Kemere

Torpil Gövdelerinde Akış Gürültüsü
Cumartesi, 27 Şubat 2021

Askerî sualtı araçlarının gürültü nitelikleri; hem düşman unsurlar tarafından tespit edilme açısından, hem de kendi algılayıcılarının yeteneklerini etkilemesi açısından, çift taraflı bir konudur. Toplam gürültü davranışının bileşenlerinden biri de yüzen nesne etrafında oluşan sınır tabaka içindeki basınç dalgalanmalarının sebep olduğu akış gürültüsüdür. Sınır tabaka, aynı zamanda nesne gövdesi ile hidromekanik bir etkileşime de girerek (kimi zaman kendinden daha büyük!) ikincil gürültülerin ortaya çıkmasına da sebep olabilir.

Bugün için bahsi geçecek konu, hemen aşağıdaki çizge üzerinde gösterildiği üzere, özel bir veri vasıtasıyla kısaca ele alınacak olan sınır tabaka kaynaklı akış gürültüsünün torpil yüzey niteliğinden nasıl etkilendiği yönünde olacaktır. İlk önce aşağıdaki resim üzerinde gürültü ölçümleri gösterilen altı torpil yüzey hazırlık seviyesini açıklamak gerekir:

Torpil gövdelerinde akış gürültüsü

Resim.1) (Mk-46 temelli) torpil gövde yüzeyi değişkenlerine bağlı olarak meydana gelen sınır tabaka kaynaklı hidrodinamik akış gürültüsü ölçümleri, atıf seviyesi 2,0e-05Pa.

Devamını oku...
 
Ama Kralın Köpek
Salı, 23 Şubat 2021

?

Yakın zaman diliminde bütün bir medya ordusu, Türkiye'nin askeri teknoloji alanından sağladığı bâzı önemli ilerlemelerin parlaklığından da yararlanmak sûretiyle, ülkeye zarar verici birtakım oluşumları halka olduğundan çok farklı sunarak, oldukça sistematik bir şekilde aldatma faaliyetleri sürdürmektetir.

Günümüzde de geçmişte olduğu gibi, beşinci kol faaliyetlerinin uygulanmasında çok hassas görevleri olan basın-yayın kitlesinin başarısı(!) bugün öylesine yüksek seviyeye ulaşmıştır ki toplumu oluşturan çâresiz bireylerin beyinleri bir kavram çorbasına dönmüş durumdadır denilebilir. Şimdi bu konuda gâyet güncel bir örnek üzerinden durumun vahâmeti, bir kez daha, kısaca ispatlanacaktır.

Eski Yunan halkının muhtelif çakma tanrılarından olan bir savaş tanrısı ile söze başlayabiliriz. Bu tanrının ismi burada örnek olarak ele alınacak olan, savunmaya sanayinin tatlı pastasından olabildiğince büyük bir pay kapmaya çalışan, aynı zamanda Devlet bürokrasisi tarafından itinâyla himâye edilen, yerli(!) ve de milli(!) bir özel işletmenin adıdır aynı zamanda. Burada söz konuzu şirketin ingiliz derin devleti tarafından idâre edilen bâzı kuruluşlarla ilişkilerinden, ürünlerin teknik yetersizliklerinin değerlendirilmesinden vs. bahsedilecek değil ama sadece kelimelere odaklanılacak çünkü onlar çok şey anlatmaktadır, bakalım okuyucu ne anlayacak?

Lâfı ne uzatmaya, ne de dolandırmaya gerek var. Yukarıda tanımlanan işletme tarafından gâyet bilinçli olarak seçilen kelimeler aracılığıyla:

  1. Yunan kültürüne ait ve tâbi olunduğu ve doğal olarak Türk milletine düşman olunduğu, kendilerince beyân edilmektedir.
  2. Özellikle bir put ismi tercih edilerek, Türk milletinin dinine de düşman olunduğu açıkça ifâde edilmektedir.

Bitti mi? Bitmedi. Örneğin en yeni ürüne verilen isme de dikkât edin. 1073 tarihli Divan-i Lugati't Türk'te kayıtlı bulunan öz Türkçe bir kelimeyi kullanıp, bunun içine Türkçede mevcut olmayan harflerden birini yerleştirmek sûretiyle; sizin dilinize de düşmanız, mesajı da verilmektedir.

Üstüne, bütün masraflar da Türk milletinden tahsil edilmektedir! Devlet hepinizsiniz ve daha dikkâtli olup sudaki izleri fark ederek, yeri geldiğinde çüüşşş demedikçe, yöneticiler tek başlarına böyle durumları asla düzelt(e)mez.

Buraya kadar olanlar kabaca son birbuçuk asırdır sayısız örneğine rastlanabilecek bir durumdur ama asıl büyük mesele bu değildir. Gerçek sıkıntı, bugün kendini; milliyetçi, vatansever, muhafazakâr, Müslüman vs. olarak tanımlayan, hatta kendini zirvede gören(!) en azından benim karşılaştığım, istisnâsız herkesin, bu şirketi yere göğe sığdıramaması, vaziyet karşısında âdeta zil takıp oynamasıdır! Yunan kültürüne tâbi Türk milliyetçileri(!) Yunan putlarına tâbi Türk Müslümanları(!) ve sonuç olarak durumun farkında olanlar için dayanması oldukça zor bir çâresizlik hissi...

Ama eskiler it ürür, kervan yürür demişler. Dolayısıyla burada yazılanlar hiçbir şey üzerinde, hiçbir olumlu etkiye pek sebep olacak gibi değil, fakat bu kervan da bir pusuya gidiyor gibi...

?

 
Martaval (Hafif Salçalı)
Cumartesi, 13 Şubat 2021

Günümüz askerî deniz teknolojisi çalışmaları içindeki en üst-seviye arge sahası, hidroakustik başlığı altında toplanan bir dizi konudan oluşmaktadır denilebilir. Bu alanda yüksek seviyede bir yetkinliğe ve yapabilme bilgisine sahip ülkelerin sayısı ise aşağı yukarı bir elin parmakları kadardır. Bu teknolojiye hâkim ol(a)mayan donanmaların, hâkim olanlar karşısında, denizler üzerinde, hezimete uğrama ihtimâlleri oldukça yüksektir.

Düz levha için hedef şiddeti değerleri

Devamını oku...
 
Dalgalar ve Kayıcı Tekneler
Perşembe, 11 Şubat 2021

Kayıcı tekne hidrodinamiği kabaca bir asırdır üzerinde çalışılmakta olan bir araştırma sahadır. Konunun zorluğu, bütün bu süre içinde, model deneylerine dayanan uzun araştırmalar yapılmasına sebep olmuştur. Son birkaç yıl içinde ise kayıcı teknelerin HAD yaklaşımıyla incelenebilmesi yönünde bâzı ilerlemeler elde edilebilmiştir, her ne kadar hâlâ belirgin zorluklar mevcut olsa da...

Hangi maksatla kullanılıyor olurlarsa olsunlar, kayıcı tekneler sert deniz koşullarına mâruz kalacaklardır. Bir teknenin sakin suda yüksek sürât elde edebilmesi, sert denizlerde iyi bir araç olmayı sürdürebileceği anlamına gelmez ve aslına bakılırsa bu iki kavram arasında biraz ters bir bağlantı olduğu söylenebilir.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Deniz, Çatışma, Ölüm
Salı, 09 Şubat 2021

2016 yılının 17 Ağustosunda İstanbul Boğazı'nın Güney ağzında bir kaza yaşanmış ve bir yük gemisi ile bir sahil güvenlik teknesi çatışmıştı. Şehir dışına olmanın da etkisiyle olayı bir iki gün kadar sonra ilk duyduğumda, kazanın gece ve/veya kötü hava koşullarında gerçekleştiğini düşünmüştüm. Lâkin hâdiseden uzunca denilebilecek bir süre sonra genelağ ortamına düşen bir Rus vidyosunu görünce durumun hiç de öyle olmadığı, ne yazık ki (aslında) beklenenin gerçekleştiği anlaşılmış oldu.

Resim.1) 17 Ağustos 2016 sabahı 8:20 civarında Üsküdar açıklarında Tolunay adlı yük gemisi ile Sahil Güvenlik Komutanlığına ait 25 borda numaralı teknenin çatışmasından sadece birkaç saniye önce, geminin uyarı düdüğü çaldığı an.
Bu görüntü SG botunun eşlik etmekte olduğu bir Rus askerî gemisinin güvertesinden bir denizci tarafından kaydedilen ve sayfanın sonunda tamamı izlenebilecek olan vidyodan alınmıştır.
Sol üstte İstanbul Boğazı'ndaki gemi hareketi yoğunluğunun bir gösterimi.

Devamını oku...
 
Hücumbotların Tarihi - Giriş
Pazar, 07 Şubat 2021

Belki de herşey beş ya da altı yaşlarında, birlikte Ahmediye Meydanı'ndan Doğancılar'a doğru yürürken, yokuşun sağ tarafındaki bir dükkândan annemin bana oyuncak olarak aldığı bir torpidobot ile başlamıştı. Aradan geçen onca zamana rağmen, gövdesi koyu sarı ve güvertesi beyaz plastikten mâmûl yaklaşık 30-40cm boylarındaki bu kayığın güzel hatları unutulmayacaktı. Tabii ki bu oyuncağın tam olarak ne olduğunu kavrayabilmek için önce okuma yazma öğrenmek ve birkaç sene sabretmek gerekecekti; evet bu kayık çok büyük ihtimâlle bir Elco idi, yine de bir Higgins olma ihtimâli de yok değildi, eh ikisi birbirine çok benziyordu.

Resim.1) Higgins PT-564'e ait çizimlerden bir görünüş. PT ingilizce Patrol Torpedo (Devriye Torpil) ifâdesinden kısaltma, Higgins ise bu araçları inşa eden tersanedir.

Devamını oku...
 
Bir Başka Motor Hikâyesi
Çarşamba, 27 Ocak 2021

1986 yılında Hindistan Savunma Bakanlığına bağlı DRDO (Savunma Araştırma ve Geliştirme Kurumu) milli imkânlarla üretilecek olan Hafif Savaş Uçağı (LCA - Tejas) projesinde ihtiyaç duyulan motorun tasarlanarak geliştirilmesiyle görevlendirildi. Bu arada belirmek gerekirse DRDO, bizdeki Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı TÜBİTAK-SAGE'nin az çok eşdeğeri gibi kabûl edilebilir.

1989'da bu yeni hedef doğrultusunda DRDO tarafından GTRE (Gaz Türbini Araştırma Birimi) adlı mevcut bir kuruma temel sorumluluk verilerek çalışmaların başlatılması resmen onaylandı. 1959'da Kanpur'da kurulan ve 1961'de Bangalore'a taşınarak DRDO'ya bağlanan söz konusu birim, GTX37-14U tanımlamalı, tamamen Hindistan'da tasarlandığı ve ilk kez 1977'de çalıştırıldığı söylenen, ilk artyakıcı turbojet motoru geliştirmişti fakat seri üretimine geçil(e)meyen bu motor ve âkıbeti hakkında sağlıklı bir bilgi pek mevcut değildir.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
Derin Hedef - Bir
Cumartesi, 23 Ocak 2021

Proje 690 KefâlDeniz savaşları açısından ele alındığında bugünün en önemli üç bileşeninin; denizaltılara karşı, mayınlara karşı ve füzelere karşı savunma alanları olduğu söylenebilir.

Şimdi bunlar içinden en zorlusu olan Denizaltı Savunma Harbi (DSH) kavramının en hassas altbaşlığı olarak değerlendirilebilecek eğitim meselesinin temel yapı taşı sayılabilecek DSH tâlimlerinde kullanılan hedefler konusunun sâdece bir bölümünden kısaca bahsedilmeye başlanacaktır.

Tabii ki eğitim akla gelen her alanda çok önemlidir ama doğası gereği DSH eğitimini yeterli seviyede verebilmek için oldukça özel ihtiyaçlar söz konusu olduğu gibi, bu faaliyeti olması gerektiği şekilde, lâyıkıyla icra edebilmek kapsamlı altyapı ve donanım imkânlarını da gerektirmektedir.

Böyle bir eğitim ihtiyacı karşısında çözüm için iki temel yaklaşım kullanılmaktadır:

  1. Gerçek Hadefler
  2. Benzetilmiş Hedefler

Devamını oku...
 
Ufuk
Pazar, 17 Ocak 2021

Konunun bu ilk safhasında, ihtiyacı karşılayarak yeterli sayılabilecek bir hassasiyette çözüm elde edebilmek için aşağı yukarı ilkokul matematiği yeterli olacaktır ki söz konusu mevzu; deniz üzerinde ufuk hattı mesâfesinin hesaplanması, hakkındadır. Bahsi geçen ufuk çizgisi geometrik ve elektromanyetik açılardan farklılıklar gösterdiği için adım adım ilerlemek daha uygun olur.

Resim.1) Sayfanın temel içeriğini tanımlamakta ve aşağıdaki hesaplamalarda kullanılacak ölçeksiz yerküre taslağı. Enleme bağlı olarak bir miktar değişiklik gösterse de yerkürenin ortalama yarıçapı 6.371,0km olarak kâbûl edilebilir. Ekvator üzerinde yarıçap 6.378,137km, kutup yarıçapı ise 6.356,752km'dir.

Devamını oku...
 
Kapansın El Kapıları Bir Daha Açılmasın
Cumartesi, 09 Ocak 2021

İkibinonbeş yılı gibiydi, Barbaros - Salih Reis Sınıfı dört fırkateyn hakkında yarı-ömür yenilmesi yapılacağı açıklandı. Doğrusu bu gelişme, bilhassa elektronik donanım/yazılım temelinde ciddi bir ihtiyaç oluştuğu için önemli bir haber olarak kabûl edilebilirdi.

Yeni Barbaros Sınıfı

Resim.1) Yenileştirilmiş Barbaros Sınıfı fırkateynlerin temsili görüntüsü. [1]

Diğer taraftan bu kapsamda; gemiler üzerindeki üçer adet Sea Zenit silah bileşeni içeren Sea Guard yakın savunma sistemlerinin kaldırılarak, yerine bir veya iki adet ABD kökenli Phalanx yakın savunma sisteminin yerleştirileceği söylemi birkaç farklı açından endişe verici görünmüştü fakat pensilvanya şeytanlarının, Deniz Kuvvetleri dâhil pek çok noktada güçlerinin zirvesine ulaştığı bir dönemde, üzücü olsa da şaşırtıcı değildi.

Devamını oku...
 
Brezilya
Perşembe, 07 Ocak 2021

Bir süre önce İtalya ile birlikte, Dünya üzerindeki gözlerden uzak kalmış, nükleer tahrikli denizaltı çalışmalarından bahsedilmeye başlanmıştı ki şimdi bu diziye Brezilya ile devam edilebilir. Eğer Brezilya'nın son birbuçuk yüzyılını merak edip de incelemeye başlarsanız oldukça şaşırabilirsiniz zirâ aynı dönemdeki Türk tarihinin "şekillendirilmesinin" tam bir karbon kopyası ile karşılaşacaksınız, "Mavi Vatana" varıncaya kadar ;)

Brezilya ve Türk Bayrağı

Resim.1) Böyle bir konu açılınca girişe bu görüntüyü yerleştirmek adeta kaçınılmaz oldu, hikâyesinden ise, yer kalırsa, belki aşağıda bahsedilir...

Burada söz konusu târihî "kopya" gerçekliklerin, Batı tarafından itinayla kurgulanagelerek; her iki ülke üzerinde icra edilen askeri darbelerden, cunta yönetimlerinin derin faaliyetlerinden, yumuşak darbelerden, bürokratik oligarşiden, "küresel hizmetkâr" sermaye yapılanmalarından ve çakma sanayi(ci)lerden vesaire pek bahsedilecek değil çünkü asıl konu bunlarla da tamamen bağlantılı olsa bile, hem sayfa ve zaman oldukça kısıtlı, hem de meselenin asıl önemli taraflarını; bulma, öğrenme ve değerlendirme bağlamında okuyucuya bırakmak daha uygun sayılır ne de olsa bu sayfaya temas edenlerin çok büyük bölümü için böyle ayrıntılar zâten tamamen önemsiz kalacaktır.

Devamını oku...
 
Yumrubaş - 2
Pazar, 03 Ocak 2021

TCG İstanbul Kızakta

Resim.1) Yakında denize indirilmesi beklenen, sınıfının ilk gemisi TCG İstanbul kızakta. Bu resmin çıkış noktasını tespit edemediğim için kaynak belirtemedim bu sebeple "gerçek kaynak" kusura bakmasın.

Mevzuyu tâkip eden meslektaş ziyaretçilerin hatırlayacağı üzere, uzunca bir süre önce Heybeliada Sınıfı gemilerin bâzı tasarım ayrıntıları hakkında kısa bir değerlendirme yapılmıştı ki bu mevzuya kaynak [1] üzerinden göz atılabilmek mümkündür.

Yakın zamanda yayınlanan [Resim.1] ile birlikte de aynı konuya altı yıl sonra tekrar kısaca değinmek elzem oldu. İlk MİLGEM olan Heybeliada Sınıfının, başlangıçta düşünülen oniki gemiden dörde düşürülüp ikinci MİLGEM olan İstanbul Sınıfına dönüştürülmesi son derece önemli bir adım atılmıştı.

Buradaki mevzu ise sadece gövdeye odaklı olduğundan, diğer önemli ayrıntılar şimdilik bir tarafa bırakılırsa, ilk geminin vasat civarında ~13,5m uzatılması ile ulaşılan İstanbul gövdesi, eniyileme sebebiyle, muhtemelen hafifçe değiştirilmiş bir yumrubaşa sahip olsa bile yine de baş şekli açısından Heybeliada'ya eşdeğer sayılabilir.

İşte tam bu noktada, yukarıdaki resim bize önemli bir ayrıntıyı açıkça göstermektedir ki ilk MİLGEM üzerinde mevcut olan yetersizliklerden biri, olması gerektiği gibi güzelce giderilmiştir ve böylece hidroakustik başta olmak üzere birtakım değerli kazançların elde edileceği de şimdiden söylenebilir, emeği geçenlere teşekkürler! Darısı sonar kubbesinin başına...

Yaftalar:

♦ Kaynaklar

1. MİLGEM ve yumrubaş tasarımı vs. hakkında - http://uskudar.biz/savunma-sanayii/milgem-yumrubaş-ve-sonar-kubbesi.html
 
Kırılma
Cumartesi, 19 Aralık 2020

Bu kelebek kanadını çırpmaya başlayıp etrafındaki havayı hafifçe hareketlendirdikten sonra olmaya başlayacakları biraz kestirebilmek mümkün olabilse de onlar K2'nin eteklerinde uçmaya başladıktan sonra, çok uzaklarda kopacak fırtınanın doğuracağı dalgaların büyüklüğünü kavrayabilmek pek o kadar kolay olamayabilir.

Dolayısıyla bugün 1.400 tane beygirden hareketle denize doğru bir yolculuğa çıkılabilir. Aslında bu konunun son derece ilgi çekici ve önemli başka ayrıntıları da var fakat mevzuyu çok fazla dağıtmamak lâzım. Yine de şunu atlamamak gereklidir ki bu konu tek başına; bu ülkenin sahip olduğu insan gücü ile ne kadar kısa sürede, ne seviyede eşiklerin rahatça aşılabileceğini açıkça göstermiş oldu, bu güç gerçekten kullanılmak istendiğinde...

Devamını oku...
 
Sonra Koyunu Kurt Değil de Çoban Yese
Cumartesi, 05 Aralık 2020

Şeytan, insan için nasıl ezelî ve ebedî bir düşman ise Alman da Türk için tam olarak öyledir. Bu noktada Alman kimdir meselesini doğru anlamak da elzemdir çünkü Türkiye'de Alman denildiğinde sadece Almanyadakilerden ibâret bir kavram akla gelmektedir ki bu çok eksiktir...

Oysa bugün Türkçe'de İngiliz olarak tanımlanan insanlar da ağırlıklı olarak Alman kökenlidir. İngiliz kraliyet ailesi hemen hemen safkan Alman sayılabilir. Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce Avrupa'daki kraliyet ailelerinin büyük bölümü Alman kanı taşımıyor muydu ki; Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Rusya hanedanları bile. Peki bunlar, bütün görünür güç zâten ellerindeyken birbirleriyle neden savaşmıştı?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu savaş "yeni dünya düzeni" denen şeyin gerçek başlangıcını da ifâde etmektedir. Velhâsıl bugün küresel ölçekte tezgahlanmakta olan oyunlar ve yakın gelecekte gerçekleşmesi beklenenlerin, aslında 1914'de başlatılan ve belli safhalarla kesintisiz olarak devam etmekte olan sürecin yalnız bir bölümü olduğunu anlayabilmek gerekir, aksi taktirde sâdece bugüne bakarak meselelere herhangi bir doğru çözüm bulabilmek mümkün olmaz.

Devamını oku...
 
Ülkelerin Aynası
Cuma, 27 Kasım 2020

Mir'at ül Memalik - Ülkelerin AynasıBirkaç sene önce bu başlıkta ama tamamen farklı bir içerikte bir konu [1] ele alınırken Seydi Ali Reis gibi değerli bir denizci de en azından bu vesileyle atıfta bulunularak da olsa anılmıştı, şimdi ise oradaki başlığın hakkını vermenin zamanı geldi.

Ali, Tersane-i Âmire kethüdâsı Sinoplu Hüseyin Ağa'nın oğlu olarak İstanbul'da doğdu. Denizci bir aileden gelmesinin de etkisiyle küçük yaşta tersane hizmetine girerek, gelecekte Osmanlı Donanması'nda değerli hizmetlerde bulunacak önemli bir denizci olma yönünde ilk adımını attı.

1522'de Rodos'un fethinden başlayarak Donanmanın Akdeniz'deki harekâtlarında çok önemli görevler üstlendi; 1538'de Preveze muharebesinde, Kaptan-ı Derya Hayreddin Paşa'nın emri altında sol kanat kumandanıydı, 1551'de Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ile Trablusgarb'ın fethinde bulunmuştu... Doğrusu Akdeniz'in bugününü ve yarınını doğru olarak anlayabilmek için asıl nereye dikkâtlice bakmak gerektiği de aşikârdır.

Kanûnî Sultan Süleyman Han Nahcivan seferine çıktığında Seydi Ali Reis de kara ordusu ile birlikte bu sefere iştirak etmişti. Halep kışlağına varıldığı sırada Koca Murat Reis'in de kendinden önce aynı göreve tayin edilen Pîrî Reis gibi, Hint Denizinde Portakallılara karşı başarısız olduğu haberi ulaştı.

Bunun üzerine Kanûnî, 960 yılının Zilhicce ayında (1553) Seydi Ali Reis'i Mısır Kaptanlığına tâyin ve Basra'daki donanmayı alıp Mısır'a getirmeye memur etti. 1 Muharrem 961'de Seydi Ali Reis Halep'ten Basra'ya doğru yola çıktı fakat geriye ancak dört yıl sonra dönebileceği nasıl bilinebilirdi! İşte bu seferin müthiş hikâyesinin anlatıldığı kitap da şimdi buraya konu olmuştur.

Birkaç satır alıntı da vermezsek olmaz:

"Bu yüksek emir mûcibince Basra şehrine vardık. Mevcut olan onbeş parça kadırga ile Hürmüz denizinden Mısır'a doğru yola çıktık."

"Ama (Kul tedbir alır, Hakk takdir eder) sözü gibi tedbir, takdire uygun düşmedi. Mısır'a varmak müyesser olmadı. İster istemez Hint ülkesine çıktık. Deniz yoluyla gitmek mümkün olmadı... karadan Osmanlı ülkesine doğru yola çıktık. "

"Baştan başa Gücerat ülkesi, Hint, Sind, Buhter Zemin yani Zabulistan, Bedehşan ülkesi, Hotlan, Turan, İran yani Mavera'ünnehr. Horasan, Harezm ülkesi ve Kıpçak çölünü geçtik. Bu taraflardan yol bulamadık. Nihâyet Horasan Meşhedi'nden lrakeyn yolu ile yani Kazvin ve Hemedan'dan Bağdat'a vardık."

"Yapmacık ve seci'li sözlerden kaçınarak, herkesin anlayabilmesi için, günlük lisanla yazdım.
Alıştığımız oturduğumuz saltanat evi olan İstanbul'a varınca, sıkıntı ve elemli günlerle keder dolu hikâyemiz sona erdi."

"Ana ve baba atalarım bilhassa İstanbul'un fethinden beri Galata'da tersane kethüdalığı yapagelmişlerdi. Her biri deniz ilminde mâhir kişiler olup, mahâretleri açıkça görülmüştü. Bu yüzden denizcilik sanatı bana atalarımdan miras olarak kalmıştı."

"Fakat, takdirin tedbir ile değiştirilemediği günden daha aşikardır.
Olacak nesne olur çâr-u nâçar
Gerek sen gönlünü gen tut gerek dar"

"...bre mel'un, beni bozgun donanma ile buldunuz. İnşallah'u Rahman, yakın zamanda alem'in sığınağı padişah hazretlerinin sayesinde, Hürmüz değil Diu, belki de Kuvve dahi size kalmayacaktır;
Deniz üstünde yürürüz,
Düşmanı arar buluruz,
Öcümüz komaz alırız,
Bize Hayreddinli derler.

dedim."

Aynı zamanda bir şair olan Ali Reis "Kâtibî" mahlasını kullanmıştır, "Kâtibî-i Rûmî" diye de bilinir. Hindistan'da iken "Doğu Türkçesi" öğrenip bu dil ile de etkileyici şiirler yazmış, bu başarısından etkilenen Hümayûn Şah tarafından "Mir Ali Şîr Sanî" unvanı verilmiştir. Asırlar boyunca Hindistan'a hâkim olan Türklerin Moğol(!) olduğunu sanan, hatta iddia eden ingiliz beslemesi çakal tarihçilere ithâf olunur.

Kabaca Karadeniz'in Kuzey ve Güneyinde, Oğuz ve Kıpçak kökenli Türkçe'ye Batı Türkçesi, Hazar Denizi'nin Doğu ve Güneyinde geniş bir coğrafyada mesela Özbek ve Uygur'ların konuştukları Türkçe'ye ise Doğu Türkçesi denilebilir ki bu ikincisi için Çağatayca denilmesinin uygunluğu tartışılır.

Seydi Ali Reis çok iyi bir denizci olmasının yanında gemi sevk ve idâresi, coğrafya ve hey'et alanında yazdığı eserlerle önemli bir ilim adamıdır, bilinen diğer kitapları:

  1. Mir'at-ı Kâinat: Usturlabın imâl ve istimâlinden, güneşin yüksekliğinen, yıldızların uzaklığından, Kıblenin ve öğle vaktinin tâyininden, nehirlerin genişliğinin tespitinden ve rub'u müceyyibden bahseder.
  2. Hulâsat el Hay'a: Hey'et ve riyaziyyat üzerine hazırlanmış temel olarak Ali Kuşçu'nun Fethiye adlı eserinin Türkçeye tercümesi olup yazar tarafından ilâve bilgilerle genişletilmiştir.
  3. Kitab el Muhit fi İlm'al Eflâk ve'l Abhur: Seydi Ali Reis tarafından, 1554'de kaleme alınan bu eser denizciler için bir Hint Denizi Rehberi olup deniz astronomisine ve fizikî coğrafyaya ait bilgiler de içerir.

olarak sıralanabilir. Denizciliğe gönül verenlerin ise en azından dördüncü kitap olan Mir'at ül Memâlik'i okumaması olmaz. Ne yazık ki diğerlerinin günümüz harfleriyle basılmış örnekleri mevcut değil (en azından ben rastlamadım) oysa mesela Kitab el Muhit fi İlm'al Eflâk ve'l Abhur birkaç asır önce kimi Batı dillerine bile tercüme edilmiştir. Ülkelerin Aynası bile ancak 19.yüzyılda sırasıyla Almanca, Fransızca ve İngilizce'ye tercüme edildikten sonra yavaş yavaş bu topraklarda tekrar hatırlanmaya başlanmıştı.

♦ Kaynaklar

1. Ülkelerin Aynası (1) - http://uskudar.biz/ihbarname/emare/katı-hâl-akü-teknolojisi-ülkelerin-aynası.html
 
Bu İşler Dayı'ya Hep Mâlûm Oldu
Cumartesi, 21 Kasım 2020

1Temmuz 1968 tarihinde ABD, Rusya (SSCB kılığında), İngiltere, Fransa ve Çin aralarında anlaştıktan sonra, mevcut durumdan ve şartlardan âzamî şekilde faydalanabilmek için ortaya koydukları NPT (Nuclear non-Proliferation Treaty) adlı kavramı imzaya açtılar. Böylelikle "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması" vasıtasıyla, bugünlerde adına "yeni dünya düzeni" denen şeyin önemli yapı taşlarından biri daha temele yerleştirilmiş olacaktı. Bu belge, imzalayanlar açısından:

  1. Yukarıda adları sıralanan nükleer silahlara sahip ülkelerin; nükleer silahları, diğer nükleer patlayıcıları ya da teknolojilerini bunlara sahip olmayan devletlere veremeyeceğini,
  2. Bunlara sahip olmayan devlerin nükleer silah ve diğer nükleer patlayıcıları üretemeyeceğini,
  3. Bu durumların denetiminin nükleer silahlara sahip olmayan herbir devlet ile Uluslarası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) arasında imzalanacak olan "Nükleer Güvenlik Anlaşması" aracılığıyla IAEA tarafından yürütüleceğini,

hükme bağlamaktadır.[1] Tabii aslında bu anlaşmayı dayatan kurucu ülkelerin söz konusu maddelere uymadıkları durumların ortaya çıkması da gecikmeyecekti, örneğin İsrail nükleer silah programı; parası Almanya, teknolojisi Fransa ve nükleer malzemeleri ABD tarafından karşılanmak suretiyle yürütülmüştü, velhâsıl antlaşmayı ortaya koyanların kendileri buna uymuyordu. Bugün Alman nükleer silah programı da İsrail toprakları üzerinde yürütülüyor ama herkes bunu da görmezden geliyor vesaire...

Devamını oku...
 
Karabağ İçin
Perşembe, 19 Kasım 2020

Yaftalar:
 
Üstyapı-Hava Etkileşimi
Salı, 17 Kasım 2020

Gemilerin etraflarında oluşan hava akımının insan için önemi, binlerce yıl önce rüzgârın gemileri yelkenle yürütmekte kullanılabileceğinin öğrenilmesiyle birlikte başlamıştır denilebilir. Bununla birlikte yelken aerodinamiği şimdiki kapsama alanımız içinde olmayacak.

Çok daha yakın zaman dilimine atlandığında, artık gemi üstyapıları etrafındaki akışların başka açılardan da önem kazandığı söylenebilir ki bunlardan belli başlıları:

  1. Baca gazlarının dağılımı
  2. Dâhilî Havalandırma, ısıtma-soğutma
  3. Yapı üzerinde oluşan dinamik yükler, bilhassa manevra esnasında
  4. Takıntı yerleşimleri
  5. Uçuş güvertesinde akış oluşumları

olarak sıralanabilir. Bütün bunlar içinden ise şimdilik sadece son maddeye odaklanılacak. Uçuş güvertelerini iki temel bölümde incelemek düşünülebilir; savaş gemilerinin kıçüstünde bulunan helikopter güverteleri ile çok sayıda hava aracının birlikte kullanılmasına olanak sağlayan özel maksatlı gemiler üzerindeki büyük ve düz açık güverteler.

Devamını oku...
 
Osmanlı Donanmasının Kaptanpaşaları - 1/11
Cuma, 13 Kasım 2020

Balta geçişi

Onbir sayfada tamamlanmak üzere Osmanlı Devleti tarafından Donanmayı idâre etmek üzere görevlendirilen kişilerin belirtildiği bir sıralama sunulacak, umulur ki konunun meraklılarına bir fayda sağlayabilir. Burada bahsi geçecek isimlerin ayrıntılı bilgileri ele alınmayacak, temel amaç sadece olabildiğince doğru bir kerteriz oluşturmaktır. Bu sayfalar mecburen güncellemeye açık olacaktır, veriler zaman içinde değişiklik gösterebilir.

Bu arada belirtmek gerekir ki Osmanlı denizciliği 1323 itibarı ile başlamış kabûl edilmekle birlikte, Türk Denizciliği Osmanlılar ile başlamadı, çok daha öncesi mevcuttur fakat bu konuyu ayrıca ele almak gerekir. İlk dönemde donanmaya komuta edenlere Derya Beyi deniyordu, donanmanın ve denizciliğin gelişmesiyle birlikte ünvanlar da değişti.

  1. Kara Mürsel Bey - 1326
    Denize ilk kez 1323'de ulaşan Osmanlı Beyliğinin ilk düzenli Osmanlı deniz gücünü, İzmit Körfezi'nde, bugünkü Karamürsel civarında kurduğu (1327) tersanede inşa ettirdiği gemiler ile tesis etti. Haziran 1329'da gerçekleşen Eskihisar savaşı neticesinde Doğu Roma donanması da kara ordusuyla birlikte mağlup edildikten sonra Türk denizcilik tarihi için artık yeni bir dönem başlamış oldu. Bahsi geçen bu ilk hafif ve hızlı donanma gemileri sınıfı, sonraki asırlarda Karamürsel olarak anılmaya ve inşa edilemeye devam etti.

    Çeşitli kaynaklarda Mürsel Alp'in, dönem itibarı ile denizcilik alanında Osmanlı Beyliğinden daha ileri durumda olan Karesi Beyliği kökenli olduğu belirtilmekle birlikte Osman Gâzi'nin silah arkadaşlarından Akça Koca'nın ölümünden sonra birliğinin Mürsel Alp'in emrine geçtiğini de göz önüne almak gereklidir ki bu durumda Mürsel Alp'in aslında Akça Koca'nın yanında ve Osmanlı Beyliği dahilinde yetişmiş olduğu düşünülebilir.

    Mürsel Alp son derece gözü kara bir cengâver olduğundan Orhan Gazi, kendisine Kara lakâbını taktıktan sonra Kara Mürsel olarak anılmaya başlandı. Türk tarihinde benzer şekilde Kara lâkabı taşıyan başka önemli şahsiyetler de mevcuttur, örneğin hemen aşağıdaki ikinci denizci gibi...

  2. Kara (Emir) Ali Bey - 1329
    Osman Gâzi'nin silah arkadaşlarından Aykut Alp'in oğlu olan Ali de Kara lakâbına sahip olan bir başka kahramandır. Kara Mürsel Bey'in ölümünden sonra Orhan Gâzi tarafından Donanmanın başına getirildi.

    Muhtemelen o dönem donanma komutanları için "Emir el Bahr" unvanı da kullanılmaya başlandığından buradan hareketle ismine bir de Emir ilâve edildi ki bugün bütün dünya dillerinde kullanılan amiral kelimesi doğrudan bu arapça tanımlamadan gelmektedir.

    Marmara Denizi'nin güneyindeki Galios adası Kara Ali Bey tarafından fethedildikten sonra onun adıyla anılmaya başlandı ve Emir Ali'den türeyerek zamanla İmralı oldu.

    Donanma Komutanı Kara Ali Bey 1356'da Gelibolu'nun fethi esnasında şehit düştü.

  3. Saruca Paşa - 1390
    Göreve gelir gelmez kurdurduğu Gelibolu Tersanesi ve Deniz Üssü ile Osmanlı Donanmasının Adalar Denizi hakimiyetinin temelini attı.

  4. Çavlı Bey - 1401
    Gelibolu'da Venediklilerle gerçekleşen bir muharebede şehit düştü.

  5. Saruca Paşa - 1414
    Çavlı Bey'in şehâdeti üzerine tekrar göreve atandı.

  6. Baltaoğlu Süleyman Bey - 1451
    Bugün Baltalimanı olarak bilinen Rumeli Hisarı'nın hemen kuzeyindeki kıyı, Konstantiniyye'nin fethi için şehri kuşatan ordunun deniz gücünün merkez üssü olarak kullanılması sebebiyle, bu derya beyinin lakâbından gelen isim ile anılmaktadır.

    Süleyman Bey, Boğaz girişindeki bütün adaları 18 Nisan'da fethettiyse de 20 Nisan'da yardım için gelen gelen üç Ceneviz ve bir Doğu Roma gemisinin Haliç'ten içeri girmesine engel olamayınca Sultan Mehmet'in öfkesini üzerine çekti ve kelleyi zor kurtardı.

  7. Hamza Bey - 1453
    Baltaoğlu'nun başarısızlığından sonra Donanmanın başına geçirilen Hamza Bey donanma gemilerini karadan yürütüp Haliç'e indirerek fetih için çok önemli bir katkı sağladı.

  8. Has Yunus Bey - 1455
    Foça ve Enes seferlerine komuta etmiştir.

  9. Hadım İsmail Bey - 1457
    Amasra, Sinop ve Trabzon seferlerinde görev yapmıştır.

  10. Yâkup Bey - ?


  11. Zagnos Mehmet Paşa - 1463


  12. Mahmut Paşa - 1470
    Venediklilerle yapılan muharebelere ve Eğriboz seferine iştirak etti.

  13. Gedik Ahmet Paşa - 1474
    28 Temmuz 1480'de 132 gemilik bir donanma ile harekete geçerek 18.000 asker ve 1.000 at ile Otranto'ya çıktı ve 11 Ağustosta kaleyi fethederek Avrupa'yı dehşete düşürdü.

  14. Mesih Paşa - 1480
    Başarısızlıkla sonuçlanan ilk Rodos muhasarasını yönetti.

  15. Hersek Ahmet Paşa - 1486


  16. Goygu (Güveyi) Sinan Paşa - 1491


  17. Kara (Nişancı) (Küçük) Davut Paşa - 1492


Son Güncelleme: Cumartesi, 28 Kasım 2020
 
BaşlangıçÖnceki 1 2 3 4 5 6 7 8 SonrakiSon

Telif Hakkı © 1997-2021 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!