bulabilmek için ise 32 veya 33 yıl kadar geriye dönmemiz gerekirdi.

Devamını oku...
 
Atâlet ile Seyrüsefer ve Denizaltılar
Perşembe, 13 Haziran 2019

Atalet seyrüseferini mümkün kılan ilk olgunlaşmış donanım 1940'ların başında Almanya'da geliştirilen ve tarihin ilk balistik füzesi olan, daha sonra V2 olarak adlandırılacak A4 roketi [Resim.1] üzerinde kullanılmıştır denilebilir. Böylece, mesela yan rüzgârların sebep olacağı uçuş rotasından sapmalar veya motorların düzensiz çalışmasından kaynaklanabilecek seyir hızı değişikliklerinin sebep olacağı etkilerin donanım tarafından otomatik olarak düzeltilebilmesi ve silahın herhangi bir dış müdahale olmadan hedefe ulaştırılabilmesi amaçlanıyordu.

Tabii füzeler için böyle bir atâlet güdümü geliştirebilmek bir günde mümkün olmadı. Yine Almanya'da, 1934'de bu amaçla gerçekleştirilen ilk teşebbüsler söz konusu teknolojinin geliştirilebilmesi yönünde atılmış bilinen ilk adımlardı. Bu doğrultuda güdüm için basit sayılabilecek bir jiroskop donanımının üzerine yerleştirildiği ilk roket de alman A2 oldu. Bunu 1937'de daha geliştirilmiş bir donanım ile dikey fırlatılan A3 ve sonra 1939'da üç jiroskop kullanan A5 izledi.

Alman A4 (V2) Roketinin Kesiti

Resim.1) Daha sonra V2 olarak adlandırılacak alman A4 roketinin boyuna kesiti ve atâlet seyrüsefer donanımının [kırmızı] yerleşimi, 1943 civarı.

Ve bütün bu ar-ge çalışmaları daha sonra V2 adıyla meşhur olacak A4 adlı silaha [Resim.1] ulaşılmasını sağladı. A4 için iki farklı güdüm sistemi geliştirilmişti. Bunlar ilki LEV-3 olarak adlandırılan donanımdır. LEV-3 iki serbest jiroskop, kumanda gerilimölçerleri, sarkaçlar, servo motorlar ve bağlantı bileşenlerinden meydana gelen bir düzen ihtiva ediyordu.

Devamını oku...
 
Türk Atları Vistül ve Oder'den Su İçtiğinde
Çarşamba, 05 Haziran 2019

Leh milleti tarih boyunca defalarca çok büyük kırımlara uğramıştır. Türklerin bu millet ile olan ilişkileri ise oldukça eski dönemlere dayanmakta olduğu gibi büyük ölçüde olumlu bir mâhiyette seyretmiştir denilebilir. Tabii ki Türk-Leh ilişkileri gibi son derece kapsamlı bir konunun buradaki birkaç satırdan ibâret yazı içinde ele alınması düşünülmüyor. Bununla birlikte meselenin dâima önemli bir boyutunu meydana getiren iki önemli üçüncü taraf milletten biri olan almanların konuya müdahalesi hakkında güncel gelişmelere bağlı olarak bir iki kelâm edilebilirdi.

Aşağıdaki haritada özetlendiği üzere geçtiğimiz asır almanlar için büyük kayıplara sebep oldu. Diğer taraftan ilk iki dünya savaşında yaşadığı ağır hezimetler sonrasında taktik değiştiren Almanya bu kez daha ingilizvâri hareket etmeye başlayarak zâten tamamen kendi hâkimiyeti altında bulunan Avrupa Birliği yapılanmasını kullanmak sûretiyle uzun menzilli stratejik emellerine ulaşmak noktasında bu kez küçük adımlarla ilerlemeye başladı.

1919-1945 döneminde gerçekleşen alman toprak kayıplarının haritası

Resim.1) 20.yüzyılın ortasında tatlı tatlı Lebensraum(!) hevesinin peşinde koşarken, kendileri için artık şemsiyenin açılmaz hâle gelivermesiyle neye uğradıklarını ancak anlayabilen nemçelilerin vaziyetini özetleyen harita. Fakat yakın dönem içinde mevcut durumu tekrar tersine çevirebilecek yönde ilerlemeye de başladılar.

Lehlerin, alman anavatanını işgâl etmiş durumda bulunduğuna inanmakta olan mevcut alman derin devleti, yakın dönem içinde AB kozunu çok etkili olarak kullanarak Polonya üzerinde büyük bir hâkimiyet tesis etmeye başladı ki bu durumun kısa vâdede olmasa bile orta/uzun vâdede, bugün için âdeta efsunlanmış bir hâle getirilen Lehistan'ı bir kez daha perişan edebileceğini, tarihteki işaretlere de bakarak kolayca tahmin edebiliriz.

Belki kimileri için şaşırtıcı olabilecek bir şekilde; tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de bu denklemin en önemli bileşenlerinden biri yine Türklerdir. Bu durumun açık işaretleri de mevcuttur ve örneğin alman istihbâratı tarafından; akademik câmiadan, medyaya ve oradan vekil teröristlere kadar çok geniş bir yelpazedeki oyuncular vasıtasıyla Polonya'da yürütülmekte olan Türk karşıtı faaliyetler, söz konusu eşitliği rahatça kavrayabilmek için yeterlidir. Lâfı daha fazla uzatmadan tam da bu hususta İlber Ortaylı tarafından, son derece önemli bir şekilde Polonya'da ve polonyalılara yönelik olarak 2017 içinde söylenenlerden bir cümle alırsak:

"Polonya'daki Türk karşıtı propaganda gizli ve/veya açık olarak almanlar atrafında yürütülüyorsa bu tartışılması gereken bir husustur çünkü almanların çok ciddi bir Türk karşıtı propaganda yürüttüklerini biliyorum."

Söz konusu konuşmanın en azından bu yazının içeriği ile ilgili kısa bir bölümünü aşağıdaki vidyo vasıtasıyla dinlemenizi tavsiye ederim. İngilizceyi anlayamayanlar için sağ alt köşeden türkçe altyazı seçeneği kullanılabilir.

Yukarıda sadece konuyla alâkalı kısa bir bölümü sunulan konuşmanın tamamını izlemek isteyenler için: https://youtu.be/z6gPrO29zm8

Nihâyet bu mevzuyu meşhur bir Leh atasözü ile noktalayabiliriz:

"Póki swiat swiatem, Polak Niemcowi nie bedzie bratem."

Bu sözü lehçeden türkçeye çevirmeye çalışırsak şöyledir: Dünya durdukça lehler ve almanlar dost olmayacaktır!
Ve bu sözün önümüzdeki günlerde de gerçekliğini koruyabilmesini sağlayabilmek için almanlar tarafından Polonya'da gerçekleştirilen ve şiddeti giderek artmakta olan bu Türk karşıtı faaliyetlere artık misliyle karşılık vermeye başlamak zorundayız çünkü hem Türklerin hem de Lehlerin çıkarları bu doğrultudadır.

 
Üsküdar'ın Kancabaşları
Çarşamba, 29 Mayıs 2019

Kancabaş olarak adlandırılan kayıklar Türk denizcilik kültürünün nâdide ve özgün örneklerindendi. İstanbul merkezli bir dağılımla Boğaziçi kıyıları hâricinde, Batı Karadeniz ve Çanakkale'ye kadar bütün Marmara Denizi bölgelerinde yirminci asrın ortalarına kadar yaygın olarak kullanılmış fakat 1970'lerde; kendi köklerini ve engin denizcilik kültürünü sadece bir nesil içinde, neredeyse tamamen gönüllü olarak terk eden bir milletin umursamazlığı neticesinde yok olmuşlardı.

Üsküdar kıyısındaki Şemsi Ahmet Paşa (Kuşkonmaz) Camii Rıhtımında bir Kancabaş, ~1942

Resim.1) Üsküdar sahilindeki muhteşem Mimar Sinan eseri Şemsi Ahmet Paşa Camii'nin rıhtımına iskele olmuş muhtemelen altı çifte bir Kancabaş (Alamana) hemen gerideki kayıkhanede ikincisi hazırlanıyor. Tahminî olarak sene 1942. Arkadaki Reji binaları ile Cami arasındaki arazi 1980'lere kadar kayık çekeği olarak kullanılmıştır ki aşağıdaki resimlerin pek çoğu tam da bu bölge civarında çekilmiştir.

Devamını oku...
 
Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlar
Pazar, 19 Mayıs 2019

Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlarİstihbarat, tarih boyunca devletlerin ayakta kalabilmeleri için ihtiyaç duyulan başlıca yeteneklerden biri, muhtemelen de en önemlisi olmuştur. Nitekim dünya tarihinde belirleyici etkileri olan pek çok büyük savaşın sonucunu da askeri güçten ziyâde istihbarat faaliyetleri hatta kimi zaman tek bir casus belirlemiştir.

Zamana bağlı olarak teknikler belki biraz değişiklikler gösteriyor olsa bile gelecekte de durumun bu şekilde devam edeceğini iddia etmek makûl olacaktır.

Casusluk, karşı-casusluk, beşinci kol faaliyetleri, sosyal mühendislik, propaganda vs. gibi bileşenlerden meydana gelen istihbarat uygulamaları yeterli karşı tedbirlerin alınmadığı durumlarda hedef ülkeler ve milletler üzerinde yok edici etkiler meydana gelmesini gâyet kolay bir şekilde sağlayabilmektedir.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz 1994 tarihli bu ilgi çekici kitap da 20.Yüzyılın ilk yarısı için yukarıda bahsi geçen meselenin bizi doğrudan ilgilendiren bölümleri hakkında verdiği kısa ama öz bilgilerle Teşkilât-ı Mahsusa'dan başlayarak Karakol Cemiyeti, MM (Milli Mukavemet?), MEH (Milli Emniyet Hizmetleri), MAH (Milli Amele Hizmet) ve MİT'e (Milli İstihbarat Teşkilâtı) gelinceye kadar geçen olaylar silsilesini okuyucuya sunmaktadır.

Doğrusu bu veriler, okuyucular açısından hangi siyasi görüşten olunursa olunsun, edinilmiş/aşılanmış sığ düşünce kalıplarının düz mantığını sarsabilecek ayrıntılara da sahiptir... Eserden küçük birkaç alıntıyı [sarı] sunmak gerekirse:

"Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının Fransa'nın Şam Konsolosluğu'na düzenlediği baskında ele geçirilen dosyalar "Arap Masası"nda değerlendirilmiş ve ortaya ürkütücü bir tablo çıkmıştı. İstanbul'da ihtilâlci bir "Arap örgütü" faaliyet gösteriyordu."

15 Temmuz teşebbüsünde, artık pek üzerinde durulmayan ama çok önemli bir eylem noktası olan "Büyükada"nın aslında bu meselelerin tam olarak neresinde olduğunu belki biraz daha iyi incelemek gerekir(di), sembolizm mi? Yoksa daha da fazlası mı?

"El Ehâ-ül Arabî" örgütünü Şam mebusu Şefik el-Müeyyet ile Nedret ül Madran kurmuştu. İdare merkezleri Büyükada'ydı ve evin sahibi bir Osmanlı vatandaşı olan Rum Kozmidi Efendi'ydi. Kozmidi aynı zamanda bir Osmanlı mebusuydu..."

"... Osmanlı hizmetindeyken devlet aleyhinde faaliyette bulunanlar sadece mebuslar değildi. Aralarında subaylar ve idarî başkanlar da vardı... Ama Türklere karşı faaliyette bulunanlar sadece Araplar değildi ki... Paçacızade Mezâhim gibi asılları Türk olanlar da bu faaliyetlerin içinde yer almıştı."

"Şiddet yanlısı Arap teşkilatları ve İngiliz Gizli Servisi'nin Araplar üzerindeki etkisi ile Osmanlı İmparatorluğu sadece askerî yönden değil sivil yönden de çökertilmişi."

Aslında Teşkilat-ı Mahsusa daha geleneksel anlamıyla bir istihbarat teşkilatından ziyâde silahlı hareket ağırlıklı bir tür gayri nizami harp teşkilatı olarak nitelendirilebilir ki bu yapısı ile kendinden sonra gelen zaman diliminde dünya çapında dikkât çekmiş, özellikle yabancılar tarafından itinayla incelenmiş ve hatta örnek alınmış özelliklere sahiptir.

"Teşkilat-ı Mahsusa özellikle yabancı araştırmacılar [1] tarafından 2.Abdülhamid dönemi casusluk örgütünün devamı gibi gösterilir. Oysa hem siyasal yapısı hem de dönemin Avrupa siyaseti buna uygun değildir."

İçimizdeki İrlandalılar; acaba bunlar Türklere karşı tamamen dini temelli bir düşmanlık ile hareket eden koyu Katolikler içinden mi çıkıyordu yoksa İngilizlere derinden bağlı Protestan olanlar içinden mi?

"İngiliz Gizli Servisi'nin kaynayan kazan haline gelen Ortadoğu'ya gönderdiği çoğu İrlandalı olan ajanlar..."

Bu İrlanda kökenli İngiliz ajanlarından en dikkât çekenlerinden biri Bennet idi:

"İngiliz istihbarat subayı ... John Godolphin Bennet, İstanbul'a 1918 yılında geldiğinde henüz 30 yaşındaydı... Anadolu ile bağlantı kuran yüzlerce mukavemet teşkilatı üyesini yakalatmış ve işkence ettirmişti. Kemalettin Şükrü Bey, İşgal Faciaları başlığı ile yayınladığı tefrikada, Bennet'in Türkçe dahil Şark dillerine vakıf olduğunu ifade eder ve onu "İngilizlerin Türk halkı üzerine musallat ettiği bela" olarak tanımlar... Aziz Hüdai Akdemir'e göre çok Türkün yuvasını söndürmüş bir maceraperesttir."

"Teşkilat mensupları tarafından Büyükdere'deki bir gece aleminden dönerken İstinye'de pusuya düşürülmüş ve ayağından yaralanıp ölümden zor kurtulmuştu. Tetikçi Manastırlı Deli Ömer'di... Fransız hastanesinde uzun süren bir tedavi görmüş ve sakat kalmıştı."

"Sonrasında ... Londra'da bir tekke açmıştır. Whitness yani "Şahit" isimli kitabı ... geçmişin yalancı şahidi olmuştu."

Bu herifin İngiltere'ye döndükten sonra bir tekke(!) açmış olması, faaliyetlerini hangi doğrultuda sürdürdüğü hakkında bâzı ipuçları verebilirken diğer taraftan Teşvikiye'nin meşhur Alman Baron'unun aynı zaman dilimi civarında, Bektâşi kisvesi altında Türkiye ve Almanya merkezli sürdürdüğü karanlık faaliyetleri de hatıra getirmektedir doğrusu...

Hazır yeri gelmişken Üsküdar'a da iki cümle ile değinelim:

"Karakol Cemiyeti'nin bir de Üsküdar Grubu vardı. Bu grubun İstanbul ve İzmit arasında muntazam bir menzil hattı kurmuş oldukları biliniyordu. Bu menzil hattı gerçekten mühim bir kuruluştu."

"İngiliz istihbaratının ana görevleri arasında, Doğu ve Günedoğu'da etnik grupları harekete geçirmek, padişah çevresini yönetmek ve İngiliz desteğini sağlayacak kuruluşları oluşturmak da vardı."

"Kısa adlandırmasıyla "I.C."nin (İstanbul Merkezi) faaliyet alanı içindeki muhbir ve ajanlar, mesleğinin erbabı İngilizler, Yunan uyruklular ve Rumlar, İngiliz kültür ve himayesi görmüş Hintliler, Ermeniler, Araplar ile Türk ve diğer işbirlikçilerdi."

... çok sayıda Türk ajan da İngiltere hesabına çalışmıştı. Said Molla, Emin, Enver, Adil Hafız Cemal, Mehmet Ali, Süleyman Paşa, Tevfik Bey, Dişçi İhsan, Hikmet, Değirmendereli Kazım, Merkez Memuru Mazlum, Hamdi, Vasfi, Terzi Mehmet, Tayyar, Ferid Cavit ve Çerkes Ragıp bu ajanların belli başlılarıydı. Tabii ki bu isimlerin dışında bilinen ve bilinmeyen yüzlerce muhbir ve "toplayıcı" tabir edilen haber taşıyıcılar vardı."

"İngiliz istihbaratı içinde bir de Ermeni vatandaşımız vardı. Milliciler adına çalışan bu ajan, daha sonra Ankara'ya geçerek İslamiyet'i kabul edecekti... Bu ajan Necati Bey'di."

Nihayet Milli Mücadele başarıyla tamamlandıktan sonra:

"(1926'da) İstanbul'daki Yıldız Harb Akademisi'nde, sivil ve asker uzmanlarla çalışmaya başlayan Nikolai'nin (Oberst Walter Nikolai, Alman) yetiştirdiği ilk elemanlar, Almanya'da pratik eğitimden geçerek yurda dönecekti."

"(Bu) teşkilat "Milli Amele Hizmet" adını taşıyordu."

"6 Ocak 1927 de dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın emri ile merkezi Ankara'da olmak üzere teşkilatın İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Kars şubeleri de açılmıştı. Teşkilatın faaliyeti Ankara'daki Hacı Bayram Camii yakınlarındaki ahşap bir binadan yürütülüyordu."

"İkinci Dünya Savaşı sırasındaki istihbarat faaliyetleri, zaman zaman Almanları ve müttefikleri de hayrete düşürecek kadar başarılı olmuştu."

Velhâsıl, baştan sona son derece ilgi çekici ayrıntılar ihtiva eden bu kitap meraklılarına tavsiye edilir...

 
Yusufçuk
Perşembe, 25 Nisan 2019

Yakın dönemde giderek önemini artıran mikro insansız araçlar teknolojisine yönelik gerçekleştirilen ar-ge çalışmaları açısından uçan böcek türleri bu alanda çalışanlar tarafından giderek artan oranda incelenmektedir. Gerek büyüklüğü gerekse mükemmel uçuş yetenekleri sebebiyle de yusufçuk adlı böcek söz konusu biyotaklit çalışmaları açısından üzerinde en çok araştırma yapılan canlıların başında gelmektedir.

Bu doğrultuda ele almaya başladığımız konular bağlamında denel ve hesaplamalı benzer çalışmaların [1] [2] [3] ... açık kaynaklarda ulaşılabilir olmasının da etkisiyle yusufçuk kanadını temel alan iki boyutlu durağan kesit için hesaplamalı çalışmalar ve elde edilen bâzı sonuçlar bu sayfada konuya ilgi duyabilecek olanlara sunulacaktır.

Yusufçuk Kanadı

Resim.1) İki çift kanada sahip olan yusufçuk adlı böceğin kanatlarından birinin yakından görünüşü ve tâkip eden hesaplamalı çalışmalarda kullanılan temsili 2B yusufçuk kanadı ve naca0012 kesitleri.

Devamını oku...
 
Hevâya Gitti Hep Bunca Emekler
Pazartesi, 22 Nisan 2019

Bilinmeyen bir tarihte Üsküdar'da doğan Hacı Faik Bey 19.Yüzyılın en önemli bestekârlarından biridir. Beşyüzden fazla eser bestelediği düşünüldüğü hâlde bunlardan ancak yüzelli kadarının günümüze ulaşabildiği söylenmektedir. Herhalde aşağıdaki iki dörtlükte gördüğünüz eserini duymamış olan da pek yoktur;

Nihansın dideden ey mest-i nâzım
Bana sensiz cihanda can ne lâzım
Benim sensin felekde çâresâzım(*)
Bana sensiz cihanda can ne lâzım

Revadır(*) mâtemin tutsa felekler
Bana insan değil ağlar melekler
Hevâya gitti hep bunca emekler
Bana sensiz cihanda can ne lâzım


(*) Uzun yıllardır farklı sanatçılar tarafından gerçekleştirilen yorumların bir bölümünde "Revadır" yerine "Sezadır" ifâdesi de kullanılmaktadır ki her iki kelime de hemen hemen aynı anlama gelmektedir; lâyık, uygun, yaraşır...
Benzer şekilde farklı icralarda "Çâresâzım" ve "Sâyesâzım" kelimeleri de kullanılmaktadır ve bu kez anlam değişmekte olsa da ilgi çekici bir şekilde her iki ifâde de uygun düşmektedir ama acaba ilk yazıldığı hâlinde hangileri mevcuttu?

Böyle bir giriş müdâvim ziyaretçiler için bir miktâr şaşırtıcı olabilir ne de olsa sitenin akış hattı çok daha farklı gibidir ama yine de acele karar vermeyin, eksen kayması yok ;)

Bestesi yanında güftesi de bizzat Hacı Faik Bey'e ait olan bu eserin ortaya konmasına sebep olan hâdise ise yazının temel konusunu teşkil edecektir...

Devamını oku...
 
Altıyüzbir.Sekizyüzbir.Bir.Beşyüzaltmışdört
Cumartesi, 20 Nisan 2019

İki İbrahim - Müteferrika ve Halefiİbrahim Müteferrika denince insanın aklına düşen ilk imgeler daha ilk mektepten başlayarak zihnimize yerleştirilmiş mâlûm kalıplaşmış, sığ, güdük bir takım kırıntılar olarak zuhur ediyor öyle değil mi?

Nihayetinde insanların çoğu artık içlerine ustaca(!) yerleştirilmiş böyle türlü türlü düşünce kalıplarına her şart altında ve yanlışlığı kesin olarak ispatlansa dahi, ölene kadar bağlı kalmayı tercih ediyorlar ki bu zaafı kullanarak, toplum mühendisliği uygulamalarına hâkim durumda olan milletler diğer milletleri kolayca maymuna çevirebiliyorlar.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz, Şubat 2019 itibarı ile birinci baskısı yayınlanan ve Kemal Beydilli tarafından yazılan kitap; İbrahim Müteferrika ve çevresinde gelişen olayları ki belki dönen dolapları demek daha iyi bir ifâde olur, belgelere dayanan en yeni tarihi bulgularla birlikte son derece titiz bir şekilde okuyucuya sunarak, öğrenmeyi ve düşünmeyi terk etmek istemeyen türdeki insanlara yeni bir ufuk açabilecek mâhiyettedir.

Kitaptan da biraz alıntı [sarı] vermek gerekirse:

"Çalışmamızın bu kısmında üç husus ortaya çıkmıştır:

1. İbrahim Müteferrika'nın (Macar mühtedisi), Bonneval (Fransız mühtedisi, nam-ı diğer Humbaracı Ahmet Paşa), evlatlığı Süleyman (İtalyan mühtedisi) ve kendi yetiştirmesi olan Küçük İbrahim (Osmanlı Kadısı) ile birlikte İstanbul'daki elçiler arasında bilinen, oldukça karanlık işlere erken tarihlerden itibaren karışan, edinilen bilgileri paraya tahvil eden bir ekip içinde yer alan ve bizzat kendisinin de elçilere "mahremâne" bilgiler ileten, şifre koduyla (601.801.1.564) anılan bir istihbarat kaynağı olduğu...

Hakkında vermiş olduğumuz bütün bu bilgilerin, daha ziyade matbaa kurusucusu ve kitap basımı işiyle uğraşan bir kültür adamı olarak tanıdığımız Müteferrika'nın genel imajını bir ölçüde değiştirecek mahiyette olduğu açıktır. Bütün bunların yanında Müteferrika'nın ayrıca açıkça dile getirilmeyen başka bir siyasi kimliğe daha sahip olduğu vurgulanmalıdır. Müteferrika aynı zamanda koyu bir "Macar" milliyetçisidir ve son nefesine kadar sürdürdüğü Avusturya karşıtlığı buradan kaynaklanmaktadır. Bu anlamda intikam duygusuyla hareket eden Bonneval'den farklı bir motivasyona sahip olduğu açıktır.

... Müteferrika, 1736'da başlayan Osmanlı-Avusturya savaşlarının devam etmesini ve özellikle 1740'dan itibaren on seneye yakın bir süre Veraset Savaşları sebebiyle zor günler geçirecek olan Habsburglar'ın hezimete uğramasını, vatanının kurtulmasında vazgeçilmez bir unsur olarak görür ve Osmanlı Devleti'nin yıpratıcı İran savaşlarına rağmen Avusturya ile asla barış yapmaması için çalışır..."

Son söz olarak denebilir ki gâyet hassas bir şekilde ciddi bir emek verilerek gerçekleştirilen böyle çalışmaları görünce, geleceğimiz hakkında biraz iyimser olabilmek de mümkündür.

 
Çok Alçak Re için Bir Çözüm Denemesi
Çarşamba, 17 Nisan 2019

Bâzı mühendislik çalışmaları açısından çok alçak Reynolds sayılarındaki akış şartları son derece önemli hâle gelmektedir. Bu doğrultuda, ileride ele alınması düşünülen, bilhassa biyotaklit temelli incelemeler için gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulan doğrulama faaliyetinin başlangıcını meydana getirecek olan bu ilk denemenin özeti aşağıda ilgilenenlere sunulacaktır.

NACA0012 kesiti etrafında Re 1.000 için hesaplanan girdaplılık dağılımı

Bu çalışmada OpenFOAM yerine Gerris adlı çözücüyü kullanmayı tercih ettim. Her ne kadar OpenFOAM ile de aynı çalışma gerçekleştirilebilecek olsa da söz konusu tercihin birden fazla mâkûl sebebi mevcuttu ki daha sonra yeri geldikçe bunlardan bahsedilecektir. Yeni sitede farklı açık-kaynak mühendislik yazılımlarına da ağırlık vererek olabildiğince fazla genç mühendis adayı ve mühendisin bu doğrultuda hem kendi hem de ülke çıkarları açısından doğru olan istikâmeti görebilmesi için küçük bir katkı sağlayabilmeyi de ümit ediyorum...

Devamını oku...
 
Telif Hakkı © 1997-2019 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!