Kemere

Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlar
Pazar, 19 Mayıs 2019

Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlarİstihbarat, tarih boyunca devletlerin ayakta kalabilmeleri için ihtiyaç duyulan başlıca yeteneklerden biri, muhtemelen de en önemlisi olmuştur. Nitekim dünya tarihinde belirleyici etkileri olan pek çok büyük savaşın sonucunu da askeri güçten ziyâde istihbarat faaliyetleri hatta kimi zaman tek bir casus belirlemiştir.

Zamana bağlı olarak teknikler belki biraz değişiklikler gösteriyor olsa bile gelecekte de durumun bu şekilde devam edeceğini iddia etmek makûl olacaktır.

Casusluk, karşı-casusluk, beşinci kol faaliyetleri, sosyal mühendislik, propaganda vs. gibi bileşenlerden meydana gelen istihbarat uygulamaları yeterli karşı tedbirlerin alınmadığı durumlarda hedef ülkeler ve milletler üzerinde yok edici etkiler meydana gelmesini gâyet kolay bir şekilde sağlayabilmektedir.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz 1994 tarihli bu ilgi çekici kitap da 20.Yüzyılın ilk yarısı için yukarıda bahsi geçen meselenin bizi doğrudan ilgilendiren bölümleri hakkında verdiği kısa ama öz bilgilerle Teşkilât-ı Mahsusa'dan başlayarak Karakol Cemiyeti, MM (Milli Mukavemet?), MEH (Milli Emniyet Hizmetleri), MAH (Milli Amele Hizmet) ve MİT'e (Milli İstihbarat Teşkilâtı) gelinceye kadar geçen olaylar silsilesini okuyucuya sunmaktadır.

Doğrusu bu veriler, okuyucular açısından hangi siyasi görüşten olunursa olunsun, edinilmiş/aşılanmış sığ düşünce kalıplarının düz mantığını sarsabilecek ayrıntılara da sahiptir... Eserden küçük birkaç alıntıyı [sarı] sunmak gerekirse:

"Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının Fransa'nın Şam Konsolosluğu'na düzenlediği baskında ele geçirilen dosyalar "Arap Masası"nda değerlendirilmiş ve ortaya ürkütücü bir tablo çıkmıştı. İstanbul'da ihtilâlci bir "Arap örgütü" faaliyet gösteriyordu."

15 Temmuz teşebbüsünde, artık pek üzerinde durulmayan ama çok önemli bir eylem noktası olan "Büyükada"nın aslında bu meselelerin tam olarak neresinde olduğunu belki biraz daha iyi incelemek gerekir(di), sembolizm mi? Yoksa daha da fazlası mı?

"El Ehâ-ül Arabî" örgütünü Şam mebusu Şefik el-Müeyyet ile Nedret ül Madran kurmuştu. İdare merkezleri Büyükada'ydı ve evin sahibi bir Osmanlı vatandaşı olan Rum Kozmidi Efendi'ydi. Kozmidi aynı zamanda bir Osmanlı mebusuydu..."

"... Osmanlı hizmetindeyken devlet aleyhinde faaliyette bulunanlar sadece mebuslar değildi. Aralarında subaylar ve idarî başkanlar da vardı... Ama Türklere karşı faaliyette bulunanlar sadece Araplar değildi ki... Paçacızade Mezâhim gibi asılları Türk olanlar da bu faaliyetlerin içinde yer almıştı."

"Şiddet yanlısı Arap teşkilatları ve İngiliz Gizli Servisi'nin Araplar üzerindeki etkisi ile Osmanlı İmparatorluğu sadece askerî yönden değil sivil yönden de çökertilmişi."

Aslında Teşkilat-ı Mahsusa daha geleneksel anlamıyla bir istihbarat teşkilatından ziyâde silahlı hareket ağırlıklı bir tür gayri nizami harp teşkilatı olarak nitelendirilebilir ki bu yapısı ile kendinden sonra gelen zaman diliminde dünya çapında dikkât çekmiş, özellikle yabancılar tarafından itinayla incelenmiş ve hatta örnek alınmış özelliklere sahiptir.

"Teşkilat-ı Mahsusa özellikle yabancı araştırmacılar [1] tarafından 2.Abdülhamid dönemi casusluk örgütünün devamı gibi gösterilir. Oysa hem siyasal yapısı hem de dönemin Avrupa siyaseti buna uygun değildir."

İçimizdeki İrlandalılar; acaba bunlar Türklere karşı tamamen dini temelli bir düşmanlık ile hareket eden koyu Katolikler içinden mi çıkıyordu yoksa İngilizlere derinden bağlı Protestan olanlar içinden mi?

"İngiliz Gizli Servisi'nin kaynayan kazan haline gelen Ortadoğu'ya gönderdiği çoğu İrlandalı olan ajanlar..."

Bu İrlanda kökenli İngiliz ajanlarından en dikkât çekenlerinden biri Bennet idi:

"İngiliz istihbarat subayı ... John Godolphin Bennet, İstanbul'a 1918 yılında geldiğinde henüz 30 yaşındaydı... Anadolu ile bağlantı kuran yüzlerce mukavemet teşkilatı üyesini yakalatmış ve işkence ettirmişti. Kemalettin Şükrü Bey, İşgal Faciaları başlığı ile yayınladığı tefrikada, Bennet'in Türkçe dahil Şark dillerine vakıf olduğunu ifade eder ve onu "İngilizlerin Türk halkı üzerine musallat ettiği bela" olarak tanımlar... Aziz Hüdai Akdemir'e göre çok Türkün yuvasını söndürmüş bir maceraperesttir."

"Teşkilat mensupları tarafından Büyükdere'deki bir gece aleminden dönerken İstinye'de pusuya düşürülmüş ve ayağından yaralanıp ölümden zor kurtulmuştu. Tetikçi Manastırlı Deli Ömer'di... Fransız hastanesinde uzun süren bir tedavi görmüş ve sakat kalmıştı."

"Sonrasında ... Londra'da bir tekke açmıştır. Whitness yani "Şahit" isimli kitabı ... geçmişin yalancı şahidi olmuştu."

Bu herifin İngiltere'ye döndükten sonra bir tekke(!) açmış olması, faaliyetlerini hangi doğrultuda sürdürdüğü hakkında bâzı ipuçları verebilirken diğer taraftan Teşvikiye'nin meşhur Alman Baron'unun aynı zaman dilimi civarında, Bektâşi kisvesi altında Türkiye ve Almanya merkezli sürdürdüğü karanlık faaliyetleri de hatıra getirmektedir doğrusu...

Hazır yeri gelmişken Üsküdar'a da iki cümle ile değinelim:

"Karakol Cemiyeti'nin bir de Üsküdar Grubu vardı. Bu grubun İstanbul ve İzmit arasında muntazam bir menzil hattı kurmuş oldukları biliniyordu. Bu menzil hattı gerçekten mühim bir kuruluştu."

"İngiliz istihbaratının ana görevleri arasında, Doğu ve Günedoğu'da etnik grupları harekete geçirmek, padişah çevresini yönetmek ve İngiliz desteğini sağlayacak kuruluşları oluşturmak da vardı."

"Kısa adlandırmasıyla "I.C."nin (İstanbul Merkezi) faaliyet alanı içindeki muhbir ve ajanlar, mesleğinin erbabı İngilizler, Yunan uyruklular ve Rumlar, İngiliz kültür ve himayesi görmüş Hintliler, Ermeniler, Araplar ile Türk ve diğer işbirlikçilerdi."

... çok sayıda Türk ajan da İngiltere hesabına çalışmıştı. Said Molla, Emin, Enver, Adil Hafız Cemal, Mehmet Ali, Süleyman Paşa, Tevfik Bey, Dişçi İhsan, Hikmet, Değirmendereli Kazım, Merkez Memuru Mazlum, Hamdi, Vasfi, Terzi Mehmet, Tayyar, Ferid Cavit ve Çerkes Ragıp bu ajanların belli başlılarıydı. Tabii ki bu isimlerin dışında bilinen ve bilinmeyen yüzlerce muhbir ve "toplayıcı" tabir edilen haber taşıyıcılar vardı."

"İngiliz istihbaratı içinde bir de Ermeni vatandaşımız vardı. Milliciler adına çalışan bu ajan, daha sonra Ankara'ya geçerek İslamiyet'i kabul edecekti... Bu ajan Necati Bey'di."

Nihayet Milli Mücadele başarıyla tamamlandıktan sonra:

"(1926'da) İstanbul'daki Yıldız Harb Akademisi'nde, sivil ve asker uzmanlarla çalışmaya başlayan Nikolai'nin (Oberst Walter Nikolai, Alman) yetiştirdiği ilk elemanlar, Almanya'da pratik eğitimden geçerek yurda dönecekti."

"(Bu) teşkilat "Milli Amele Hizmet" adını taşıyordu."

"6 Ocak 1927 de dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın emri ile merkezi Ankara'da olmak üzere teşkilatın İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Kars şubeleri de açılmıştı. Teşkilatın faaliyeti Ankara'daki Hacı Bayram Camii yakınlarındaki ahşap bir binadan yürütülüyordu."

"İkinci Dünya Savaşı sırasındaki istihbarat faaliyetleri, zaman zaman Almanları ve müttefikleri de hayrete düşürecek kadar başarılı olmuştu."

Velhâsıl, baştan sona son derece ilgi çekici ayrıntılar ihtiva eden bu kitap meraklılarına tavsiye edilir...

 
Yusufçuk
Perşembe, 25 Nisan 2019

Yakın dönemde giderek önemini artıran mikro insansız araçlar teknolojisine yönelik gerçekleştirilen ar-ge çalışmaları açısından uçan böcek türleri bu alanda çalışanlar tarafından giderek artan oranda incelenmektedir. Gerek büyüklüğü gerekse mükemmel uçuş yetenekleri sebebiyle de yusufçuk adlı böcek söz konusu biyotaklit çalışmaları açısından üzerinde en çok araştırma yapılan canlıların başında gelmektedir.

Bu doğrultuda ele almaya başladığımız konular bağlamında denel ve hesaplamalı benzer çalışmaların [1] [2] [3] ... açık kaynaklarda ulaşılabilir olmasının da etkisiyle yusufçuk kanadını temel alan iki boyutlu durağan kesit için hesaplamalı çalışmalar ve elde edilen bâzı sonuçlar bu sayfada konuya ilgi duyabilecek olanlara sunulacaktır.

Yusufçuk Kanadı

Resim.1) İki çift kanada sahip olan yusufçuk adlı böceğin kanatlarından birinin yakından görünüşü ve tâkip eden hesaplamalı çalışmalarda kullanılan temsili 2B yusufçuk kanadı ve naca0012 kesitleri.

Devamını oku...
 
Hevâya Gitti Hep Bunca Emekler
Pazartesi, 22 Nisan 2019

Bilinmeyen bir tarihte Üsküdar'da doğan Hacı Faik Bey 19.Yüzyılın en önemli bestekârlarından biridir. Beşyüzden fazla eser bestelediği düşünüldüğü hâlde bunlardan ancak yüzelli kadarının günümüze ulaşabildiği söylenmektedir. Herhalde aşağıdaki iki dörtlükte gördüğünüz eserini duymamış olan da pek yoktur;

Nihansın dideden ey mest-i nâzım
Bana sensiz cihanda can ne lâzım
Benim sensin felekde çâresâzım(*)
Bana sensiz cihanda can ne lâzım

Revadır(*) mâtemin tutsa felekler
Bana insan değil ağlar melekler
Hevâya gitti hep bunca emekler
Bana sensiz cihanda can ne lâzım


(*) Uzun yıllardır farklı sanatçılar tarafından gerçekleştirilen yorumların bir bölümünde "Revadır" yerine "Sezadır" ifâdesi de kullanılmaktadır ki her iki kelime de hemen hemen aynı anlama gelmektedir; lâyık, uygun, yaraşır...
Benzer şekilde farklı icralarda "Çâresâzım" ve "Sâyesâzım" kelimeleri de kullanılmaktadır ve bu kez anlam değişmekte olsa da ilgi çekici bir şekilde her iki ifâde de uygun düşmektedir ama acaba ilk yazıldığı hâlinde hangileri mevcuttu?

Böyle bir giriş müdâvim ziyaretçiler için bir miktâr şaşırtıcı olabilir ne de olsa sitenin akış hattı çok daha farklı gibidir ama yine de acele karar vermeyin, eksen kayması yok ;)

Bestesi yanında güftesi de bizzat Hacı Faik Bey'e ait olan bu eserin ortaya konmasına sebep olan hâdise ise yazının temel konusunu teşkil edecektir...

Devamını oku...
 
Suda Kurt Sürüsü
Pazar, 21 Nisan 2019

Ağ Merkezli Harekât (AMH) kavramının sualtına da taşınması üzerinde uzun süre önce ilk kez ABD'de çalışılmaya başlanmıştı. Zaman içinde, denizciliği kendileri açısından çok önemli olarak kabûl eden diğer bâzı ülkeler de aynı konuya ilgi duydu. Sualtı ağları konusu başlı başına çok kapsamlı ve muhtelif önemli alt başlıklara sahip, görece yeni bir kavram olmakla birlikte yazının başlığından da anlaşılabildiği üzere şimdilik sadece küçük bir bölümüne kısaca temas edilmeye çalışılacak.

Suda Kurt Sürüsü [4]

Denizaltıların (ve kısmen gemilerin de) gerek akustik izlerinin gerekse sonar kesit alanlarının teknolojik gelişmelere bağlı olarak giderek zayıflatılabilmesi, ilâve olarak yumuşak-imha karşı-önlem araçları olarak adlandırılan çeşitli akustik aldatıcıların da iyice yaygınlaşması sonucunda denizaltıya (ve duruma göre gemiye) karşı torpil kullanılarak gerçekleştirilebilecek çatışma senaryolarında, günümüz itibarı ile torpiller aleyhine bir durum oluşmuş durumdadır denilebilir.

Devamını oku...
 
Altıyüzbir.Sekizyüzbir.Bir.Beşyüzaltmışdört
Cumartesi, 20 Nisan 2019

İki İbrahim - Müteferrika ve Halefiİbrahim Müteferrika denince insanın aklına düşen ilk imgeler daha ilk mektepten başlayarak zihnimize yerleştirilmiş mâlûm kalıplaşmış, sığ, güdük bir takım kırıntılar olarak zuhur ediyor öyle değil mi?

Nihayetinde insanların çoğu artık içlerine ustaca(!) yerleştirilmiş böyle türlü türlü düşünce kalıplarına her şart altında ve yanlışlığı kesin olarak ispatlansa dahi, ölene kadar bağlı kalmayı tercih ediyorlar ki bu zaafı kullanarak, toplum mühendisliği uygulamalarına hâkim durumda olan milletler diğer milletleri kolayca maymuna çevirebiliyorlar.

Hemen sağda kapağını gördüğünüz, Şubat 2019 itibarı ile birinci baskısı yayınlanan ve Kemal Beydilli tarafından yazılan kitap; İbrahim Müteferrika ve çevresinde gelişen olayları ki belki dönen dolapları demek daha iyi bir ifâde olur, belgelere dayanan en yeni tarihi bulgularla birlikte son derece titiz bir şekilde okuyucuya sunarak, öğrenmeyi ve düşünmeyi terk etmek istemeyen türdeki insanlara yeni bir ufuk açabilecek mâhiyettedir.

Kitaptan da biraz alıntı [sarı] vermek gerekirse:

"Çalışmamızın bu kısmında üç husus ortaya çıkmıştır:

1. İbrahim Müteferrika'nın (Macar mühtedisi), Bonneval (Fransız mühtedisi, nam-ı diğer Humbaracı Ahmet Paşa), evlatlığı Süleyman (İtalyan mühtedisi) ve kendi yetiştirmesi olan Küçük İbrahim (Osmanlı Kadısı) ile birlikte İstanbul'daki elçiler arasında bilinen, oldukça karanlık işlere erken tarihlerden itibaren karışan, edinilen bilgileri paraya tahvil eden bir ekip içinde yer alan ve bizzat kendisinin de elçilere "mahremâne" bilgiler ileten, şifre koduyla (601.801.1.564) anılan bir istihbarat kaynağı olduğu...

Hakkında vermiş olduğumuz bütün bu bilgilerin, daha ziyade matbaa kurusucusu ve kitap basımı işiyle uğraşan bir kültür adamı olarak tanıdığımız Müteferrika'nın genel imajını bir ölçüde değiştirecek mahiyette olduğu açıktır. Bütün bunların yanında Müteferrika'nın ayrıca açıkça dile getirilmeyen başka bir siyasi kimliğe daha sahip olduğu vurgulanmalıdır. Müteferrika aynı zamanda koyu bir "Macar" milliyetçisidir ve son nefesine kadar sürdürdüğü Avusturya karşıtlığı buradan kaynaklanmaktadır. Bu anlamda intikam duygusuyla hareket eden Bonneval'den farklı bir motivasyona sahip olduğu açıktır.

... Müteferrika, 1736'da başlayan Osmanlı-Avusturya savaşlarının devam etmesini ve özellikle 1740'dan itibaren on seneye yakın bir süre Veraset Savaşları sebebiyle zor günler geçirecek olan Habsburglar'ın hezimete uğramasını, vatanının kurtulmasında vazgeçilmez bir unsur olarak görür ve Osmanlı Devleti'nin yıpratıcı İran savaşlarına rağmen Avusturya ile asla barış yapmaması için çalışır..."

Son söz olarak denebilir ki gâyet hassas bir şekilde ciddi bir emek verilerek gerçekleştirilen böyle çalışmaları görünce, geleceğimiz hakkında biraz iyimser olabilmek de mümkündür.

 
Devrim
Cuma, 19 Nisan 2019

Sadece 129 gün içinde sıfırdan başlayarak moturu dâhil(!) bir otomobilin tamamını önce tasarlayıp sonra imâl eden mühendislerin gerçek hikâyesi. Son derece samimî bir şekilde gerçekleşen bu söyleşinin her cümlesi geleceğin mühendis adayları tarafından dikkâtle dinlenmesi gereken birer ders niteliğindedir demek yanlış olmaz. Doğrusu önyargılarında boğulmuş eski neslin dinlemesine pek gerek yoktur!

Devrim çalışmasının gerçekleştirildiği dönemde ülkenin imkânlarının daha doğrusu imkânsızlıkların ne seviyede olduğunu iyi düşünmek ve günümüzle bir karşılaştırma yapmak de gerekir. O devirde Türkiyenin çok büyük bir bölümünde elektrik bile yoktu! Buradan hareketle ülke ve millet olarak sıkıntılarımızın görünür değil de gerçek kaynaklarının neler olduğu, mesela sıradan bir numune olarak, yılan hikâyesine dönen tank motoru mevzusunun uzun yıllardır neden ilerlemediği falan gibi konulara girmenin pek bir alemi de yok öyle değil mi...

Devrimi yapan mühendislerden biri ve en genci olan Kemalettin Vardar artık fâni alemden ayrıldı, Allah râzı olsun ve rahmet eylesin! Son olarak bu söyleşiyi gerçekleştirip kayıt altına alarak böylesine ibretlik bilgileri çok geç olup kaybolmaktan kurtaran arkadaşlara da en azından şahsım adına teşekkür ederim.

 
Tik Tak Tik ...
Perşembe, 18 Nisan 2019

Birleşmiş Milletler ve Hipersonik Silahların SınırlandırılmasıŞubat 2019 itibarı ile Birleşmiş Milletler alt kuruluşlarından biri, hipersonik silahlar hakkında elli sayfalık bir belge [1] yayınladı. Böylelikle, zâten bir süredir beklendiği üzere ABD tarafından söz konusu teknolojinin diğer ülkelerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla yürütülmesi düşünülen çalışmanın ilk resmî denilebilecek adımı da atılmış oldu.

Hipersonik (Yüksek Sesüstü) silahlar farklı türlerde olabilmekle birlikte bahsi geçen rapor Hipersonik Süzülme Araçları (HSA) olarak tanımlanan silahları merkeze almış durumdadır. Bu konuyu daha fazla merak edenler [2]'yi incelemekle işe başlayabilir. Hızlan-Süzül teknolojisi kullanan bu tür araçlar ile ilgili ilk çalışmalar 1930'larda başlamış olsa da çözümlerin gerçekten kullanılabilir seviyeye ulaşması 2000'lerde gerçekleşmiştir. Günümüzde ancak üç ülke belli bir olgunluk seviyesine ulaşmış HSA yeteneğine sahip kabûl edilmektedir: ABD, Çin ve Rusya.

Birinci seviyedeki bu ilk üç ülkeye ilâve olarak Avustralya, Fransa, Hindistan ve Japonya söz konusu sahada çalışmakta olan ve gereken asgari yeteneğe ulaşmış veya ulaşmaya yakın oldukları tahmin edilen ülkelerdir.

Fakat daha farklı hipersonik silahlar üzerinde daha farklı ülkeler tarafından yürütülen çalışmalar da mevcuttur. Örneğin deniz hedeflerine karşı kullanılmak üzere bir Alman-İsveç ortaklığıyla, 300m irtifanın altında uçan hipersonik seyir füzesi hedefiyle gerçekleştirilen denemelerde henüz 2003 yılında Mach7'ye ulaşılmış fakat daha sonra muhtemel bir dış baskı sebebiyle ortaklık bozulunca bu çalışma ilerleyememişti.

Tekrar bahsi geçen BM belgesine dönersek 30.sayfa ile başlayan ve uygulanabilecek muhtemel kısıtlama yaklaşımların tartışıldığı bölüm önemli olarak kabûl edilmelidir. Artık Türk Savunma Sanayii konularına giremeyeceğimiz için hazırlanmakta olan bu yeni tuzaktan kurtulabilmek için neler yapılması gerekeceği hususuna değinmeden mevzuyu kapatabiliriz...

 
Çok Alçak Re için Bir Çözüm Denemesi
Çarşamba, 17 Nisan 2019

Bâzı mühendislik çalışmaları açısından çok alçak Reynolds sayılarındaki akış şartları son derece önemli hâle gelmektedir. Bu doğrultuda, ileride ele alınması düşünülen, bilhassa biyotaklit temelli incelemeler için gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulan doğrulama faaliyetinin başlangıcını meydana getirecek olan bu ilk denemenin özeti aşağıda ilgilenenlere sunulacaktır.

NACA0012 kesiti etrafında Re 1.000 için hesaplanan girdaplılık dağılımı

Bu çalışmada OpenFOAM yerine Gerris adlı çözücüyü kullanmayı tercih ettim. Her ne kadar OpenFOAM ile de aynı çalışma gerçekleştirilebilecek olsa da söz konusu tercihin birden fazla mâkûl sebebi mevcuttu ki daha sonra yeri geldikçe bunlardan bahsedilecektir. Yeni sitede farklı açık-kaynak mühendislik yazılımlarına da ağırlık vererek olabildiğince fazla genç mühendis adayı ve mühendisin bu doğrultuda hem kendi hem de ülke çıkarları açısından doğru olan istikâmeti görebilmesi için küçük bir katkı sağlayabilmeyi de ümit ediyorum...

Devamını oku...
 
Türkiye'nin Savunması Boğazlarda Başlar
Salı, 16 Nisan 2019

Eh başlık biraz beylik bir lâf oldu gibi ya neyse. Ama en azından buradaki Boğazlar ifâdesi ilk anda akla gelenlerden farklı olduğu için yine de idâre eder. Zaten düşman bir kez daha Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına dayandıysa yine başımız büyük bir belâda demektir öyle değil mi? Eğer tarihin tekerrürü üzerinde bir miktar kafa yorulursa mevcut düşman(lar)ın kaçınılmaz saldırısına karşı çok daha etkili bir savunma hattına ihtiyaç duyulacağı anlaşılabilir.

Dolayısı ile bu toprakları savunabilmek için ilk hattı biraz(!) daha uzakta ve denizde kurmamız gerekir ki zamanı geldiğinde; kim olacakları açıkça mâlûm saldırganların ağırlık merkezlerinin deniz gücü olacağı da aşikâr olduğuna göre, kademeli bir müdâfa kurgusu oluşturulabilsin.

Devamını oku...
 
Torpilsavar Teknolojisinde İkinci Başarısızlık
Pazar, 14 Nisan 2019

ABD donanması açısından, 1980'lerde gerçekleştirilen ilk torpilsavar torpil temelli sert-imha çalışmasının (Mk-46.mod7) iptâl edilmesinden uzun seneler sonra geçtiğimiz Şubat ayı içinde oldukça iddialı teknolojileri bünyesinde barındıran ATT adlı ikinci nesil silahın da kullanımdan kaldırılmasına karar verildiğinin açıklanmasıyla bir başarısızlık daha yaşandı.

Torpilsavar Torpil - ATT

Uzun bir zamandır geliştirilmekte olan ATT (Anti-Torpedo Torpedo) 2013 yılında ilk kez deneme amacıyla bir Nimitz Sınıfı uçak gemisine yerleştirilmiş sonraki senelerde aynı sınıftan dört uçak gemisine daha eklenmişti. Toplam beş gemi üzerine yerleştirilen bu sistemlerin, gemilerin havuzlanma zamanlarına bağlı olarak önümüzdeki dört sene içinde tamamen söküleceği açıklanmıştır.

Devamını oku...
 
Gmsh ile Küre için Düzenli Örgü Oluşturma
Perşembe, 11 Nisan 2019

Gmsh açık-kaynak camiasının önde gelen önişlem yazılımlarından biri olmasıyla Bilgisayar Destekli Mühendislik ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli imkânlar sağlamaktadır ve ilâve olarak sonişlem yeteneğine de sahiptir.

Bu bölümde, muhtemel kullanıcıların sonlu elemanlar çözümlerinde ihtiyaç duyabilecekleri 2 Boyutlu cidar elemanlarından müteşekkil bir tam düzenli örgünün yarım küre yüzeyi için nasıl tanımlanıp imâl edileceğini gösteren kısa bir betik sunulacaktır.

Gmsh - Küre için Düzenli Örgü

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Reef3D ile Serbest Yüzey Modellemesi
Çarşamba, 10 Nisan 2019

Dikkât çekici bâzı yeteneklere sahip bir açık-kaynak HAD (Hesaplamalı Akışkan Dinamiği) yazılımı olan REEF3D deniz uygulamalarına yönelik olarak geliştirilmiş ve LSM (Level Set Method) tanımlamalı serbest yüzey modelleme yaklaşımının üstünlüklerinden yararlanan bir yazılımdır.

Aşağıdaki vidyo üzerinde üç farklı cisim ile sığ su şartlarında ve hesaplama sürelerini kısaltmak amacıyla küçük tutulmuş bir hesaplama hacmi içinde elde edilen serbest yüzey akışı çözümlerine ait sonuçların özeti görülebilir.

 
Baş Üryân Sîne Püryân
Salı, 09 Nisan 2019

Üsküdar'da mezarlık, 1890'lar.

Doğrusunu söylemek gerekirse önceki site hayatını tamamlandıktan sonra ziyaretçilerden gelen tepkiler gerçekten son derece şaşırtıcı ve beklenmedik oldu. Diğer taraftan kapanış yazısında bahsi geçen taktik varsayımın(!) gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı da kısa zamanda anlaşıldı...

Mezar taşlarını koyun mu sandın?

Bu arada başa gelen bâzı şahsî hadiselerle de birleşince çalışmaya(!) devam etmek gerekli hâle geldi. Yine de bu kez hem içerik seçiminde hem de sunum tarzında öncekine göre daha farklı bir çerçeve içinde kalınması düşünülüyor.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
BaşlangıçÖnceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SonrakiSon

Telif Hakkı © 1997-2022 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!