Kemere

Aukus Paukus
Pazar, 17 Ekim 2021

Avustralya'nın gelecek nesil denizaltı çalışmasında, çeşitli açılardan ilginç gelişmeler olmaya devam edegeldiği için konu şimdi bir kez daha ele alınabilir. Sürekli ziyaretçilerin farkında olduğu üzere, bu mevzu önceki yıllarda da defalarca klavye tuşlarının ömrünün biraz daha kısalmasına vesile olmuştu.

Şubat 2016 itibârı ile Fransa'nın defterinin dürüldüğü ve artık şansının kalmadığını [1] ele almış ; ) ve yalnızca üç ay sonra ise bu kez Fransa'nın bu ihaleyi, hiç de beklenmedik bir şekilde kazanmasıyla [2] karşılaşmıştık! Üzerinden oldukça zaman geçtiği için bu yazıları bir zihnî tazeleme için tekrar okumak yine de faydalı olabilir. Gelgelelim kabaca beş sene sonra Avustralya hükümeti ihâleyi iptâl ettiğini [3] açıklayıverince bu kayık tekrar olağan rotasına girmiş oldu.

Vampyroteuthis Infernalis / Vampir Kalamar

Devamını oku...
 
Ağırlık
Salı, 05 Ekim 2021

Bugün bir arkadaşım aşağıdaki kısa vidyoyu gönderdi; "çüşşşşş denir buna" başlığıyla. Sahipsiz bir millet olmanın, bir müstemlekede yaşıyor olmanın dayanılmaz ağırlığını birazcık daha hissetmek istemiyorsanız kesinlikle oynat düğmesine basmayın! Sâdece ilk dakikayı dinleseniz bile yeter. 1950'ler ile 2020'ler farklı mı zannediyorsunuz? Evet taşlar farklı ama altındaki çıyanlar hep aynı, o zaman alenî ipuçlarını birleştirmek de size kalıversin.

Kaldı ki Sinop yalnızca sıradan(!) bir numune, mesela Çeşme farklı mı? Ya Çanakkale? Ya da Üsküdar başta olmak üzere eski İstanbul topraklarındaki milyonlarca Müslüman'ın mezarları üzerinde giderek yükselmekte olan apartımanlar...

 
S Camı
Cuma, 01 Ekim 2021

Cam Elyafları uzun zamandır olduğu gibi günümüzde de karmamalzeme ile gerçekleştirilen sanayi üretimleri açısından son derece önemli bileşenlerdir. Aslında bu konu önceki yıllarda zaten giriş mahiyetinde ele alındığı için bu verilere [1] üzerinden göz atmak faydalı olabilir ki aynı bilgileri burada tekrar etmeye gerek olmasın.

Diğer taraftan burada Cam Elyaflarının temel türlerinden biri olan S-Camı elyaflarından, yalnızca özel bir maksatla, biraz daha bahsedilecektir fakat buna gelmeden önce başka bir küçük hikâye anlatmak gerekecek:

Devamını oku...
 
Kısakuyruk Barakuda'nın Gövdesi
Pazar, 19 Eylül 2021

1987'de Avustralya, Kockums (İsveç) ile altı adet Tip471 Sınıfı denizaltı inşa sözleşmesini imzaladığında, akıllıca bir hareketle bu maliyetin içine arge safhasındaki yeni nesil bir İsveç çeliğinin haklarının alınmasını da ekledi ve böylece özgün Bis812EMA çeliğini kendi topraklarında üreterek söz konusu denizaltılarının inşasında başarıyla kullandı.

Bu hareket aynı zamanda, ülkenin henüz başlangıç safhasında olan Yüksek Evsaflı Çelik üretim yeteneklerinde, zırh çelikleri başta olmak üzere, ciddi bir artışın ve küresel ölçekte belirgin bir saygınlık kazanmalarının da önünü açtı.

Doğal olarak bu noktada durmak istemediler ve 2010 civarında hazırlanmakta olan gelecek nesil denizaltı projelerinde kullanılmak üzere, mekanik açıdan HY100 eşdeğeri Bis812EMA çeliğinden daha üstün nitelikli ve "kendi harekat ihtiyaçlarına uyarlanmış" bir mukavim tekne malzemesi geliştirmeye karar verdiler. BlueScope, Bisalloy ve Wollongong Üniversitesi'nin birlikte çalışmasıyla 2013 civarında iki adet 220ton üretim yaparak ihtiyaç duyulan denel çalışmalarda kullanmaya başladılar. Söz konusu çeliğin evsafı hakkında açık kaynaklarda bir veri bulunmamaktadır.

Avustralya'nın SEA1000 ihalesini Naval Group (Fransa) Kısakuyruk Barakuda teklifi ile kazandıktan sonra, 2018 içinde, yukarıda adları geçen Avustralyalı çelik üreticileri ile Naval Group arasından söz konusu denizaltının inşa edileceği çeliğe ait 250ton deneme üretimi yapılması üzerine bir anlaşma imzalanmıştı. Geçtiğimiz haftalarda bu üretim tamamlanarak gerekli değerlendirmelerin yapılabilmesi için Fransız şirketine teslim edildi.

Yeni Avustralya denizaltısının, Fransız Barracuda Sınıfı nükleer denizaltının konvansiyonel bir türevi olacağı söylendiğine göre ve söz konusu denizaltı üzerinde de HY130 eşdeğeri Fransız 100HLES çeliği kullanıldığına göre, Avustralya tarafından üretilerek, kendi denizaltılarının mukavim teknelerinin inşasında kullanılacak çeliğin de mekanik açıdan HY130 eşdeğeri olacağı kolayca tahmin edilebilir.

Yine de bu çeliğin doğrudan lisans altında üretilen Fransız kökenli 100HLES mi, yoksa biraz yukarıda bahsi geçen özgün bir türev mi olduğu şimdilik biraz belirsizdir ama Bakırlı Bis812EMA teknolojisi üzerinden türetilmiş, patlamalara karşı direnç, manyetoesneklik, galvanik korozyon gibi açılardan daha farklı bir çelik olma ihtimâli de mevcuttur. Her hâlükârda gelecek nesil Avustralya denizaltılarının, Japon Soryu Sınıfından sonra, denizlerdeki en yüksek mukavemetli çelik ile inşa edilmiş konvansiyonel denizaltılar olacağı açıktır derken, üç gün önce Avustralya hükümeti resmi olarak Kısakuyruk Barakuda projesinden çekildiklerini, beş yıllık bir çalışmadan sonra, açıklayıvermiş...

Yine de bir kere daha alenen görülebildiği gibi; bir Ülkenin/Donanmanın bir denizaltı projesini ne kadar ciddiye aldığının temel göstergesi herşeyden önce mukavim tekne malzemesinin niteliği ve bağımsızlığıdır!

 
Çok Ciddi Bir Hatanın Ayak Sesleri
Cuma, 17 Eylül 2021

Bir süredir Makina Kimya Endüstrisi (MKE) tarafından gemiler için 20mm bir Yakın Savunma Sistemi geliştirilmekte olduğu söyleniyordu. Kısa süre önce gerçekleştirilen İDEF fuarında söz konusu ürünün sergilenmesiyle birlikte durum kesinlik kazanmış oldu. Meselenin göründüğünden çok daha hassas olması sebebiyle bu konuyu, çok geç olmadan tartışmaya açmak gereklidir.

Eldeki verilere göre bahsi geçen silah sistemi üzerinde; MKE ürün yelpazesi içinde görülen M61A1 topu [1] kullanılacak gibi görünüyor. Bu altı namlulu 20mm'lik döner top, muhtelif savaş uçakları üzerinde olduğu gibi gemi yakın savunması amacıyla Phalanx Blok 0'lar ve Blok 1A'lar üzerinde de kullanılmaktadır ki bu sürümler ABD'den alınan hurdaya ayrılmış gemiler vasıtasıyla, gâliba 90'lardan itibaren Türk Donanmasının kullanımına girmeye başlamıştı.

Devamını oku...
 
Sevk Yardımcıları
Perşembe, 09 Eylül 2021

13 Mart 1986 günü İrlanda Denizinde devriyede olan ABD'nin nükleer balistik füze denizaltısı Nathanael Greene, bu sığ denizde sualtı seyri esnasında karaya oturdu; pervanesi koptu, kuyruk dümenleri ve safra sarnıçları hasar gördü, buna rağmen denizaltı sahip olduğu Yardımcı Sevk Cihazlarını kullanarak Holy Loch / İskoçka'daki ABD deniz üssüne kendi imkânlarıyla dönebildi.

2011'de İngiliz nükleer balistik füze denizaltısı, sualtında seyir hâlindeyken (beyan edildiği şekliyle) tulumbajet sevk sistemine giren yabancı maddeler sonucunda ciddi bir sorun yaşadı ve ancak taşıdığı iki içeri-çekilebilir Yardımcı Sevk Cihazını kullanarak üssüne geri dönebildi. Bu tür örnekleri artırabilmek mümkünse de şimdilik yeterli sayılabilir.

Devamını oku...
 
Halkalı Pervaneler
Salı, 31 Ağustos 2021

Gemiler ilk kez buhar makinaları ile tahrik edilmeye başlandığında, sevk; genellikle vasata iskele ve sancak olarak yerleştirilen, Çark adı verilen pervane türü ile sağlanıyordu. Kısa süre sonra ise bugüne kadar kullanılagelen Uskur Pervane adlı yeni bir sevk cihazı sahneye çıktı. Söz konusu icadın kime ait olduğu yönünde; Du Quet, Bernoulli vs. gibi çeşitli görüşler mevcuttur.

Bu arada "uskur" Türkçeye, İngilizce "screw" ifâdesinden doğrudan alınarak yani bugünkü Türkçeye İtalyancadan alınan hâliyle "vida" anlamında geçmiştir. Günümüzde "uskur (vida) pervane"lere kısaca "pervane" denilir ve pervane ile vida hareket tarzları açısından eşdeğer araçlardır, örneğin vidanın da pervanenin de tek bir tam dönüşte, dönüş ekseni doğrultusunda alabileceği (kuramsal) yola "hatve" adı verilir(di).

Günümüzde pervane hatvesi ifâdesini benden başka pek kullanan kalmadı, artık konuyla ilgilenenler ana okulundan itibâren aşılandığı üzere, anglo-amerikan kültürüne tamamen boyun eğdikleri için "hatve"ye "piç" demeyi pek bir seviyorlar, nedense! Asıl soru ise şudur; bu tür bir tercihi (bilinçli olarak) yapanlar, günü geldiğinde ve Türkiye anadili İngilizce olan insanların saldırısını uğradığında, (gerçekte) hangi tarafta olacaklar?

Eski Halkalı Pervane Örnekleri

Resim.1) Halkalı Pervane tasarımlarında birkaç örnek, solda 1893 tarihli bir patent, ortada pervane tarihinin önemli isimlerinden İsveçli John Ericssons tasarımı ile 19.yüzyılın ikinci yarında imâl edilmiş 1,75m çapında bir pervane, sağda ise 1924 tarihli bir başka patent çizimi.
Eğer javacript'iniz açıksa bu sayfadaki yüksek çözünürlüklü resimlere fare tekerleği ile yaklaşabilmek mümkündür.

Devamını oku...
 
Haşhaş ve Emperyalizm
Pazar, 15 Ağustos 2021

Meşhur Clipper Flying Cloud

Hindistan bölgesinde üretilen afyonun giderek çok önemli bir ticârî madde hâline gelmesi üzerine, bölgenin hâkimi olan Babür Devleti hükümdarı Ekber Şah 16.yüzyılın son çeyreği civarında afyon ticâretine devlet tekeli uygulamaya başladı. Yaklaşık bir asır sonra ise İngilizler, Türkleri mağlup edip Hindistan'ı tamamen ele geçirdiler. Bu gelişme Yeni Dünya Düzeni denen şeyin başlangıcı olarak da kabûl edilebilir.

İngiliz hâkimiyetine giren Hindistan'da afyon üretimi çok bir büyük artış gösterdi, artık afyon Çin'i içeriden çökerterek iliğine kadar sömürebilmek için kullanılan ve inanılmaz kârlar sağlayan, yükte hafif - pahada ağır, müthiş bir silahtı ve Yeni Nesil Savaş başlamıştı.

Haşhaş ve Emperyalizm, Aytunç Altındal - 1979Aslına bakılırsa bu yazı sâdece hemen yanda kapağı görülebilen ve Aytunç Altındal tarafından yazılan, 1979 tarihli "Haşhaş ve Emperyalizm" adlı kitabı kısaca ziyaretçilere tanıtmaktan ibâretti fakat meselenin, son iki asır içinde, hem Dünya, hem de Türkiye'de cereyan eden bütün gelişmelerle bir şekilde bağlantılı olması sebebiyle, içerik biraz daha uzayabilirdi.

Öncelikle söz konusu kitaptan birkaç satır alıntı vermek gerekirse:

"Kitap iki kısımdan oluşuyor. Birinde 'Haşhaş'ın 12 Mart, uyuşturucu maddeler ve Emperyalizm karşısındaki konumu irdeleniyor. Diğerinde ise, 1969-1974 yılları arasında hazırlanmış ve yine aynı yıllar arasında yayınlanmış inceleme makalelerimiz yer alıyor."

"Haşhaş ve Emperyalizm arasında var olduğunu kabul ettiiğimiz doğrudan bağlantıyı sergileyebilmek için ilkin 12 Mart'a (1971) ... bakmamız gerekmektedir."

"Şurası net ve kesindir ki, 12 Mart'ın haşhaşla gizlenemeyecek bir göbek bağı olmuştur... 12 Mart'ta CIA vardır; büyük ölçüde vardır, 12 Mart'ta haşhaş vardır... "

"... Muhtıra 12 Mart 1971'de Türkiye radyolarının öğlen haber bültenlerinde okutulmuştur... Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel kabinesiyle yaptığı iki saatlik toplantıdan sonra istifa etti. Muhtıra zoruyla istifayı İsmet İnönü şöyle nitelendirmiştir: ... Demokratik mekanizma işliyor. "

Devamını oku...
 
Gemi Üstü Balistik Füze - 3
Salı, 27 Temmuz 2021

İtalyan Garibaldi gemisi üzerinden Polaris baslistik füzesinin fırlatılışıABD (kendini) uzaktan savunma yaklaşımını oluşturduktan sonra 1958'de üç Nato üyesine Jupiter balistik füzeleri yerleştirmeye karar verdi ki söz konusu ülkeler; Türkiye, İtalya ve Fransa idi. Bunula birlikte kendi milli nükleer silah altyapısını oluşturma kararlılığındaki Fransa bu talebi hızla reddetti ve söz konusu sürtüşme ilerleyen senelerde Fransa'nın Nato'nun askerî kanadından çekilmesindeki etkenlerden olacaktı.

Diğer taraftan Türkiye bunu hemen kabûl ederek kendini o kadar büyük bir tehlikeye attı ki bu topraklardaki insanlar, Küba krizi esnasında zirveye çıkan soğuk savaş pazarlıkları sırasında nasıl bir bela içine düştüğümüzü ve nükleer bir felâketten son anda kurtulduğumuzu ancak olaydan çok uzun zaman sonra fark edebilmeye başlayacaklardı ama burada Türkiye'nin Jupiter hikâyesi ele alınacak değil.

Bir bakıma Gladyo'ya ismini verecek kadar mevzunun içinde(!) olan İtalyanlar da 1959'da bizim gibi hemen ABD ile ikili bir anlaşma yaparak Jupiter füzelerinin topraklarına yerleştirilmesine izin verdiler. Tabii bu noktaya gelene kadar olanlar, aynı zamanda daha önce kısaca bahsettiğimiz İtalya'nın nükleer denizaltı macerası ile de doğrudan bağlantılıdır ve bu oyun İtalya'nın siyâsi ve iktisâdî yapısına hâkim olabilmek için ustaca tezgahlanmıştır, tıpkı aşağıda bahsi geçecek ikinci dalga ile de olduğu gibi...

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Derleme: Gerris
Cuma, 23 Temmuz 2021

Gerris Akış Çözücüsü sahip olduğu yetenekler sebebiyle önemli bir akışkan mekaniği yazılımıdır ve aynı zamanda açık-kaynaklıdır. Stéphane Popinet tarafından 2000-2013 arasında geliştirilen yazılım, uzun zamandır ilerlemesi durmuş olsa da belli türde problemler için bilhassa akademik çevreler tarafından hâlâ tercih edilmekte, kullanılmaktadır.

Nesneye dayalı bir tarzda C diliyle yazılmış olan Gerris, açık-kaynak yazılımların doğası gereği, Hesaplamalı Akışkan Dinamiği alanında, yazılım geliştirme temelinde çalışmak isteyen gençler için bâzı ilginç imkânlar sağlayabilecek bir yapıdadır ki Dünya genelinde bu tür özelleştirilmiş Gerris türevleri üzerinden yürütülmekte olan çalışmalar da mevcuttur. Ayrıca ilerleyen dönemde bu sitede Gerris çözücüsü kullanan bâzı örnek çalışmaların dosyaları da sunulacaktır. Bu sebeplerle önce Gerris çözücüsünün kurulmasını ele almak uygun olurdu.

Bilgisayar Destekli Mühendislik uygulamaları açısından yaygınlık ve kolaylık göz önüne alınarak mevzu Ubuntu 20.04 LTS sürümü temelinde açıklanacaktır ama süreç benzer şekilde farklı Linux dağıtımlarına da rahatlıkla uygulanabilir.

Devamını oku...
 
Giresun
Perşembe, 15 Temmuz 2021

Malvinas çatışmasında yaşananlardan sonra ABD donanması gemisavar güdümlü mermi tehditlerini ciddiye almaya başladı. Bunun sonucunda da söz konusu tehditleri olabildiğince iyi temsil edebilecek yeni nesil uçan hedef araçlar kullanarak gemiler için benzetilmiş savunma denemelerine ağırlık verildi. Bu faaliyetlerde elde edilen tecrübelerin ilgi çekici ayrıntıları mevcut olmakla birlikte şimdi sadece birinden kısaca bahsedilecek, bir diğerinin de daha sonra ayrıca ele alınması düşünülüyor.

Bir BQM-74 ateş altında

Resim.1) Bir BQM-74 hedef aracı, bir yakın savunma sistemi (büyük ihtimâlle 20mm Phalanx) tarafından kovalanırken. [1]

Devamını oku...
 
Atomun Altı
Pazar, 11 Temmuz 2021

1920'lerde kuvantum mekaniğinin ortaya çıkışından bu yana konuyla ilgili bilimadamları meselenin nasıl en iyi şekilde izah edilebileceği hususunda fikir birliğine varamadılar. Mesela Niels Bohr ve Werner Heisenberg merkezinde temsil edilen Kopenhag yorumu, deneyi yapan kişinin bilincinin sonucu etkileyeceğini savundu. Diğer taraftan Karl Popper ve Albert Einstein merkezinde temsil edilen Paris yorumunda ise nesnel bir gerçekliğin mevcudiyeti savunuldu.

Daha sonraları bir başka fizikçi; Erwin Schrödinger, Kopenhag yorumuna Einstein kadar sert karşı çıkmıyor olsa da kuvantum fiziğinin ne kadar tuhaf olabileceğine dair bir düşünce deneyine dayanan meşhur makâlesini 1936'da yayınladı. Bu tür konuların devamını ise okuyucunun merakına terk ederek ilerlemekten başka bir çâre yoktu.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Gazavât-ı Hayreddin Paşa
Çarşamba, 23 Haziran 2021

Gazavât-ı Hayreddin PaşaUzun yıllar boyunca, site vasıtasıyla irtibat kurup fikir alış-verişinde bulunduğum kıymetli pekçok arkadaş içinden tarih - siyâset - strateji üçlüsüne meraklı olanlara kesinlikle okumalarını tavsiye ettiğim ilk eser dâima "Gazavat-ı Hayreddin Paşa" olmuştu ama nedense bir türlü bu çok önemli kaynaktan doğrudan bahsetmeye fırsat olmamıştı.

Artık bu kusuru ortadan kaldırmaya çalışmanın zamanı geldi. Oruç ve Hızır kardeşlerin gazaları pek çok el yazması esere konu olmuştur ve bunlar içinden en meşhuru ise Kânunî Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Hayreddin Paşa'nın emri ve yardımı ile kendi yanında çok savaşlara iştirâk etmiş bulunan Seyid Murâdî Reis'e yazdırılmış olan ve burada bahsi geçen kitaba temel oluşturan eserdir.

"Gazavât-ı Hayreddin Paşa"ların nesir ve nâzım hâlinde yazılmış muhtelif el yazması örnekleri mevcuttur. 1970'lere kadar bu eserlerin hiçbiri ne eski, ne de yani harflerle basılmış, dolayısıyla halka intikâl etmiş değildi! Yan tarafta ikinci cildinin kapağını gördüğünüz; "Barbaros Hayreddin Paşanın Hatıraları" adıyla yayınlanan, iki ciltlik ilk çalışma 1970'lerin ikinci yarısı civârında Ertuğrul Düzdağ tarafından hazırlanmıştır ve kendisinin giriş bölümünde ifâde ettiği üzere ilmî bir neşriyât değildir.

Hemen birkaç satır alıntı da vermek gerekirse, ilk önce kitabın yazılış sebebinin açıklandığı cümlelerle başlamak en iyisi olur:

"Ve bundan sonra, sultan-ül a'zam ve melik-ül muazzam, ümmetlerin metbûu, Arab, Acem ve Rum reislerinin efendisi, emniyet ve selâmetin yayıcısı, adâlet ve ihsânın koruyucusu Osman Han'ın oğlu Orhan Han'ın oğlu Murad Han'ın oğlu Mehmed Han'ın oğlu Bayezid Han'ın oğlu Selim Han'ın oğlu, es sultan ibn-is sultan Süleyman Hân hazretleri -Allah onun mülkünü zamanın ve devranın nihâyetine kadar devamlı kılsın, amin yâ Rabbel âlemin- bir gün ferman buyurdular ki:
Sen ve karındaşın nasıl ortaya çıkıp, cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz? Kul tâifesinden mi, sâirlerden mi? Bu zamana gelinceye kadar ufak, büyük, karada ve denizde, ne şekil gazalar oldu ise, baştan sona kadar, ne eksik ne fazla, gerek nazım gerek nesirle, yazıp bir kitap düzüp buraya gönderin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında, Hazine-i Âmire'mde bulunsun!"

"Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Murâdî'yi çağırttım.
Seyyid Muradî, emrimdeki reislerden Durak Reis'in baştardasında gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı nazımla destan edip söylerdi."

Bu eserin bir ilkokul öğrencisinden, bir Amirale ve de bir Cumhurbaşkanına kadar çok geniş bir kitleye doğrudan hitap edebilen bir yapısı olduğunu bilhâssa vurgulamak gerekir. Eğer bu kitabı bir kez okumuş olsanız bile, araya yedi-dokuz yıl kadar koyarak tekrar ve tekrar okuduğunuzda her seferinde içinde yeni birşeyler keşfetme ihtimâliniz oldukça yüksektir. Denizciliğe gönül vermiş olanların bu eseri, birkaç kez okumaması çok büyük bir kayıptır.

Kitabın sunduğu şu samimiyete:

"Sonra Preveze karşısında olan Ayamavra'ya geldim. Burada karada hazır yeni yapılmış daha derya yüzüne inmemiş, yirmidört oturaklık bir yeni tekne buldum...
Amma bir nâzenin tekne ki, ancak bu kadar olur. Belki âlemin Behzâd'ı tasvirini edemez. Ben bu teknenin âşık-ı üftâdesi oldum. Teknenin etrafında kısa bağlanmış buzağı gibi dolaşıp yatar oldum."

Şu tatlı akıcılığa bir bakın:

"... Oruç Reis, koluna bir misket dokunup, ağır yaralandı ve kendinden geçti... Kıyıdaki hâli deryadan seyredip dehşete düştük... Baktım ki iş işten geçmiş, belâ deryası hadden aşmıştır. Hemen can başıma sıçradı. Teknelerden üç dörtyüz bahadır gazi yiğitle beraber karaya çıkıp yetiştik.
Dalkılıç, âteştâb olup, kâfir-i ebedîleri öyle bir kırış kırdık ki, kıra kıra mel'unları kale kapısına dar soktuk. Üç yüzden fazla kâfir-i bîdinleri kılıçtan geçirip, yüzelli kadarını da diri tutup esir eyledik."

Hızır Reis'e Hayreddin adını ve ünvânını bizzat Yavuz Sultan Selim Han vermiştir:

"Sultan Selim hediyeleri bizzat görüp beğendi. Padişah-ı İslam iki ellerini kaldırıp bana dualar kıldı:
Hızır Reis, Nasreddin ve Hayreddindir. Hayreddin lalam düşmanlar üzerine daima muzaffer olsun. "

"... Tekneler, Tersane-i Amire'ye çekilip eksikleri gedikleri miriden düzüldü, koşuldu... Bana ve ağam Oruç'a da mahsus yirmi yedişer oturak iki firkate yapıldı... Günlerden bir gün, Sultan Selim hazretleri Muhiddin Reis'i huzura çağırıp bizlere göndereceği emanetleri teslim eyledi.
İki elmas kabzalı kılıç verdi. Biri Hızır, biri Oruç Reis'e diye, ki her biri birer Rum haracı değer. İki sorguç ve sırtlarımıza birer hil'at ve iki firkate gemi verip:
—Büyük firkateye Hızır lalam binsin ve öbürüne Oruç lalam binsin. Gazalar eylesinler...
Dedi."

Küçük bir savaş sahnesi bu kadar mı güzel anlatılır:

"Hemen inâyet-i Hak'la, gaziler apansızın dalkı­lıç âteştâb olup kâfirlerin kalp cenâhına girdiler. Öyle bir giriş girdiler ki vasf olunmaz. Kâfirlerin başlarına güya kıyametler kopup:
—Acaba kıyamet mi oldu, sur mu çalındı?
Deyu azizlerinden medet talep etmeye başladılar. Amma gazilerin alev saçan kılıçları azizlerin himmetlerinden önce erişip, menhus kellelerini bostan kesimi gibi ayaklar altına yuvarladılar. Pis vücutlarını zemine akan kanları alıp götürdü. Hâsılı kelâm adaya yetişenler kurtuldu. Yetişemeyenler ateşi buldu..."

Ama hepsinden iyicesi, bu kitap tek başına dünü, bugünü ve yarını sunmaktadır.

Bunu okuyan herkes ancak alabileceğini alır. Günümüzde kerli ferli adamlar ortalıkta Akdeniz'de neler olup bittiği hakkında konuşmayı pek seviyorlar ama pek çoğu tedrisâtından geçtikleri, bir nevî kulu oldukları Batının gözüyle duruma baktığı için söyledikleri ile toplumu kandırmaktan, en azından zihinleri bulandırmaktan başka bir iş yapmıyorlar.

Oysa Gazavât-ı Hayreddin Paşa'yı dikkâtlice okuyanlar, tam da bugün Akdeniz'de ve Arap yarımadasında neler olduğunu, daha önemlisi neden olduğunu ve en önemlisi gelecekte neler olacağını doğru bir şekilde kavrayabilirler ve okumayanların ise durumu anlayabilmesi kesinlikle mümkün değildir.

Aslında bu eserin temel kavramı tam olarak Türk Devletinin gelecekteki yöneticilerine ve askerlerine yol göstermekten ibârettir. Mesela:

"Cezayir'e doğru gitmek üzere iken firari mürted Telis Beyi'nden haber aldık. Sahra tarafında Necce denen yerde imiş. Hemen Necce şeyhine bir mektup yazıp gönderdim. Dedim ki:
—Ol mürtede söyleyesin ki, eğer mürtedlikten vazgeçip, tecdid-i iman edip, kâfire kul olmaktan tövbe istiğfar kılıp hâlis muhlis mümin olursa biz dahi suçundan geçeriz.
O zaman, Tlemsen Beyi'nin karındaşı oğlu olan mürted gazaba gelip:
—İspanya Kralı sağ olsun! Benim âhımı onda kor mu sanırsın? Hiç bir firkateci hırsız, Kral ile başa mı çıksa gerek. Yarın bir ağır donanma ile gelip Cezayir'i alıp beni Cezayir'e oturtması yakındır.
Deyip, laf harmanını esip savurmuş. "

"... Oruç Reis'in sözü bitince, alimler:
—Ey mücahit, onun katli sana helâldir. Bu kötü fitneyi ümmet-i Muhammed üzerinden def etmenizde büyük sevap vardır. Şüphesiz kılıçlarınız Arş-ı a'lâya asılır. Ona yardımcı olan eşkiyaları dahi cezalandırasın.
Diye fetva yazıp Oruç Reis'in eline verdiler. "

"Oruç Reis cümlemizle vedalaşıp bir mübarek saatte Cezayir'den çıkıp Telis'e yollandı.
Konarak göçerek Telis'e vardılar. Onların geldiklerini gören ileri gelenler suçlarını bastırmak için o mel'unu bağlayıp Oruç Reis'in huzuruna götürdüler. Hayınlar işte böyle kaltaban olur.
Gelenler:
—Ey mücahitlerin reisi! ... Diye başlayacak oldular. Oruç Reis hemen işaret edip, onları susturup, zincire vurdurdu. Dualar etmeye başlayan iki yüzlü münafıklar neye uğradıklarını şaşır­dılar. Düşünceye daldılar."

"Oruç Reis hepsini önüne dizdi. En başta ol müfsid ondan sonra sıra ile ötekiler yollu yolunca zincire dizilmişlerdi."

"Oruç Reis evvela ona hitab etti:"

"—Ey mel'un şimdi kendini nasıl bulursun? Karındaşım sana eman vermişti. Tövbe edersen suçunu bağışlarız demişti. Sen ona cevap verip, İspanya Kralı sayesinde benim öyle firkateci hırsızlara eyvallahım mı var, diye herzeler yemiştin. Elhamdülillâh hırsız değiliz, amma senin gibi din düşmanlarına yardım edici mürtedlere hırsızlarız."

Dedikten sonra, hemen cellât-ı bî-amana işaret edip kellesini vurdurdu."

"Bundan sonra Araplara döndü:
—Ey mel'unlar! Şu katl olan mürted beyinin önceleri tek başına gelip içinize girdiğinde: «Buranın sahipleri olan gaziler, senin buraya geldiğini istemezler» deyip, şimdi tutup bağlayıp huzuruma getirdiğiniz gibi o zaman bağlayıp getirmeye kadir değiller miydiniz? Böyle tutup bağlayıp getirmek evvelden gerekli idi.
Deyip hepsinin kellesini vurdurdu. "

"Ortalığı dilediği gibi nizama sokup yeni hâkim tayin etti. Üç günden sonra gazileri toplayıp divan edip şöyle dedi:
—Oğullar, elhamdülillah Hakk'ın inayeti ile bu hayın mürtedin ve ona uyup yardım eden iki yüzlü münâfıkların haklarından geldik.
Şimdi sizler bana yâr ü yaver olursanız, katl ettiğimiz mürtedin amcası olan Tlemsen Sultanı'na da bir bakalım. Zira onun dahi zulmü haddi aştı. İspanyol keferesine Tlemsen limanından daima gemiler yükletip, kâfire zahire gönderirmiş. Benim niyetim o tarafa doğru gitmektir, sizler ne dersiniz?
"

"Oruç Reis böyle deyince, gazilerin cümlesi bir ağız­dan çağrışıp:
—Niyet senindir! Her nereye teveccühün olursa, başüstüne!
Dediler... "

İlaç

Velhâsıl Oruç ve Hızır Reis'lerin tedâvi için başarıyla uyguladığı yaklaşık dörtbuçuk asırlık bu reçetede, Arap Devletlerinin bugün hâlâ taşıdıkları bu müzmin hastalığın tek ilacı açıkça bellidir; Türk kılıcı!
Ve hastalık artık Akdeniz'i aşıp Kızıldeniz, Umman Denizi ve Basra Körfezi bölgelerine kadar yayılmış ve yakın zamanda bize de bulaşmıştır, bütün yaptıklarına rağmen din düşmanlarına yardım edici, kâfire kul pensilvanya şeytanına tapanlar cemiyeti mensuplarına böylesine yumuşak davranılıyor olması ise mevcut en büyük tehlike olarak karşımızdadır...

 
Kurt Kaymağı
Cumartesi, 19 Haziran 2021

Zırh Delici Kinetik Enerji MermisiMalzeme teknolojileri günümüz dünyasındaki en hayâtî kavramlardan biridir. Böylesine önemli bir çalışma sahasını, her biri kayda değer, çeşitli alt başlıklara ayırabilmek mümkündür ve bütün bunların içinde temel yapıtaşının ise madenler ve madencilik olduğu söylenebilir.

Kıtaların çarpıştığı bir noktadaki topraklar üzerinde mûkim güzel memleketimiz tam da bu çarpışma sebebiyle ciddi bir deprem bölgesi olması yanında belki de bu zorluğun bir karşılığı olarak; müthiş bir iklim çeşitliliğinden kaynaklanan zengin doğal imkânlarla birlikte, yine aynı sebeple madenler açısından da gâyet verimlidir ki bu durumu kolayca gözler önüne serebilen meşhur(!) Bor veya Toryum gibi meselelerden burada bahsedilecek değildir, zâten daha önce ele alındığı üzere Krom [1] mevcut genel vaziyeti özetlemeye şimdilik yeterlidir.

Devamını oku...
 
Gemi Üstü Balistik Füze - 2
Cuma, 11 Haziran 2021

EAG-154 gemisinden bir Polaris füzesi soğuk fırlatma denemesiRusya'dan sonra doğuya ilerlemeye devam edildiğinde bir önceki içerik kalınan yerden sürdürülebilirdi. İlkinin aksine bu bölüm için daha çok veriye, çok daha kolay ulaşabilmek mümkün olduğundan, lâfı fazla uzatmadan dikkâtlice özetleyebilmek açısından daha dikkâtli olmak uygun olurdu zîra bu temel üzerinden asıl ulaşılmak istenen mesele(ler) hâlâ oldukça uzaktaydı.

İkinci Dünya Savaşının son senesi içinde, çeşitli açılardan şaşılacak derecede ileri ve öncü çözümlere ulaşmış veya ulaşmakta olan alman askerî teknolojisinin ele geçirilmesi için büyük bir mücâdele de başladı. Bu ganimetten en büyük payı kapmayı başaranlar da amerikanyalılar olacaktı.

Örneğin buradaki mevzuyla doğrudan bağlı olan, Dünya tarihinin ilk balistik füzeleri V2'lerin pek çok atışa hazır örneği gibi, ama asıl önemlisi bu füzeleri geliştiren beyin takımını meydana getiren Wernher başta olmak üzere alman eskinazilerin pek çoğu gibi...

Haziran 1944'de müttefik kuvvetlerinin Normandiya sahillerine çıkmaya başlamasından sadece beş ay sonra, henüz çatışmalar tüm şiddetiyle sürmekte iken, Ekim 1944 itibârı ile başlatılan Overcast Harekâtı vasıtasıyla hassas teknolojileri içeren alman mühimmat, cihaz ve araçlarının ele geçirilme çalışmaları son derece dikkâtlice yürütüldü. Bu harekâtta askerî birliklere, peşine düşülen teknoloji alanlarında yetkin, özel olarak görevlendirilmiş sivil uzmanlar rehberlik ediyordu ve sonraki aylarda da Paperclip Harekâtı ile yüzlerce nemçeli bilimadamı ve mühendis aileleriyle birlikte Kuzey Amerika'ya götürülecek ve bu arada Ruslar da önemli sayılabilecek bir miktarda ganimet elde etmeyi başaracaktı.

Devamını oku...
 
Gemi Üstü Balistik Füze - 1
Cumartesi, 05 Haziran 2021

İkinci Dünya Savaşı esnasında meşhur V2 ile somutlaşarak ilk kez sahneye çıkan balistik füze kavramı bihassa nükleer silahlarla birleştirilerek değerlendirildiğinde kürsel güç sahnesinde hızla çok önemli bir oyuncu hâline geldi ki uzun menzilli nükleer başlıklı balistik füzeler o günden bu yana Dünya üzerindeki bir numaralı güç göstergesi olarak kabûl edilmektedir.

Soğuk Savaş olarak adlandırılan dönemle birlikte balistik füze teknolojileri alanında, ABD ve SSCB merkezli büyük bir yarış da başladı. Temel hedefler; daha fazla görev yükünü, daha uzun menzile, daha hızlı şekilde, daha hassas isâbet oranı ile ulaştırabilmek olarak özetlenebilirdi.

Mevzu son derece geniş olduğu için daraltılmış bir kapsam ile ele almamız daha uygun olacaktı ki bu sebeple içeriği, kısmî bütünlüğü de fazla zedelemeden olabildiği kadar temel alt bileşenlere ayırmak gerekliydi. Böyle bir amaç doğrultusunda, kullanıldıkları konumlara göre balistik füzeler üç temel bölüme ayrılabilir:

  1. Karadan kullanılanlar
  2. Havadan kullanılanlar
  3. Denizden kullanılanlar

Devamını oku...
 
Bize Düşmez Can Vermek Yumuşak Bir Kucakta
Pazar, 23 Mayıs 2021

Kırım Haritası - Pirî Reis

Bugün elimizde kalan nâdir eski denizci türkülerinin başında Sivastopol türküsü geliyor demek yanlış olmasa gerek. 19.yüzyıl ortasında gerçekleşen Kırım Savaşında elde edilen fakat Osmanlı Devletini yıkıma sürükleyen bedelinin dehşet verici büyüklüğü ancak sonraki dönemlerde anlaşılacak olan zafer dolayısıyla Sermüezzin Rıfat Bey [1] tarafından 1855'de bestelenen bu eser belki çok sevilmesinin de yardımıyla bugünlere ulaşabildi ve belki de aynı sebeple bâzı değişikliklere de uğradı. Güftesinin müellifi ise bilinmiyor.

Geçenlerde hemen aşağıdaki gömülü vidyo vasıtasıyla dinlenebileceği üzere, yakın tarihin Halvetî-Cerrâhî şeyhlerinden Muzaffer Ozak [2] tarafından söylenen bu eşsiz sayılabilecek hâliyle, tarihî bir belgeye rast gelince Sivastopol türküsünün (veya marşının) bugünkü hâline değinmek gerekliliği hâsıl oldu.

Devamını oku...
 
Ah Gıdı Gıdı Meh Meh
Pazartesi, 17 Mayıs 2021

Durum!

Devamını oku...
 
Denizin Altına İnemeyen Askerî Yakıt Hücreleri - 1
Cuma, 19 Mart 2021

1957'de Sputnik-1 dünya yörüngesine gönderildiğinde uzay yarışı olarak adlandırılan dönem çoktan başlamıştı ve uzay araçlarının enerji ihtiyacını olabildiği kadar yüksek verimle ve güvenle karşılayabilme amacıyla, atıkları sâdece su ve ısı olan yakıt hücresi teknolojilerine yönelmek doğal bir tercihti. Bu sebeple yarışın iki tarafında da bu yönde arge çalışmaları sürdürülüyordu. Uzaya ilk çıkan yakıt hücresi; 1965'de Gemini adlı araç ile Batı tarafından gönderildi, Doğu için ise ancak 1972'de Soyuz 7K ile ilk çıkış gerçekleşti.

İsveç'te 1954 itibarı ile Donanma'nın geleceğine yönelik bir değerlendirme çalışması başlatıldı ve dört sene sonra varılan "Savunma Kararı 58" kavramı ile birlikte Deniz kuvvetlerinin, değişen tehditler karşısındaki yeniden yapılandırılma rotası belirlendi. Bu konu sahip olduğu bâzı nitelikler açısından Türkiye için de incelenmesi gerekli bir tabiata sahiptir fakat şimdilik onlardan bahsedilmeyecek.

Burada sâdece söz konusu yeni yapılanmanın kilit taşlarından olan denizaltı teknolojileri ile ilgili bölümü içeriğe kısmen dâhil olacak. Daha sonra Sjöormen sınıfı olarak adlandırılacak olan A11 denizaltı projesi 1950'lerin ikinci yarısındaki bu dönüşüm doğrultusunda şekillendirilmeye başlanmıştı.

Sjöormen Sınıfı - Denize İniş

Resim.1) Konvansiyonel denizaltı tasarımı tarihindeki önemli sıçramalardan biri olarak değerlendirilebilecek Sjöormen sınıfı denizaltılardan birinin denize inişi, 1967/68. Bu denizaltıların, hidrodinamik nitelikler başta olmak üzere bâzı hassas tasarım hususları açısından, bugün Gölcük'te inşa edilmekte olan denizaltılardan daha üstün olması(!) ise ayrı bir yazı konusu olabilir ya da olmayabilir, ne de olsa tamamen anlamsız bir mevzu...

Yaftalar:
Devamını oku...
 
BaşlangıçÖnceki 1 2 3 4 5 6 7 8 SonrakiSon

Telif Hakkı © 1997-2021 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!