Refah
Cumartesi, 19 Ekim 2019

İkinci Dünya Savaşına, sonuçların belirlenmesi ve etkilerinin büyüklüğü açısından "Casuslar Savaşı" demek pek de hatalı olmasa gerek. Bu küresel çatışma esnasında gerçekleşen istihbârat faaliyetlerinin sâdece bilinenleri bile çok şaşırtıcı ayrıntılara sâhip olabilmektedir. Söz konusu harekâtların aldatma odaklı olanlarının büyük çaplıları kırktan fazladır ki bunların bir bölümü katmanlar halinde birbirleriyle bağlantılı olacak şekilde dikkâtlice örülmüş, iç içe geçmiş çalışmalardır.

Örneğin 1943'de "Barclay" adı verilen aldatma harekâtı ile almanların dikkâtlerinin müttefiklerin gerçek hedefleri olan Sicilya'dan ("Husky Harekâtı") uzaklaştırılması ve böylelikle kolayca büyük bir başarıya ulaşılması sağlanabilmiştir. Barclay'in alt bölümlerinden en önemlisi ve bu aldatma kurgusunun temelini oluşturan çalışma ise "Mincemeat Harekâtı" idi.

Mincemeat Operasyonu, görünüş itibarı ile deniz üzerinde gerçekleşen bir uçak kazasında ölen bir subayın (Binbaşı Martin) bileğine zincirli çantasındaki çok gizli belgeler ile Kuzey Akdenize yapılması beklenen müttefik çıkarmasının; Sardinya ve Yunanistan'a yapılacağına almanların inandırılmasının ve böylece asıl hedef olan Sicilya'nın savunma zaafiyetine uğramasının sağlanmasıydı ve sonucunda tam anlamıyla bu hedefe ulaşıldı!

Mincemeat Harekâtının görsel özeti

Resim.1) Üç resim ile Mincemeat Operasyonunun özeti. Suya bırakma sahnesi filmden [2] olmalı.


Hedefe nasıl ulaşıldığını çok kısa olarak özetlemek gerekirse; İngiliz topraklarından tedârik edilen bir adet tâze ölmüş erkek cesedi, uygun şekilde giydirilip sahte kimliği oluşturulduktan sonra, içinde sahte askeri belgeler olan çantasıyla birlikte, bir İngiliz denizaltısı tarafından İspanya kıyısına yakın bir noktada nâzikçe suya bırakılarak [Resim.1] İspanyol güçlerince cesedin bulunması sağlandı.

İspanya savaşın dışında olsa da dönemin İspanyol-Alman ilişkileri göz önüne alındığında ele geçen belgelerin hemen almanlara ulaşacağı herkesçe malûm idi ve böyle dolaylı bir süreç de aldatmanın etkisini kuvvetlendirecek bir husustu. Her türlü ayrıntıya azamî dikkât harcanmıştı, mesela ceset için oluşturulan sahte kimliğin önemli değişkenlerinden biri katoliklik kurgusuydu ki böylece ispanyolların dinî hassasiyetlerinden yararlanarak cesede otopsi yapılmasının önüne geçilmesi hedeflenmişti. Aksi taktirde ingiliz topraklarında fare zehiri içerek intihar etmiş olan çakma binbaşının gerçekte neden öldüğü anlaşılabilirdi ve nihâyetinde bu sebeple olsa gerek, gerçek ölüm sebebi tespit edil(e)memiş görünüyor vs.

Bu mevzunun daha pek çok ilgi çekici ayrıntısı olmakla birlikte asıl konumuz farklı olduğu için fazla uzatmasak iyi olur. Günümüzde bununla alâkalı ayrıntılara ulaşabilmek zâten kolay, örneğin Mincemeat Harekâtını yöneten kişinin konuyla ilgili yazdığı bir kitap [1] ve bir film [2] bile mevcut. Tabii böyle bir aldatma ustasının yazdığı kitaba ne kadar güvenilebileceği de okuyucuya kalmış!

Tuzak

Aslına bakılırsa yazının temel konusu tarihimize "Refah Faciası" olarak geçen, Türk bandıralı bir geminin batması hâdisesi üzerine kuruludur ve bu konunun ise girizgâhda bahsi geçen mevzu ile doğrudan hiçbir bağlantısı yoktur fakat bu tamamen alâkasız oldukları anlamında da gelmez.

Zîrâ, Beşiktaş Deniz Müzesinde sergilenmekte olan ve gemiden kurtulanlardan 28'ini karaya taşıyan tahlisiye sandalı vasıtasıyla, herhalde on, onbir yaşlarında iken ilk kez tanışmış olduğum Refah vapurunun, açıkçası içindeki Türk denizcilerin akıbetlerini ve sonrasını ne zaman hatırlasam, uzun zamandır durum bana ister istemez Mincemeat Harekâtını da paralel olarak çağrıştırmaya devam ediyor ve bu etki yüzünden böyle uzun bir girişten sonra asıl mevzuya ancak şimdi gelebildik.

Mersin Limanından hareket eden Refah Vapuru 23 Haziran 1941 gecesi, geceyarısına doğru şiddetli bir patlama ile sarsıldı ve dört beş saat kadar sonra Kuzeydoğu Akdeniz'de battı. Uzun yıllardır bu konuda çokça yazıldı, çizildi ise de gerek gerçek fâil, gerek saldırının hedef(ler)i ve hatta nasıl gerçekleştirildiği ise maalesef bugün bile bizim için hâlâ bulanıktır.

Refah Vapurunun batırılma haberi ve fotoğrafı

Resim.2) Refah Vapurunun batırılma haberi, 27 Haziran 1941, Cuma.[3]
Olay kamuoyuna ancak dört gün sonra açıklanmıştı.


Saldırının muhtemel sebeplerini tahmin etmek gerekirse:

  1. Türk Deniz ve Hava Kuvvetlerinin yeni araçlarla güçlenmesine engel olmak
  2. Türkiye Cumhuriyetinin istenilen tarafta savaşa girmesini sağlamak
  3. Türkiye Cumhuriyetinin iç siyasi yapısını ve dengelerini istenilen yönde düzenlemek/değiştirmek

seçeneklerinden öncelikle bahsedilebilir.

Doğrusu Türkiye'nin alacağı dört yeni denizaltının, dönemin Akdeniz güç dengesinde kayda değer bir etki yapacağını sanmak biraz saflık olur. Örneğin 1939 itibarı ile savaş başladığında italyan donanması sadece Akdenizin değil Dünyanın en büyük denizaltı gücüydü ve 110(!) civarında gelişkin denizaltıya sahipti, bununla birlikte ağır bir mağlubiyetten kurtulamadılar. Savaş boyunca almanlar da Akdeniz'de 60'dan fazla denizaltı ile harekât yapmıştı ve bu denizaltıların tamamına yakınını kaybettiler vs.

Yine söz konusu dört denizaltının ingiltere tarafından Türkiye'ye verilmek istenmemesi söylemi de dönemin ingiliz deniz gücüne oranla düşünüldüğünde pek de askeri temeli olan bir iddia sayılamaz fakat bu denizaltılar zamanın İngiltere iç siyasetine malzeme olmuştur. Sonuç olarak ilk madde elenebilir.

1941 itibarı ile her iki taraf da Türkiye'nin bir an önce ve kendi çıkarlarına hizmet edecek yönde savaşa dâhil olmasını istiyordu. Bununla birlikte Almanya ve İtalya uygun zamanda Türk topraklarını doğrudan işgâl etmek, İngiltere-ABD tarafı ise Türk topraklarını yeni bir cephe ve kısmen üs olarak kullanmak niyetindeydi. Dolayısıyla bu saldırının Türkiye'yi kışkırtarak savaşa girmeye zorlama unsuru taşıdığı açıktır. Fakat şuna da dikkât etmek gerekir ki İngiltere-ABD tarafı buraya önemli bir güç kaydırmak zorunda kalacakları için Almanya ve İtalya'nın Türkiye'ye saldırıp bir bölümünü işgâl etmesini istiyordu...

Fakat Refah Faciası değerlendirilmelerinde üzerinde durulmayan ama saldırıyı kurgulayanlar açısından hedeflenmesi kuvvetle muhtemel ilâve bir etkiden daha bahsedebilmek mümkün olabilir: Türkiye'nin iç siyasi yapısını belli bir amaca yönelik olarak şekillendirmek.

Nitekim Refah'ın batırılması ülke içinde çok ciddi birtakım siyâsi etkileri de tetikledi. Bu sebeple Refah hâdisesini tek başına ve bağımsız bir şekilde değerlendirmek yetersizliklere sebep olabilir. Öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylarla etkileşimleri de göz önüne almak gerekir ve özellikle bir sene sonra, 19 Temmuz 1942'de Atılay denizaltısının Çanakkale Boğazında batı(rılı)şı ayrı tutulamaz.

Nihâyetinde ülkenin iç siyâsi yapısını etkileyen bir dizi olaylar silsilesi sonucunda; mesela Ocak 1944'de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın emekliye sevk edilmesi, 1945 itibarı ABD askelerinin işbirliği heyeti görünümünde Ankara'yı adeta işgâl etmeye başlamaları, Şubat 1946'da Kahire'de ABD ile ilk borç anlaşmasının imzalanması, Mart 1949'da İstanbul Sütlüce'de Nuri Killigil'in silah fabrikası ile birlikte havaya uçurularak öldürülmesi, Aralık 1949'da ülkenin eğitim sistemini çökertecek olan anlaşmanın imzalanması ve Şubat 1952'de nihai darbe olarak Türkiye'nin Nato'ya sokulması şeklinde kaba bir sıralama yapıldığında Refah ile başlayan olaylar zincirinin aslında çok büyük etkileri olduğu ve saldırının arkasındaki asıl gücün hedefine ulaştığı da iddia edilebilir, bu sıralamayı genişletmek mümkün ama şimdilik gerekli değil.

Refah'ın batırıldığı bölgenin taslak haritası

Resim.3) Yazı içindeki değerlendirmelere yardımcı olmak üzere hazırlanan olay bölgesinin taslak haritası. İşâretli nokta İtalyan Ondina denizaltısının Refah'ı batırdığını iddia ettiği konum.
Eğer "ingiliz'in değiştirttiği rota" bilgisi söz konusu olmasaydı batma hadisesinin gerçekleşmiş olması muhtemel sarı artalan ile gösterilmiş bölge büyük ölçüde daraltılabilirdi...


Eldeki bütün veriler, kurtulanların ifâdeleri, yazılan kitaplar vs. değerlendirildiğinde tutarsız ve çelişkili bilgilerle karşılaşılmaktadır. Yine de önemli noktalar üzerinden kaba bir hat çizilmeye çalışılırsa:

  1. İngilizler âni bir kararla Türkiye'den, teslim edilecek Reis Sınıfı yeni denizaltıları kullanacak olan mürettebatın en geç 25 Haziran 1941 tarihinde Mısır'a varmış olmalarını talep etti. Bu sevkiyât için yeterli bir hazırlık süresi bırakılmayarak acele bir çözüme zorlanılmış olması şüphe uyandırıcı olarak düşünülebilir.
  2. Refah 16 Haziran 1941'de İstanbul'dan hareket etti.
  3. 18 Haziran 1941'de Türk-Alman saldırmazlık anlaşması imzalandı.
  4. Refah 21 Haziranda Mersin limanına ulaştı.
  5. Hareketten önce geminin bordalarına ve bir ambar kapağı üzerine büyük Türk bayrakları çizildi ve gece seyrinde görülebilmesi için projektörlerle aydınlatıldı.
  6. 1901'de inşa edilen buhar tahrikli 102m'lik nakliye gemisinin azami sürâti saatte 8,5mil idi. Bununla birlikte geminin olay tarihindeki yaşı ve tanıkların ifâdelerine dayanan durumu düşünüldüğünde kullanılabilen seyir sürâtinin daha düşük olması beklenebilir.
  7. 22 Haziran 1941'de Barbarossa Harekâtı başladı.
  8. Gemiye son anda İstanbul'daki İngiliz elçiliğinden bir subay gönderildi. Tanıkların ifâdelerine göre bu kişi dikkât çekici bir şekilde seyrin başlangıcından itibaren can yeleği giydi ve mortoyu çekene kadar hiç çıkarmadı! Demek ki işin sırrı yelekte değilmiş :)
  9. Refah, 23 Haziran 1941 Pazartesi 17:30'da Mersin'den İskenderiye'ye doğru seyre başladı.
  10. İngiliz subay, gemi kaptanı İzzet Dalkıran'a müdahale ederek belirlenmiş rotayı değiştirdi! Olağan koşullarda kaptanın böyle bir durumu kabûl edebilmesi ancak geminin sahibi olan şirketten bu yönde açık bir emir alması üzerine gerçekleşebilir!
  11. Hafif bir Lodos esiyordu. Türkiye saatiyle 20:34'de güneş battı ve 21:13'de gece çöktü. Ay karanlığı vardı.
  12. Kurtulanların ifâdelerine göre 22:30'da veya 23:30'da patlama gerçekleşti.
  13. Kurtulanların ifâdelerine göre Refah patlamadan 4 saat veya 5 saat sonra battı.
  14. Gemideki iki tahlisiye sandalından biri patlama esnasında parçalandı, içinde uyumakta olan yolcular da mevcuttu! Bu güçte ve konumdaki bir patlama, torpil isabeti dışındaki ihtimâlleri oldukça zayıflatıyor denilebilir.
  15. Diğer tahlisiye binmeyi başarabilen 28 kişi kürek ve battaniyelerle kurgulanan ibtidai yelken ile Lodos önünde sürüklenerek 24 Haziran Salı 19:00 civarında Kuzeydoğu yönündeki Adana Karataş fenerine ulaştı, [Resim.3] sarı çizgi.
  16. Kurtulanlardan bazıları olay bölgesinin Kıbrıs'a (Karpaz Burnu) 10mil mesafede olduğunu beyan etti. Bununla birlikte geminin muhtemel hızı, kalkış ve saldırı saatleri doğru kabûl edildiğinde bu veri doğru olamaz!

Uzun zaman sonra galiba ilk kez 1990'larda bu saldırıyı İtalyan donanmasına bağlı Ondina adlı denizaltının yaptığı yönünde kuvvetli bir iddia ortaya atıldı. [Resim.3] üzerindeki işâretli nokta bu denizaltı komutanın beyan ettiği saldırı bölgesini gösteriyor ki yukarıda sıralanan mevcut veriler ışığında Refah'ın battığı esnada ulaşmış olabileceği muhtemel bölgenin sınırları (Sarı Alan) ile de bu veri uyuşmaktadır. Bu senaryodaki en önemli açık ise Ondina tarafından beyan edilen saldırı gününün üç gün öncesini, 20 Haziran 1941'i işâret etmesidir.

Önde gelen senaryolardan ikincisi Refah'ın limandayken mayınlanmasıdır. Bununla birlikte eldeki verilere göre İtalya o tarih itibarı ile böyle bir yeteneğe henüz sahip değildi ve Türk toprakları üzerinde bu tür faaliyetlere ancak 1943 itibarı ile başlamıştı [4] diğer bir ifâdeyle yine zamanlama konusunda bir tutarsızlık mevcut. İlave olarak bu tür bir patlayıcının ana güverte üzerindeki tahlisiye sandalını tahrip edebilmesi de pek mümkün değildir.

Üçüncü yaygın senaryo olarak Fransız denizaltısı gösterilebilir fakat bu konuda ortada hiçbir somut veri olmadığı gibi "bunun karşılığında Fransızların Türkiye'ye tazminat olarak iki savaş gemisi vererek konuyu kapattığı" yönünde uçuk bir iddiaya sahip bu yaklaşımın da tutarlı bir tarafı mevcut değil. (Bu durum işin içinde fransızların parmağı olmadığı anlamına gelmez, sâdece şimdilik yeterli bilgi mevcut değil...)

Konuyla ilgili ulaşılabilecek bütün veriler bir arada değerlendirildiğinde muhtemel fâiller, ihtimâllerinin yüksekliğine göre belki şu şekilde sıralanabilir:

  1. ABD'nin yönlendirmesiyle İtalya
  2. İngiltere'nin yönlendirmesiyle İtalya
  3. ABD'nin yönlendirmesiyle Fransa
  4. İngiltere'nin yönlendirmesiyle Fransa
  5. İngiltere
  6. Almanya'nın yönlendirmesiyle İtalya
  7. İtalya
  8. Almanya
  9. Fransa

Fakat bu arada çok daha fazla dikkât edilmesi gereken ama göz ardı edilen bir ayrıntı; geminin kiralandığı şirket olan "Barzılay ve Benjamin Kumpanyası"nın; tabiatı gereği yukarıda sıralanan ülkelerden en az biri ile işbirliği yaparak bu saldırı ile doğrudan bağlantılı olma ihtimâlinin oldukça yüksek olmasıdır.

Gemiyi batıran patlayıcı türü açısından yine yüksek ihtimâlden alçağa doğru bir sıralama yapmak gerekirse:

  1. Bir denizaltıdan fırlatılan torpil
  2. Bir gemiden fırlatılan torpil
  3. Limanda iken dışarıdan gövdeye bağlanan zaman ayarlı mayın
  4. Açık denize yerleştirilen birkaç demirli mayın
  5. Limanda iken gemiye içeriden yerleştirilen zaman ayarlı patlayıcı

seçenekleri değerlendirilmek amacıyla göz önüne alınabilir.

Tabii ki bu zamana kadar sırları çözülememiş, derin uluslararası boyutları olan son derece karmaşık bu olayı birkaç satır yazı ile burada da çözebilecek değiliz. Diğer taraftan asıl mesele ellerinde bu konuyu kesin olarak çözebilecek imkânlar olan Deniz Kuvvetleri gibi kurumların anlaşılmaz bir şekilde ve bilinmeyen sebeplerle konudan tamamen uzak kalmayı tercih etmesidir denilebilir ki aynı şaşırtıcı tutuma Atılay da mâruz kalmış ve denizaltının yerini çok uzun zaman sonra sivil denizciler kendi imkânlarıyla bulmuştu.

Refah hâdisesinin çözülebilmesi için herşeyden önce batığın yerinin bulunması gereklidir. Bu husus iki açıdan çok önemlidir: Öncelikle batığın bir şehitlik olması sebebiyle ikinci olarak da enkazın incelenerek doğru sonuca ulaşılabilmesi için. Herşeyden önce inşaları hâlen sürmekte olan yeni Reis Sınıfı denizaltıların tarihteki ilk mürettebatlarına bu kadarcık bile bir borcumuz yok mudur?

Şimdi Mincemeat Harekâtına tekrar dönersek aldatma ustalarının oyunu nasıl oynadığı yönündeki işâretleri ve olayın ülke içindeki sonuçlarını ve günümüze kadar devam eden uzun vadeli etkilerini de değerlendirmeye katarak işin içinde birden fazla ülkenin etkisi olduğu yönünde bir varsayımda bulunabilir hatta tam olarak hangi ülkelerden şüphelenmek gerektiğini anlamaya başlayabiliriz...

Dün, Bugün, Yarın

1996'nın son günlerinden birinde, Dünyanın öbür ucundaki ücra bir noktada oldukça tanınmış bir ingiliz denizci/yazar ile akşam yemeği yemekte iken adam; tamamı denizci olan masadakilerin benimle beraber dördünün Türk olmasında harekete olsa gerek, ortaya Yemen konusunu atıverdi ve bu ülkenin yakın gelecek için çok mühim olaylara gebe olduğundan vesaire dem vurdu fakat doğrusu o zaman için söylediklerine pek bir önem de vermemiş ve mevzuyu uzatmamıştım.

Düşünün 1996'da daha ortada ne 11 Eylül var, ne de Aden limanından mazot alacağı söylenen gringo muhribi birileri(?) tarafından patlatılmış... Fakat bu lâflar yine de içimde yer etmiş olsa gerek ki Yemen ile bağlantılı küçük görünen hadiseler dâima dikkâtimi çeker olmuştu...

Dünyanın farklı noktalarında meydana gelen, tamamen alâkasız gibi görünen pek çok olay aslında dikkâtli bir şekilde kurgulanmış küresel çapta oynanan oyunun küçük parçalarından ibarettir; günümüzün Suriye'si gibi. Mesela sadece bulunduğumuz coğrafya açısından ele alındığında "Polonya-Ukrayna-Suriye-Yemen" hattı üzerinde gerçekleşen bütün olayların birbirleriyle doğrudan bağlantılı olduğu görülebilir ki bu hattın tam olarak Türkiye Cumhuriyetinin üzerinden geçtiği göz önüne alınırsa, bahsi geçen geniş bölgelerdeki bütün gelişmelerin tamamının Türkiye'nin bekâsı için hayatî derecede önemli olduğu anlaşılabilir. Evet Türkiye'nin savunması boğazlarda başlar ama mesela beş asırdır olduğu gibi hâlâ Oder'in kıyısında devam eder...

Fakat bu da yetmez Brezilya, Kongo, Myanmar, Kore vs. bize oldukça uzak gözüken coğrafyalardaki gelişmeler de son derece uzun soluklu bu kurgunun önemli parçaları olduğundan üzerimizdeki etkileri ilk anda beklenemeyecek kadar büyük olabilir. Askerî açıdan ne kadar güçlü olursak olalım, bizim için en büyük tehdit ise cephede değil çok çok daha derinlerdedir.

Aldatma ustalarıyla gerçekten baş edebilmek için; yumurta kapıya gelene kadar beklemeden hareket etmek, mücadele sahasının sınırlarını 20-30km ilerisi olarak değil bütün yeryüzü olarak kurgulamak ve dikkâtli, akıllı ve sabırlı bir şekilde uzun vadeli oynamak ama hepsinden önemlisi düşmanı çok daha iyi tanımak zorundayız ve Refah hâdisesini hâlâ doğru olarak çözemiyor isek oyunu anlamaktan henüz çok uzaktayız demektir.

♦ Kaynaklar

1. The Man Who Never Was, 1996, Ewen Montagu
2. [1]'deki Hikâyenin filmi - https://www.imdb.com/title/tt0049471/
3. Cumhuriyet Gazetesi - 27 Haziran 1941, Cuma{/endnote{endnote}http://regiamarina.net
4. http://www.luigiferraro.it
5. http://www.milliyet.com.tr/gundem/refah-i-italyan-casus-batirdi-2269129
6. İkinci Dünya Savaşı'nda Refah Şilebi Hadisesi ve Sonrası Gelişmeler, 2017, Osman Yalçın - Mustafa Şahin
 
Telif Hakkı © 1997-2020 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!