Santra ile Flüt Aşaa
Cuma, 17 Temmuz 2026

Önceki gece yarısında babam içeride son yarı finali seyrederken ben de televizyonun karşına geçip oturdum, doksanıncı dakikanın içindeyken. Hava sıcak, kapı pencere ardına kadar açık, bir dakika kadar sonraydı arjantinlilerin bir topu ingilizlerin direğinden döndü, mahalleden yükselen hafif bir uğultyla birlikte ama top Messi'nin önüne düşüverdi, sağa girip ortayı kesti, bir kafa ve gol ve işte şimdi mahalleden büyük bir sevinç uğultusu daha yükseliverdi ki beni bile gülümsetti; 2-1.

Halkımız kimi destekleyeceğini, kimi desteklemeyeceğini gayet iyi biliyordu... Ezelden beri ingiliz muhiplerinin oturduğu belli başlı yerleşim bölgelerimiz dışında kalan Türkiye'nin genelinde de durum muhtemelen böyle olsa gerekti. Futboldan nefret etmeme rağmen böyle bir giriş yapmak da pek bir acayip oldu ya neyse.

Öncelikle belirtmeliyim ki bizim milli takımın maçlarını hiç izlemeye bile gerek duymadım çünkü bilhassa yeterince yaşlı olan benim neslim için futbol milli takımı demek, sonu gelmeyen bir aşağılanma silsilesinden başka birşey değildi ve çocukken insan gerçekten de üzülüyordu. Aslına bakılırsa bu ülkede en azından milli takım seviyesinde futbolun yasaklanması gerektiğini uzun yıllardır düşünüyorum ama böyle düşünen başkaları yok ; )

Aslında (Türkiye'de) futbol deyince akla gelen ilk şey büyük ve karanlık bir bataklıkta yankılanan palavralar dizisi. Daha dün denilebilecek bir zamanda; 2022'de bu milli takım Faroe Adalarına yenilmemiş miydi! Aynı takım şimdi medyanın şişirmesiyle 2026 Dünya Şampiyonasına gizli şampiyon adayı : P gazlarıyla gitti. Oysa toplam 56.000 civarında kişiyle, İstanbul'daki herhangi bir mahalleden daha az nüfusa sahip ve herkesin ya balıkçı ya da koyun çobanı olduğu bu ülkeye yenilmek bence milli takımın kapatılması için yeterli bir sebepti ama fırsat kaçtı.

Tabii yeri gelmişken belirtmek gerekirse, balıkçılar da koyun çobanları da Dünyanın her yerinde ve Türkiye'de de genellikle sağlam adamlardır. Ama böyle çocuklar akla gelebilecek her alanda Türkiye'deki geleneksel adam kayırmaya dayanan sistemlerin içine zaten alınmazlar. Yukarıda Messi'den de bahsettiydik, bu öylesine değildi. Şunu unutmamak lâzım ki bu adam henüz son derece zayıf, hastalıklarla boğuşan küçük ve çelimsiz bir çocukken yetenek avcıları tarafından keşfedilmişti. Eğer Türkiye'de doğsaydı asla futbolcu olamayacaktı. Bildiğiniz gibi burası başarılı olabilecek çocukların itinayla öğütüldüğü bir değirmendir.

Üstelik Messi'nin hikâyesi tam olarak Yeniçeri ocağının yükselişi ve çöküşüyle de bağlantılıdır. Ocak yeni kurulduğunda çocukları seçmekle görevli kişiler tam olarak işlerinin ehliydiler ve aynı zamanda namusluydular, daima en doğru nitelikte çocukları seçiyorlardı ve bu çocuklar doğru eğitimden geçtiklerinde doğal olarak mükemmel askerler olabiliyorlardı ve hedef de tam olarak buydu. Yüzyıllar içinde sistemin zaaflarından yararlanmaya başlayan kişiler söz sahibi olmaya başladılar. Artık kimin Yeniçeri olacağını istidat değil rüşvet belirlemeye başladı. İş tatlı(!) bir arpalığa dönüştü ve Anadolu'daki Türkler ve Ermeniler ocağın içine doldu. Devlet gücünün zirvesindeyken, Kanunî döneminde sayıları bin civarındayken iki asır sonra 140 bin gibi inanılmaz bir seviyeye ulaştı. Ocağın yapısı ve dinamikleri artık tamamen değişmişti.

Tabii ki bu çapulcu sürüsünün savaşmak gibi bir niyeti de hiç olmayacaktı. Sonra Kalyoncu Ocağına da benzer rüşvet ve kayırma çarklarıyla kayıt oldular. Oradan da rahat para gelmeye başladı. Böylece Ordu kara seferine gideceği zaman; biz kalyoncuyuz, deniz seferine gideceği zaman da; biz kara askeriyiz diyerek aradan sıyrılmak çok kolaylaşmıştı üstelik. Bu denklem, rüşvet ve adam kayırma kültürü o günlerden beri hiç değişmedi, herhalde artık genlere işlemişti, bunun izlerini 10 yaşındaki çocukların futbol kulüplerinde bile görebilirsiniz, eğer biraz dikkâtli bakarsanız.

Fakat ilk paragrafta bahsi geçen maçtan sonra yaşananlar daha ilgi çekiydi. Tam olarak şu manzara güzeldi:

LAS MALVINAS SON ARGENTİNAS. Kesinlikle katılıyorum. Eğer bu resmi görmeseydim, böyle bir yazı hiç olmayacaktı.

Bu durumda bir de hiç güzel olmayan bir resim gösterelim, yine Malvinas sorununun taraflarını kimlerin desteklediği hakkında olsun, buralarda halk ne istediğini bilse de...

Yılardır sırasını bekleyen bu ilginç resmi yorumlamak en iyisi okuyucuya kalsın. Yine de biraz ip ucu vermek gerekirse; yakın zamanda mortoyu çeken ama kimilerince (haşa) Seyyid olduğu iddia edilegelen kadın kim(ler)i ve neden yapmıştı kılıçla kutsayarak şövalye? Derken kimdi bir dondurma ustasına öğreten bu mesleğin inceliklerini? Ve dahi neleri vızıldamıştı adamlarına bir seçkin arıcık?

Sonuç olarak futbolla ilgilenmek için işkence görmekten memnun bir ruh halinde olmak gerekir. Boş verin gitsin. Başka spor mu yok! Mesela erkek basketbol milli takımımız geçen yaz Avrupa şampiyonasında mükemmeldi. Erkek voleybol milli takımımız ilk kez iki sene önce birinci lige çıktı ve bu yıl şu ana kadar çok yi mücadele ediyorlar. Eğer izlemediyseniz üç hafta kadar önce oynanan Türkiye-Arjantin maçının tamamını bir izleyin de gözünüz milli takımın hakkını vermek nasıl olurmuş görüversin...

Yaftalar:
 
Telif Hakkı © 1997-2026 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!