Kemere

Kapansın El Kapıları Bir Daha Açılmasın
Cumartesi, 09 Ocak 2021

İkibinonbeş yılı gibiydi, Barbaros - Salih Reis Sınıfı dört fırkateyn hakkında yarı-ömür yenilmesi yapılacağı açıklandı. Doğrusu bu gelişme, bilhassa elektronik donanım/yazılım temelinde ciddi bir ihtiyaç oluştuğu için önemli bir haber olarak kabûl edilebilirdi.

Yeni Barbaros Sınıfı

Resim.1) Yenileştirilmiş Barbaros Sınıfı fırkateynlerin temsili görüntüsü. [1]

Diğer taraftan bu kapsamda; gemiler üzerindeki üçer adet Sea Zenit silah bileşeni içeren Sea Guard yakın savunma sistemlerinin kaldırılarak, yerine bir veya iki adet ABD kökenli Phalanx yakın savunma sisteminin yerleştirileceği söylemi birkaç farklı açından endişe verici görünmüştü fakat pensilvanya şeytanlarının, Deniz Kuvvetleri dâhil pek çok noktada güçlerinin zirvesine ulaştığı bir dönemde, üzücü olsa da şaşırtıcı değildi.

Devamını oku...
 
Brezilya
Perşembe, 07 Ocak 2021

Bir süre önce İtalya ile birlikte, Dünya üzerindeki gözlerden uzak kalmış, nükleer tahrikli denizaltı çalışmalarından bahsedilmeye başlanmıştı ki şimdi bu diziye Brezilya ile devam edilebilir. Eğer Brezilya'nın son birbuçuk yüzyılını merak edip de incelemeye başlarsanız oldukça şaşırabilirsiniz zirâ aynı dönemdeki Türk tarihinin "şekillendirilmesinin" tam bir karbon kopyası ile karşılaşacaksınız, "Mavi Vatana" varıncaya kadar ;)

Brezilya ve Türk Bayrağı

Resim.1) Böyle bir konu açılınca girişe bu görüntüyü yerleştirmek adeta kaçınılmaz oldu, hikâyesinden ise, yer kalırsa, belki aşağıda bahsedilir...

Burada söz konusu târihî "kopya" gerçekliklerin, Batı tarafından itinayla kurgulanagelerek; her iki ülke üzerinde icra edilen askeri darbelerden, cunta yönetimlerinin derin faaliyetlerinden, yumuşak darbelerden, bürokratik oligarşiden, "küresel hizmetkâr" sermaye yapılanmalarından ve çakma sanayi(ci)lerden vesaire pek bahsedilecek değil çünkü asıl konu bunlarla da tamamen bağlantılı olsa bile, hem sayfa ve zaman oldukça kısıtlı, hem de meselenin asıl önemli taraflarını; bulma, öğrenme ve değerlendirme bağlamında okuyucuya bırakmak daha uygun sayılır ne de olsa bu sayfaya temas edenlerin çok büyük bölümü için böyle ayrıntılar zâten tamamen önemsiz kalacaktır.

Devamını oku...
 
Yumrubaş - 2
Pazar, 03 Ocak 2021

TCG İstanbul Kızakta

Resim.1) Yakında denize indirilmesi beklenen, sınıfının ilk gemisi TCG İstanbul kızakta. Bu resmin çıkış noktasını tespit edemediğim için kaynak belirtemedim bu sebeple "gerçek kaynak" kusura bakmasın.

Mevzuyu tâkip eden meslektaş ziyaretçilerin hatırlayacağı üzere, uzunca bir süre önce Heybeliada Sınıfı gemilerin bâzı tasarım ayrıntıları hakkında kısa bir değerlendirme yapılmıştı ki bu mevzuya kaynak [1] üzerinden göz atılabilmek mümkündür.

Yakın zamanda yayınlanan [Resim.1] ile birlikte de aynı konuya altı yıl sonra tekrar kısaca değinmek elzem oldu. İlk MİLGEM olan Heybeliada Sınıfının, başlangıçta düşünülen oniki gemiden dörde düşürülüp ikinci MİLGEM olan İstanbul Sınıfına dönüştürülmesi son derece önemli bir adım atılmıştı.

Buradaki mevzu ise sadece gövdeye odaklı olduğundan, diğer önemli ayrıntılar şimdilik bir tarafa bırakılırsa, ilk geminin vasat civarında ~13,5m uzatılması ile ulaşılan İstanbul gövdesi, eniyileme sebebiyle, muhtemelen hafifçe değiştirilmiş bir yumrubaşa sahip olsa bile yine de baş şekli açısından Heybeliada'ya eşdeğer sayılabilir.

İşte tam bu noktada, yukarıdaki resim bize önemli bir ayrıntıyı açıkça göstermektedir ki ilk MİLGEM üzerinde mevcut olan yetersizliklerden biri, olması gerektiği gibi güzelce giderilmiştir ve böylece hidroakustik başta olmak üzere birtakım değerli kazançların elde edileceği de şimdiden söylenebilir, emeği geçenlere teşekkürler! Darısı sonar kubbesinin başına...

Yaftalar:

♦ Kaynaklar

1. MİLGEM ve yumrubaş tasarımı vs. hakkında - http://uskudar.biz/savunma-sanayii/milgem-yumrubaş-ve-sonar-kubbesi.html
 
Kırılma
Cumartesi, 19 Aralık 2020

Bu kelebek kanadını çırpmaya başlayıp etrafındaki havayı hafifçe hareketlendirdikten sonra olmaya başlayacakları biraz kestirebilmek mümkün olabilse de onlar K2'nin eteklerinde uçmaya başladıktan sonra, çok uzaklarda kopacak fırtınanın doğuracağı dalgaların büyüklüğünü kavrayabilmek pek o kadar kolay olamayabilir.

Dolayısıyla bugün 1.400 tane beygirden hareketle denize doğru bir yolculuğa çıkılabilir. Aslında bu konunun son derece ilgi çekici ve önemli başka ayrıntıları da var fakat mevzuyu çok fazla dağıtmamak lâzım. Yine de şunu atlamamak gereklidir ki bu konu tek başına; bu ülkenin sahip olduğu insan gücü ile ne kadar kısa sürede, ne seviyede eşiklerin rahatça aşılabileceğini açıkça göstermiş oldu, bu güç gerçekten kullanılmak istendiğinde...

Devamını oku...
 
Sonra Koyunu Kurt Değil de Çoban Yese
Cumartesi, 05 Aralık 2020

Şeytan, insan için nasıl ezelî ve ebedî bir düşman ise Alman da Türk için tam olarak öyledir. Bu noktada Alman kimdir meselesini doğru anlamak da elzemdir çünkü Türkiye'de Alman denildiğinde sadece Almanyadakilerden ibâret bir kavram akla gelmektedir ki bu çok eksiktir...

Oysa bugün Türkçe'de İngiliz olarak tanımlanan insanlar da ağırlıklı olarak Alman kökenlidir. İngiliz kraliyet ailesi hemen hemen safkan Alman sayılabilir. Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce Avrupa'daki kraliyet ailelerinin büyük bölümü Alman kanı taşımıyor muydu ki; Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Rusya hanedanları bile. Peki bunlar, bütün görünür güç zâten ellerindeyken birbirleriyle neden savaşmıştı?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu savaş "yeni dünya düzeni" denen şeyin gerçek başlangıcını da ifâde etmektedir. Velhâsıl bugün küresel ölçekte tezgahlanmakta olan oyunlar ve yakın gelecekte gerçekleşmesi beklenenlerin, aslında 1914'de başlatılan ve belli safhalarla kesintisiz olarak devam etmekte olan sürecin yalnız bir bölümü olduğunu anlayabilmek gerekir, aksi taktirde sâdece bugüne bakarak meselelere herhangi bir doğru çözüm bulabilmek mümkün olmaz.

Devamını oku...
 
Ülkelerin Aynası
Cuma, 27 Kasım 2020

Mir'at ül Memalik - Ülkelerin AynasıBirkaç sene önce bu başlıkta ama tamamen farklı bir içerikte bir konu [1] ele alınırken Seydi Ali Reis gibi değerli bir denizci de en azından bu vesileyle atıfta bulunularak da olsa anılmıştı, şimdi ise oradaki başlığın hakkını vermenin zamanı geldi.

Ali, Tersane-i Âmire kethüdâsı Sinoplu Hüseyin Ağa'nın oğlu olarak İstanbul'da doğdu. Denizci bir aileden gelmesinin de etkisiyle küçük yaşta tersane hizmetine girerek, gelecekte Osmanlı Donanması'nda değerli hizmetlerde bulunacak önemli bir denizci olma yönünde ilk adımını attı.

1522'de Rodos'un fethinden başlayarak Donanmanın Akdeniz'deki harekâtlarında çok önemli görevler üstlendi; 1538'de Preveze muharebesinde, Kaptan-ı Derya Hayreddin Paşa'nın emri altında sol kanat kumandanıydı, 1551'de Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ile Trablusgarb'ın fethinde bulunmuştu... Doğrusu Akdeniz'in bugününü ve yarınını doğru olarak anlayabilmek için asıl nereye dikkâtlice bakmak gerektiği de aşikârdır.

Kanûnî Sultan Süleyman Han Nahcivan seferine çıktığında Seydi Ali Reis de kara ordusu ile birlikte bu sefere iştirak etmişti. Halep kışlağına varıldığı sırada Koca Murat Reis'in de kendinden önce aynı göreve tayin edilen Pîrî Reis gibi, Hint Denizinde Portakallılara karşı başarısız olduğu haberi ulaştı.

Bunun üzerine Kanûnî, 960 yılının Zilhicce ayında (1553) Seydi Ali Reis'i Mısır Kaptanlığına tâyin ve Basra'daki donanmayı alıp Mısır'a getirmeye memur etti. 1 Muharrem 961'de Seydi Ali Reis Halep'ten Basra'ya doğru yola çıktı fakat geriye ancak dört yıl sonra dönebileceği nasıl bilinebilirdi! İşte bu seferin müthiş hikâyesinin anlatıldığı kitap da şimdi buraya konu olmuştur.

Birkaç satır alıntı da vermezsek olmaz:

"Bu yüksek emir mûcibince Basra şehrine vardık. Mevcut olan onbeş parça kadırga ile Hürmüz denizinden Mısır'a doğru yola çıktık."

"Ama (Kul tedbir alır, Hakk takdir eder) sözü gibi tedbir, takdire uygun düşmedi. Mısır'a varmak müyesser olmadı. İster istemez Hint ülkesine çıktık. Deniz yoluyla gitmek mümkün olmadı... karadan Osmanlı ülkesine doğru yola çıktık. "

"Baştan başa Gücerat ülkesi, Hint, Sind, Buhter Zemin yani Zabulistan, Bedehşan ülkesi, Hotlan, Turan, İran yani Mavera'ünnehr. Horasan, Harezm ülkesi ve Kıpçak çölünü geçtik. Bu taraflardan yol bulamadık. Nihâyet Horasan Meşhedi'nden lrakeyn yolu ile yani Kazvin ve Hemedan'dan Bağdat'a vardık."

"Yapmacık ve seci'li sözlerden kaçınarak, herkesin anlayabilmesi için, günlük lisanla yazdım.
Alıştığımız oturduğumuz saltanat evi olan İstanbul'a varınca, sıkıntı ve elemli günlerle keder dolu hikâyemiz sona erdi."

"Ana ve baba atalarım bilhassa İstanbul'un fethinden beri Galata'da tersane kethüdalığı yapagelmişlerdi. Her biri deniz ilminde mâhir kişiler olup, mahâretleri açıkça görülmüştü. Bu yüzden denizcilik sanatı bana atalarımdan miras olarak kalmıştı."

"Fakat, takdirin tedbir ile değiştirilemediği günden daha aşikardır.
Olacak nesne olur çâr-u nâçar
Gerek sen gönlünü gen tut gerek dar"

"...bre mel'un, beni bozgun donanma ile buldunuz. İnşallah'u Rahman, yakın zamanda alem'in sığınağı padişah hazretlerinin sayesinde, Hürmüz değil Diu, belki de Kuvve dahi size kalmayacaktır;
Deniz üstünde yürürüz,
Düşmanı arar buluruz,
Öcümüz komaz alırız,
Bize Hayreddinli derler.

dedim."

Aynı zamanda bir şair olan Ali Reis "Kâtibî" mahlasını kullanmıştır, "Kâtibî-i Rûmî" diye de bilinir. Hindistan'da iken "Doğu Türkçesi" öğrenip bu dil ile de etkileyici şiirler yazmış, bu başarısından etkilenen Hümayûn Şah tarafından "Mir Ali Şîr Sanî" unvanı verilmiştir. Asırlar boyunca Hindistan'a hâkim olan Türklerin Moğol(!) olduğunu sanan, hatta iddia eden ingiliz beslemesi çakal tarihçilere ithâf olunur.

Kabaca Karadeniz'in Kuzey ve Güneyinde, Oğuz ve Kıpçak kökenli Türkçe'ye Batı Türkçesi, Hazar Denizi'nin Doğu ve Güneyinde geniş bir coğrafyada mesela Özbek ve Uygur'ların konuştukları Türkçe'ye ise Doğu Türkçesi denilebilir ki bu ikincisi için Çağatayca denilmesinin uygunluğu tartışılır.

Seydi Ali Reis çok iyi bir denizci olmasının yanında gemi sevk ve idâresi, coğrafya ve hey'et alanında yazdığı eserlerle önemli bir ilim adamıdır, bilinen diğer kitapları:

  1. Mir'at-ı Kâinat: Usturlabın imâl ve istimâlinden, güneşin yüksekliğinen, yıldızların uzaklığından, Kıblenin ve öğle vaktinin tâyininden, nehirlerin genişliğinin tespitinden ve rub'u müceyyibden bahseder.
  2. Hulâsat el Hay'a: Hey'et ve riyaziyyat üzerine hazırlanmış temel olarak Ali Kuşçu'nun Fethiye adlı eserinin Türkçeye tercümesi olup yazar tarafından ilâve bilgilerle genişletilmiştir.
  3. Kitab el Muhit fi İlm'al Eflâk ve'l Abhur: Seydi Ali Reis tarafından, 1554'de kaleme alınan bu eser denizciler için bir Hint Denizi Rehberi olup deniz astronomisine ve fizikî coğrafyaya ait bilgiler de içerir.

olarak sıralanabilir. Denizciliğe gönül verenlerin ise en azından dördüncü kitap olan Mir'at ül Memâlik'i okumaması olmaz. Ne yazık ki diğerlerinin günümüz harfleriyle basılmış örnekleri mevcut değil (en azından ben rastlamadım) oysa mesela Kitab el Muhit fi İlm'al Eflâk ve'l Abhur birkaç asır önce kimi Batı dillerine bile tercüme edilmiştir. Ülkelerin Aynası bile ancak 19.yüzyılda sırasıyla Almanca, Fransızca ve İngilizce'ye tercüme edildikten sonra yavaş yavaş bu topraklarda tekrar hatırlanmaya başlanmıştı.

♦ Kaynaklar

1. Ülkelerin Aynası (1) - http://uskudar.biz/ihbarname/emare/katı-hâl-akü-teknolojisi-ülkelerin-aynası.html
 
Bu İşler Dayı'ya Hep Mâlûm Oldu
Cumartesi, 21 Kasım 2020

1Temmuz 1968 tarihinde ABD, Rusya (SSCB kılığında), İngiltere, Fransa ve Çin aralarında anlaştıktan sonra, mevcut durumdan ve şartlardan âzamî şekilde faydalanabilmek için ortaya koydukları NPT (Nuclear non-Proliferation Treaty) adlı kavramı imzaya açtılar. Böylelikle "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması" vasıtasıyla, bugünlerde adına "yeni dünya düzeni" denen şeyin önemli yapı taşlarından biri daha temele yerleştirilmiş olacaktı. Bu belge, imzalayanlar açısından:

  1. Yukarıda adları sıralanan nükleer silahlara sahip ülkelerin; nükleer silahları, diğer nükleer patlayıcıları ya da teknolojilerini bunlara sahip olmayan devletlere veremeyeceğini,
  2. Bunlara sahip olmayan devlerin nükleer silah ve diğer nükleer patlayıcıları üretemeyeceğini,
  3. Bu durumların denetiminin nükleer silahlara sahip olmayan herbir devlet ile Uluslarası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) arasında imzalanacak olan "Nükleer Güvenlik Anlaşması" aracılığıyla IAEA tarafından yürütüleceğini,

hükme bağlamaktadır.[1] Tabii aslında bu anlaşmayı dayatan kurucu ülkelerin söz konusu maddelere uymadıkları durumların ortaya çıkması da gecikmeyecekti, örneğin İsrail nükleer silah programı; parası Almanya, teknolojisi Fransa ve nükleer malzemeleri de ABD ve Norveç tarafından karşılanmak suretiyle yürütülmüştü, velhâsıl antlaşmayı ortaya koyanların kendileri buna uymuyordu. Bugün Alman nükleer silah programı da İsrail toprakları üzerinde yürütülüyor ama herkes bunu da görmezden geliyor vesaire...

Devamını oku...
 
Karabağ İçin
Perşembe, 19 Kasım 2020

Yaftalar:
 
Üstyapı-Hava Etkileşimi
Salı, 17 Kasım 2020

Gemilerin etraflarında oluşan hava akımının insan için önemi, binlerce yıl önce rüzgârın gemileri yelkenle yürütmekte kullanılabileceğinin öğrenilmesiyle birlikte başlamıştır denilebilir. Bununla birlikte yelken aerodinamiği şimdiki kapsama alanımız içinde olmayacak.

Çok daha yakın zaman dilimine atlandığında, artık gemi üstyapıları etrafındaki akışların başka açılardan da önem kazandığı söylenebilir ki bunlardan belli başlıları:

  1. Baca gazlarının dağılımı
  2. Dâhilî Havalandırma, ısıtma-soğutma
  3. Yapı üzerinde oluşan dinamik yükler, bilhassa manevra esnasında
  4. Takıntı yerleşimleri
  5. Uçuş güvertesinde akış oluşumları

olarak sıralanabilir. Bütün bunlar içinden ise şimdilik sadece son maddeye odaklanılacak. Uçuş güvertelerini iki temel bölümde incelemek düşünülebilir; savaş gemilerinin kıçüstünde bulunan helikopter güverteleri ile çok sayıda hava aracının birlikte kullanılmasına olanak sağlayan özel maksatlı gemiler üzerindeki büyük ve düz açık güverteler.

Devamını oku...
 
Osmanlı Donanmasının Kaptanpaşaları - 1/11
Cuma, 13 Kasım 2020

Balta geçişi

Onbir sayfada tamamlanmak üzere Osmanlı Devleti tarafından Donanmayı idâre etmek üzere görevlendirilen kişilerin belirtildiği bir sıralama sunulacak, umulur ki konunun meraklılarına bir fayda sağlayabilir. Burada bahsi geçecek isimlerin ayrıntılı bilgileri ele alınmayacak, temel amaç sadece olabildiğince doğru bir kerteriz oluşturmaktır. Bu sayfalar mecburen güncellemeye açık olacaktır, veriler zaman içinde değişiklik gösterebilir.

Bu arada belirtmek gerekir ki Osmanlı denizciliği 1323 itibarı ile başlamış kabûl edilmekle birlikte, Türk Denizciliği Osmanlılar ile başlamadı, çok daha öncesi mevcuttur fakat bu konuyu ayrıca ele almak gerekir. İlk dönemde donanmaya komuta edenlere Derya Beyi deniyordu, donanmanın ve denizciliğin gelişmesiyle birlikte ünvanlar da değişti.

  1. Kara Mürsel Bey - 1326
    Denize ilk kez 1323'de ulaşan Osmanlı Beyliğinin ilk düzenli Osmanlı deniz gücünü, İzmit Körfezi'nde, bugünkü Karamürsel civarında kurduğu (1327) tersanede inşa ettirdiği gemiler ile tesis etti. Haziran 1329'da gerçekleşen Eskihisar savaşı neticesinde Doğu Roma donanması da kara ordusuyla birlikte mağlup edildikten sonra Türk denizcilik tarihi için artık yeni bir dönem başlamış oldu. Bahsi geçen bu ilk hafif ve hızlı donanma gemileri sınıfı, sonraki asırlarda Karamürsel olarak anılmaya ve inşa edilemeye devam etti.

    Çeşitli kaynaklarda Mürsel Alp'in, dönem itibarı ile denizcilik alanında Osmanlı Beyliğinden daha ileri durumda olan Karesi Beyliği kökenli olduğu belirtilmekle birlikte Osman Gâzi'nin silah arkadaşlarından Akça Koca'nın ölümünden sonra birliğinin Mürsel Alp'in emrine geçtiğini de göz önüne almak gereklidir ki bu durumda Mürsel Alp'in aslında Akça Koca'nın yanında ve Osmanlı Beyliği dahilinde yetişmiş olduğu düşünülebilir.

    Mürsel Alp son derece gözü kara bir cengâver olduğundan Orhan Gazi, kendisine Kara lakâbını taktıktan sonra Kara Mürsel olarak anılmaya başlandı. Türk tarihinde benzer şekilde Kara lâkabı taşıyan başka önemli şahsiyetler de mevcuttur, örneğin hemen aşağıdaki ikinci denizci gibi...

  2. Kara (Emir) Ali Bey - 1329
    Osman Gâzi'nin silah arkadaşlarından Aykut Alp'in oğlu olan Ali de Kara lakâbına sahip olan bir başka kahramandır. Kara Mürsel Bey'in ölümünden sonra Orhan Gâzi tarafından Donanmanın başına getirildi.

    Muhtemelen o dönem donanma komutanları için "Emir el Bahr" unvanı da kullanılmaya başlandığından buradan hareketle ismine bir de Emir ilâve edildi ki bugün bütün dünya dillerinde kullanılan amiral kelimesi doğrudan bu arapça tanımlamadan gelmektedir.

    Marmara Denizi'nin güneyindeki Galios adası Kara Ali Bey tarafından fethedildikten sonra onun adıyla anılmaya başlandı ve Emir Ali'den türeyerek zamanla İmralı oldu.

    Donanma Komutanı Kara Ali Bey 1356'da Gelibolu'nun fethi esnasında şehit düştü.

  3. Saruca Paşa - 1390
    Göreve gelir gelmez kurdurduğu Gelibolu Tersanesi ve Deniz Üssü ile Osmanlı Donanmasının Adalar Denizi hakimiyetinin temelini attı.

  4. Çavlı Bey - 1401
    Gelibolu'da Venediklilerle gerçekleşen bir muharebede şehit düştü.

  5. Saruca Paşa - 1414
    Çavlı Bey'in şehâdeti üzerine tekrar göreve atandı.

  6. Baltaoğlu Süleyman Bey - 1451
    Bugün Baltalimanı olarak bilinen Rumeli Hisarı'nın hemen kuzeyindeki kıyı, Konstantiniyye'nin fethi için şehri kuşatan ordunun deniz gücünün merkez üssü olarak kullanılması sebebiyle, bu derya beyinin lakâbından gelen isim ile anılmaktadır.

    Süleyman Bey, Boğaz girişindeki bütün adaları 18 Nisan'da fethettiyse de 20 Nisan'da yardım için gelen gelen üç Ceneviz ve bir Doğu Roma gemisinin Haliç'ten içeri girmesine engel olamayınca Sultan Mehmet'in öfkesini üzerine çekti ve kelleyi zor kurtardı.

  7. Hamza Bey - 1453
    Baltaoğlu'nun başarısızlığından sonra Donanmanın başına geçirilen Hamza Bey donanma gemilerini karadan yürütüp Haliç'e indirerek fetih için çok önemli bir katkı sağladı.

  8. Has Yunus Bey - 1455
    Foça ve Enes seferlerine komuta etmiştir.

  9. Hadım İsmail Bey - 1457
    Amasra, Sinop ve Trabzon seferlerinde görev yapmıştır.

  10. Yâkup Bey - ?


  11. Zagnos Mehmet Paşa - 1463


  12. Mahmut Paşa - 1470
    Venediklilerle yapılan muharebelere ve Eğriboz seferine iştirak etti.

  13. Gedik Ahmet Paşa - 1474
    28 Temmuz 1480'de 132 gemilik bir donanma ile harekete geçerek 18.000 asker ve 1.000 at ile Otranto'ya çıktı ve 11 Ağustosta kaleyi fethederek Avrupa'yı dehşete düşürdü.

  14. Mesih Paşa - 1480
    Başarısızlıkla sonuçlanan ilk Rodos muhasarasını yönetti.

  15. Hersek Ahmet Paşa - 1486


  16. Goygu (Güveyi) Sinan Paşa - 1491


  17. Kara (Nişancı) (Küçük) Davut Paşa - 1492


Son Güncelleme: Cumartesi, 28 Kasım 2020
 
Kimse Bilmez Ahvâlimiz
Pazar, 01 Kasım 2020

Beyaz Vatan

Şu alçak Dünya'nın iki ucu vardır derler; Güney ve Kuzey diye. Bu ikisi aynı zamanda küresel hâkimiyet açısından da giderek büyümekte olan bir açık mücadelenin ve örtülü çatışmanın oyun sahalarıdır ve nihâyet bizim de bu sahaya çıkıp oyuna dâhil olma sıramız gelip çatmıştır.

Güneydeki Antarktika ve Kuzeydeki Arktika bölgeleri hem coğrafî yapı, hem de siyasî durum itibârı ile birbirlerinden belirgin şekilde farklıdır. Her iki taraf için gereken mücadele yaklaşımları da oyunların kuralları da kendine has yapılara sahiptir.

Yaftalar:
Devamını oku...
 
ESSM
Perşembe, 29 Ekim 2020

Bir yandan belki daha sonra başka çalışmalarda temel malzeme olarak kullanabilme hedefiyle ilerlerken, bir yanda da oyalanmaya devam etmek için ESSM'nin ölçü açısından olabildiğince hassas bir 3B yüzey/katı modelini oluşturmaya çalışmak oldukça zaman aldı, ne de olsa elimin altında sökülüp incelenebilecek bir füze yoktu.

"Evolved Sea Sparrow Missile" ifâdesinden kısaltılarak elde edilen ESSM adlandırmasına sahip söz konusu füze, aşikâr olduğu üzere Sea Sparrow'un RIM-7P sürümünü temel alınarak, daha yetenekli bir gemi özsavunma silahı amacıyla 90'larda başlatılmış ve Türkiye'nin de katılımcısı olduğu bir çalışmanın ürünüdür.

ESSM - Blok.1


Mevcut taslak seviyesinde ESSM-Blok.1 için hâricî model (TVC hariç) %95 oranda tamamlandı. Tabii ki dâhilî yapıyı ve bileşenleri modelleyebilmek pek mümkün değil.
Hemen resim üzerinden füzenin temel bileşenlerini açıklamak gerekirse:

  • 1 - Arayıcı Başlık; yarı-aktif radar, S-bandı (2-4GHz) ve X-band (7-12GHz).
  • 2 - Güdüm Elektronikleri; bölme çapı 8parmak (~203mm) başka bir ifâdeyle Sea Sparrow ile eşdeğer.
  • 3 - Harp Başlığı; Sea Sparrow ile eşdeğer fakat tapa yeni! Kıçtaki motor bölmesi 10parmak (~254mm) çapında olduğu için dış kaplaması konik.
  • 4 - Uçuş Bilgisayarı; otopilot, ivmeölçerler, kendini imhâ vs.
  • 5 - Motor; Sea Sparrow'un 8parmak motorundan daha üstün 10parmak, azaltılmış dumanlı tamamen yeni motor, burada parmak "eski parmak" değil!
  • 6 - Kuyruk; manevra için dört adet hareketli ve katlanır kanatçık.
  • 7 - TVC; ingilizce "Thrust Vector Controller" ifâdesinden kısaltma. ESSM'nin sadece dikey fırlatılan sürümünde kullanılır, füze kovandan yükselip ilk keskin dönüşü yaptıktan sonra atılır.

Bu noktadan sonra Blok-2'nin hazırlanması kolay olurdu ama sıradaki füze SM-1MR...

Yaftalar:
 
Karlos.2
Çarşamba, 21 Ekim 2020

Aslınca önceki yazı ile birlikte bu konu hiç hesapta yoktu fakat birkaç hafta önce, kafayı çullanan acayip düşüncelerden en azından bir süreliğine de olsa kurtulma umuduyla biraz 3B modelleme yapmaya başlamak zorunda kalınca ve malzeme olarak da her nasıl olduysa Akıncı adlı malûm insansız hava aracını seçince mesele buralara gelmiş oldu.

Gerek Deniz Kuvvetlerinin havacılık ihtiyaçları, gerekse daha önce bahsi geçen tayyare gemisi sevdası vesaire gibi konular bir araya geldiğinde; aşağıda Akıncı-D olarak sunulan ve tamamen geliştirilmekte olan Akıncı tasarımını temel alan bir kavramın, yine inşa hâlindeki Anadolu Sınıfı gemiler ile birlikte kullanılabilirliğinin de incelendiği küçük bir çalışma yapmak muhtemel hâle gelmiş oldu.

Devamını oku...
 
Canı Kaymak İsteyen Cebinde Manda Taşır
Pazartesi, 19 Ekim 2020

Kabaca son çeyrek asır boyunca ara ara ısıtılarak önümüze sürülüp duran bir pilavdır "Uçak Gemisi" ki pirincinin cinsinden olsa gerek, çok da su kaldırır. Gerçekçi olmak gerekirse Türk Donanmasının ne kısa, ne de orta vâdede böyle bir araca ihtiyacı olduğuna ikna olabilmek pek mümkün değildir, uzun vâde ise tartışmaya açıktır. Konunun çok çeşitli ve karmaşık boyutları ihtiva etmesi sebebiyle, meselenin burada kapsamlı olarak ele alınması düşünülmüyor, şimdiki hedefler biraz daha farklı olacak.

Devamını oku...
 
İtalya
Cuma, 11 Eylül 2020

Bugün için Dünya askeri liginde oynayan ülkelerin/milletlerin yerini belli eden temel değişkenlerden biri de sahip oldukları denizaltıların nitelikleri ve bu teknoloji alanındaki yapabilme bilgileridir ki kendi nükleer tahrikli denizaltılarını tasarlayıp inşa edemedikçe birinci lige çıkabilmek mümkün değildir. Bu sebeple oyunun gerek sahada, gerekse saha dışında nasıl oynandığını incelemek faydalı olabilir. Tabii asıl meselemiz bu hikâyelerden Türkiye açısından çıkartılması gereken dersler olsa gerektir.

Bu bağlamda peş peşe birkaç yazı ile muhtelif ülkelerin atom denizaltısı maceraları kısaca ele alınacaktır ama konular ABD, Rusya gibi bilindik oyuncuları değil de pek bilinmeyen oyuncuları kapsayacaktır. O zaman İtalya'nın macerası ile başlayalım.

Kavramsal İtalyan Balistik Füze Denizaltısı, 1960'lar

Resim.1) İtalyan Donanmasının, orta menzilli balistik füze taşıması öngörülen hayaline ait, Venedik Deniz Müzesinde de sergilenen taslak tasarım, 1960'lar. Aslına bakılırsa açıkça Corç Vaşington (SSBN 598) sınıfına ait bir çizim.

Devamını oku...
 
İki Hece: Ar-Pa
Cumartesi, 29 Ağustos 2020

Arpa tek yıllık bir uzun gün bitkisidir. Ancak, değişik gün uzunluklarına da uyabilir. Tahıllar içerisinde en çok kardeşleneni olup 5 - 8 kardeş verir. Bitki boyu ortalama 35-100 cm’dir. Başakları ortalama 8 - 15 cm boyunda olup 2, 4 ve 6 sıralıdırlar. Yapısında %9-13 ham protein, %67 kadar karbonhidrat bulunur. Serin iklim tahılları içerisinde buğdaydan sonra en çok ekimi yapılandır. [1]

Arpa önemli bir hayvan yemi olup, yem olarak değeri mısırın % 95'i kadardır. Yemlik arpalarda protein oranının fazla olması istenir. Kavuzun fazla olması besleyicilik değerini düşürür. Bu yazı ise besleyici değeri daha farklı olması yanında, dayanılmaz lezzeti ile dünya çapında nam yapmış bir hayvan yemi olan; inorganik Nemçe Arpası hakkında olacaktır.

Son Yiyiciler

Devamını oku...
 
Ayna
Pazartesi, 17 Ağustos 2020

Her ne kadar hazırlık safhasında oldukça fazla içerik olsa da uzun zamandır bunları tamamlayabilmek, dünya hâlinden kaynaklanan muhtelif sebeplerle mümkün olamadı. Ama meydanın boş kalmaması için, tam olarak gündemle de doğrudan bağlantılı olmak üzere, dört farklı denizciye ait dört adet dörtlük gelsin.

Yatağan

Hep Efrenç ellerini gezmiş idik
Nice küfr-ehli bağrın' ezmiş idik
Akdenizde seyreder idik ol zaman
Ehli küfre vermez idik hiç aman
Murad Reis geldi gülbang çektirdi
Din-i İslam sancağın diktüğü vaktin
Padişah uğruna niyet eyledi
Çıkıp Cezayir'den gitdüğü vaktin
Korsanlık ederken Hind'in yolunda
Nemçe'nin bacını aldı Cezayir
Urum'da Acem'de halkın dilinde
Küffarın bağrını deldi Cezayir
Deniz üstünde yürürüz
Düşmanı arar buluruz
Öcümüz komaz alırız
Bize Hayreddinli derler

Yatağan

Müellifleri; Pîrî Reis, Seydi Ali Reis ve Garp Ocaklarından Mağriblioğlu ile Armudlu ama hangisinin kime ait olduğunu ve şiirlerinin tamamını bulmak da okuyucuya kalsın...

 
Bu Meydanda Nice Başlar Kesilir Hiç Olmaz Soran
Cuma, 24 Temmuz 2020

Sancak

Bugün, şu ziyâdesiyle uzun hayatımda şahit olduğum (ve muhtemelen sonuna kadar olabileceğim) en önemli gündür. Bugün artık ümit edilebilir ki milletimizin üzerindeki lânetlerden biri kalkabilir. Ve eğer kıyâmet çok yakınlarda değilse, yakın gelecekte, dünyanın gidişâtının temelinden değiştiği bir kerteriz noktası olarak da anılmaya başlanacaktır bugün.

Kâdim Savaşçı nihâyet, çok uzun zamandır oturduğu yerden ayağa kalktı. Bugünü gören bizler ne kadar da kısmetli olduğumuzun henüz pek farkında olamayabiliriz. Babalarımız ömürleri boyunca bunu bekledi, dedelerimiz göremedi, dedelerimizin babaları da ve onların babaları dahi ne kadar ümitle ve sabırla bu kıyâmı bekledilerse de görememişlerdi.

Gelgelelim bunun bugün gerçekleşiyor olması bizim çok çalışıp da bunu hakettiğimiz anlamına da gelmez. Aslına bakılırsa, belki de gelmiş geçmiş bütün nesil silsilemiz içinde muhtemelen en kötüsü olan bizlere, böyle bir şerefin isâbet etmesi de başlı başına acayip bir ibretlik durum olsa gerektir ki hikmetinden suâl olunmaz.

İçimizde hain de pek boldur elbet; bukalemunvârî küffâr-sevicilerden, ibnecilere, yunanoğullarından, ebû Leheb'i çırak çıkartacak seviyedeki maymunlara kadar sürü oldukça kalabalıktır ama bunu aslında şöyle düşünmek lâzım:

Eğer onlar olmasaydı, bizim var oluşumuzun ne anlamı olurdu ki! Onlar yüz yıl önce de vardı, beşyüzyıl önce de mevcuttu, bin yıl önce de yine görevdeydi... Hâliyle gelecekte de ellerinden geleni yapmakla mükellefler, velhâsıl onların kim olduklarının, ne kadar kalabalık olduklarının vs. bir önemi yok, asıl önemli olan bizim ne yapacağımızdır, değil mi?

Dışarıdaki düşmanlar mı? Hiç sorun değil. Er meydanının bir cephesinde yalnız biz, diğer cephesinde dünyanın geri kalanı, bundan daha güzel bir manzara olabilir mi? Gündelik kısır siyâsî çekişmelere, bilimum medya palavralarına ve salt sayılara, dayalı görüşler üzerinden mevcut durumun ve yakın gelecekte olmaya başlayacakların anlaşılabilmesi mümkün değildir, sadece zâhire bakmak, ne olup bitmekte olduğunu kavrayabilmek için kâfi gelmez.

Buradaki mesele kesinlikle siyâsî değildir, sadece ikili bir durumdur; ya bir, ya sıfır! Bulanık mantık bu tür alanlarda işlemez, herkes tarafını açıkça seçebilir ki bu açıdan mesele son derece basit, kısa ve özdür. Bugünün küresel er meydanında da sadece iki cephe var, taraflar ise aşikâr...

Yaftalar:
 
Osmanlı Bahriyesi'nin Yelken Devri ve Türk Korsanları
Çarşamba, 15 Temmuz 2020

Osmanlı Bahriyesi'nin Yelken Devri ve Türk KorsanlarıAslına bakılırsa bu kitap ikinci kez tanıtılacak. Yine de ilkinin üzerinden tamı tamına yirmi sene geçtiği için, bir kez daha bahsetmekten zarar gelmezdi. Söz konusu yazıları merak edenler ise kaynak [1] ve [2]'ye göz atabilirler...

Selim Sırrı Altıer tarafından yazılan ve yanda kapağı görülen bu kitap, yanlış hatırlamıyorsam 1990'ların ikinci yarısında, Boğaziçi Yayınları tarafından basılmıştır, ne yazık ki baskı üzerinde tarih yazılmadığı için kesin bir yıl veremiyorum ama çıkar çıkmaz okuduğumu hatırlıyorum ve bildiğim kadarıyla ikinci baskısı da mevcut değil fakat en azından sahaflarda bulunabiliyor.

Kitabın kapsamı oldukça geniş olmakla birlikte bilhassa yayınlandığı dönem itibârı ile Türk Denizcilerinin, Kuzey Denizi'ndeki İzlanda'ya kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerindeki etkinliğini belgelere dayanarak gösteren ilk örnek olması sebebiyle çok değerlidir.

Diğer taraftan bu eseri bir başlangıç noktası olarak değerlendirmek lâzım ki bu temel veriler üzerine daha kapsamlı incelemelerin âcilen gerçekleştirilmesine de ihtiyaç vardır, müthiş denizcilik tarihimizin hak ettiği seviyede öğrenilebilmesi ve öğretilebilmesi açısından...

Hemen birkaç satır alıntı da verelim:

"Tarihi hakikatlere daima sadık kalarak yurt dışında 4-5 yıl süren yorucu bir araştırma neticesi hazırlayıp resimleriyle birlikte çizip sunduğum bu kitapta o muhteşem devrin yelkenli harp gemilerinde zor şartlar altında lâyıkıyle vazife gören Reis ve Levend'lerimizle, Tersaneler'imizde görev yapan gemi inşâiye mühendisleri ve ustalarına ait önemli gördüğüm pek çok mevzu'a dair bilgileri de kısaca naklettim."

"Bu eseri hazırlamaktaki gayem, sivil ve askeri Deniz Okulları'nın öğrencilerine ve meraklı Derya Ehli'ne faydalı olmaktan ibârettir... Böyle biline vesselâm."

Allah râzı olsun!

"Osmanlı Donanmasında Vazife Gören Yedi Sınıf Deniz Erleri

  1. Levendler
  2. Azablar
  3. Kalyoncular
  4. Gabyarlar
  5. Sudagabolar
  6. Aylakçılar
  7. Kürekçiler
... Türk kürekçilerine Ahbab, esir kürekçilere ise Çakal denirdi..."

"... 1628 yılında Danimarkaca olarak yazılmış bir kitapta şöyle diyor,"

"Zalim Türk Korsanları Hakkında Malûmat:"

"1627 senesinde İZLANDA'ya geldiklerinde 300 kişiyi esir edip pek çoğunu da öldürdüler. Bu kitabın yazarı Oluf Eigilsson'u Vestmannaeyjar Adası'nda tutsak edip CEZAYİR'e götürdüler...
Daha sonra 1628 yılında diğer bazı esirler de fidye verildikten sonra hürriyetlerine kavuştular ve İzlanda Adası'na avdet ettiler.""

Bu kitabı okuduktan kısa bir süre sonra, eski sitede, 1997-98 civarında olmalı, bir yazı ile ilk teşebbüsü başlatmıştım ki buna belki bir kamuoyu yoklaması demek daha doğru olabilirdi. Hedef, yeterli sayıda gönüllü Deniz Ehli'nin bir araya getirilmesiyle önce uygun boyutlarda bir Osmanlı Çektirisinin gerçeğine uygun şekilde inşa edilmesi ve bu kayık ile Akdeniz'in bizim açımızdan önemli bölgelerine uğrayarak Doğu-Batı doğrultusunda geçilmesi, oradan Koca Murat Reis'in dümenusyunda Kanarya Adalarına ve bilâhare Küçük Murat Reis'in dümensuyunda Kuzeye yönelerek burada bahsi geçen kitapta da belirtilen güzergâhlar üzerinden İzlanda'ya yelken-kürek ile bir sefer düzenlenmesinden meydana gelmekteydi.

Tabii ki böyle bir teşebbüsün başarıya ulaşabilmesi çeşitli sebeplerle mümkün değildi. Fakat zaman değişkeni birgün böyle bir fikrin bile gerçekleştirilebilmesinin önünü açabilecek kadar acayip bir kavram olduğu için tamamen ümitsiz de değildim. Aslına bakılırsa temel sıkıntıların başında nâsosyal bir insan olmam geliyordu ki bu doğuştan gelen kişilik yapısı, sanırım bütün mühendislerin ortak niteliklerindendir, bir insan hem sosyal, hem de mühendis olamaz, yâni gidip diplomayı alıp, kâğıt üzerinde olabilir tabî ama ne demek istediğimi anladınız sanırım.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ve bu hayat akıntısı içinde, herhalde kaderin cilvesi ile çok kafa dengi, müthiş insanlarla tanıştıkça bu tür fikirlerin gerçekleşebilme ihtimâli, yavaş yavaş ve belki henüz bir serap gibi de olsa ufukta belirmeye başladı, eh deli deliyi görünce sopasını saklarmış derler ;)

Bu mevzuyu da yukarıda bahsi geçen kitabın müellifine ait bir beşlik ile noktalayalım, hem de bir yandan tam bugünün anlamına, içimizden çıkmış küffâr-sevici çakallara da isâbet etsin:

Din yoluna Hû deyû
Pala kılıç sallayıp
Kâfir bağrı dağlayıp
Saldı Reis kadırgaları
Küffâr-ı korsan üstüne

 
BaşlangıçÖnceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SonrakiSon

Telif Hakkı © 1997-2022 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!