Ah ulan, bu yazıyı yıllar önce yazmaya başlar başlamaz fark etmiştim ki sayfalar dolusu kesintisiz küfür döşesem yine de yetmezdi ve bu durumda karamsar bir şekilde terk etmiştim meseleyi. Son iki hafta içinde dün ikinci kez iki farklı arkadaşla sohbet ederken, nasıl olduysa tekrar tekrar aynı konuya gelip bu küllenmiş yaranın vermeye devam ettiği acıyla dedim ki herhalde konuya dönmek boynumun borcu olsa gerek...
"Göründü memleketin iç yüzü, çöktüyse temel,
Şimdilik harice karşı yüzümüz olsa dahi,
Yüzümüz yok bakacak kabrine ecdadımızın.
Tükürür zannederim çehremize, vatanın tarihi." Neyzen Tevfik
Dediği gibi Neyzen'in tükürseler de yüzümüze artık yağmur başladı der geçer olduk ne de olsa. Hem artık daha sakinim, hem de tam içinde bulunduğumuz zaman diliminde gerçekleşmekte olanlar artık okuyucunun mevcut resmi çok daha geniş bir açıyla görebilmesine olanak da sağlayabilir.
İyi de nedir mesele denecek olursa, insanın dili varmıyor anlatmaya ne de olsa. Aslında yalnızca iki ama bir araya geldiğinde müthiş kelimeyle: Turgut Reis.
Bu ifâde günümüz insanlarının büyük bölümü için aslında yalnızca tek bir anlama sahip; Anadolu topraklarının Güneybatısındaki küçük bir zıkkımlanma ve fuhuş ve dahi rant beldesinin adı, hepsi bu. Gerçek adı Karatoprak olan bu beldeye yakın dönemde neden Turgutreis adı verildiğini bilen üç beş kişiye de bu topraklarda ancak rastlanabilir.
Diğer taraftan hayatı denizlerde savaşarak geçmiş, (muhtemelen) 83 yaşında Malta kuşatmasında şehit olmuş, Osmanlı bürokrasisinden sıklıkla düşmanlık görmüş, buna rağmen Devlet ihtiyaç duyduğunda dâima koşarak gelmiş, hem Türk, hem de insanlık tarihinin en muhteşem denizcilerinden olan, Hayreddin Paşa'nın "Turgut benden (denizcilikte) ileridir" dediği (gerçi Hayreddin Paşa ben ... demezdi ya!) bu deniz kurdunun gerçekte kim olduğunu bu milletin %99,99'u artık tamamen unutmuş olsa da şehadetinden 5 asır sonra bile, Batının kâfirleri üzerindeki hatırasının(!) hâlâ capcanlı ve unutulmamış olması tam anlamıyla ibretlik bir durum değil de nedir ki! İntikam için ne yaptıklarını aşağıda göreceksiniz.
Burada tabii ki Turgut Reis'i anlatacak değilim. Diğer taraftan arama motoruna yazarak da onun hakkında yeterli bilgiye ulaşamaz, büyük ihtimâlle kim olduğunu hiç tanıyamazsınız. Eğer gerçekten merak ediyorsanız daha derine inmeye çalışmanız gerekir... O Malta'da şehit olduğu için, ölmüş de değildir ve hâlâ diri olduğunu da biliyoruz elbet, yalnızca cesedini toprağa teslim etmişti, milâdî 1565 yılının günlerinden bir günde.
Evet son cümle ile tam da buradaki konuya adım atmış olduk. Malta'da şehit olduktan sonra Turgut Reis, herhalde vasiyeti üzerine, fâtihi olduğu Trablusgarp şehrinde yaptırmış olduğu külliyenin hâziresine defnedildi, sonuçta orası da Türkiye idi.
1958'de Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın, yakışır şekilde Savarona yatı ile denizden giderek, gerçekleştirdiği Turgut Reis'in kabrinin ziyaretine ait yayınlanmış görüntüler aşağıda görülebilir.
Aradan yüzyıllar geçtikten sonra Arap baharı denen şey başlatıldı. Oluşan bu karanlık ortam içinde 11 Ekim 2014 günü 100-150 kişilik bir vahabi sürüsü Turgut Külliyesine saldırarak Turgut Reis'in kabrini yıktı, dahası mezarını açıp kemiklerini de alıp götürdü, alçaklar! Zannetmeyin ki bu onların fikriydi, kudurmuş köpeklerin tasmasını kimin tuttuğunu bilmeyen mi var.
Bu olay koca ülkede, inanılmaz bir şekilde, hiç bir ses getirmedi! Yalnızca Devletin resmi haber kurumu Anadolu Ajansında mesele isimsiz olarak yayınlanan bir haberle duyuruldu ve olanlar sıradan(!) ve de olağan(!) bir durummuş gibi hikâye edildi. Bu yazı için tekrar aradığımda 2014 tarihli bu sayfayı bulamadım ama benzer bir başka sayfa buldum, şöyle:
Şu işe bakın; "şeytanî" ne ara "İslâmî" oldu? Bu aşağılık mahlûkları böyle adlandırmak tasvip etmek anlamına gelmiyor da ne anlama geliyor? Ara başlık da dikkatlice seçilmiş; türbe "tahrip" edildi yerine "söküldü" bak sen. Haberin başlığı da ayrı saçmalık: "libyalılar için önemli bir şahsiyet"... Sulandırmaya bak, çüüüşşş, ne libyalısı, o yalnızca Türkler için önemli bir şahsiyettir. Özet olarak hem Devlete ait haber ajansında [1] ve [2] gibi yayın organlarında da Turgut Reis'e yapılan bu saldırı, tasvip edilmiş(!) şekilde sunuldu denilebilir.
Üzerinden 11 yıl geçti ve bu kadar zaman bir ümit bekledik. Belki Türkiye Cumhuriyeti gereğini yapar diye. En azından Deniz Kuvvetleri tarafından umutluyduk ama unutmuştuk ki Nato çoktan zehirlemişti kökümüzü, en büyük Mahan(!), Turgut da kimmiş ulan, di' mi ama. Sonuçta bütün beklentiler boşa çıktı. Bunun vebâlini biraz da ellerinde Devletin imkânları ve yetkileri olanlar düşünsün...
Doğrusunu söylemek gerekirse bu olay tek başına Türkiye Cumhuriyetinin gerçek anlamada bir Devlet olup olmadığının göstergesi gibidir. Öncelikle Turgut Reis'in bulunarak vatanına getirilmesi, sonra bu işi yapanların tek tek itlâf edilmesi ve sonra da bunların tasmalarını tutana eşdeğer bir karşılık verilmesi gerekir. Tek çıkar yol da budur. Eh, görünen o ki Endülüs 2.0'ın Anadolu'da sahne almasına artık oldukça az zaman kaldı, bu durumda böyle bir beklenti ancak salaklık olur gibi görünüyor, evet daha çoksunuz ama zâten tarih boyunca öyleydiniz ve henüz son söz söylenmedi...
Turgut Reis'in ve isimleri unutulmuş nice deniz şehidinin ruhlarına, Allah rızası için, El Fatiha.