Bu İşler Dayı'ya Hep Mâlûm Oldu
Cumartesi, 21 Kasım 2020

1Temmuz 1968 tarihinde ABD, Rusya (SSCB kılığında), İngiltere, Fransa ve Çin aralarında anlaştıktan sonra, mevcut durumdan ve şartlardan âzamî şekilde faydalanabilmek için ortaya koydukları NPT (Nuclear non-Proliferation Treaty) adlı kavramı imzaya açtılar. Böylelikle "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması" vasıtasıyla, bugünlerde adına "yeni dünya düzeni" denen şeyin önemli yapı taşlarından biri daha temele yerleştirilmiş olacaktı. Bu belge, imzalayanlar açısından:

  1. Yukarıda adları sıralanan nükleer silahlara sahip ülkelerin; nükleer silahları, diğer nükleer patlayıcıları ya da teknolojilerini bunlara sahip olmayan devletlere veremeyeceğini,
  2. Bunlara sahip olmayan devlerin nükleer silah ve diğer nükleer patlayıcıları üretemeyeceğini,
  3. Bu durumların denetiminin nükleer silahlara sahip olmayan herbir devlet ile Uluslarası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) arasında imzalanacak olan "Nükleer Güvenlik Anlaşması" aracılığıyla IAEA tarafından yürütüleceğini,

hükme bağlamaktadır.[1] Tabii aslında bu anlaşmayı dayatan kurucu ülkelerin söz konusu maddelere uymadıkları durumların ortaya çıkması da gecikmeyecekti, örneğin İsrail nükleer silah programı; parası Almanya, teknolojisi Fransa ve nükleer malzemeleri de ABD ve Norveç tarafından karşılanmak suretiyle yürütülmüştü, velhâsıl antlaşmayı ortaya koyanların kendileri buna uymuyordu. Bugün Alman nükleer silah programı da İsrail toprakları üzerinde yürütülüyor ama herkes bunu da görmezden geliyor vesaire...

5 Mart 1970 itibârı ile yürürlüğe giren NPT'yi Türkiye de kısa süre sonra, 28 Ocak 1969'da imzaladı fakat bu hususta asıl dikkât çeken ayrıntı 17 Nisan 1980'e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin imzayı onaylamamış olmasıdır. O dönem için mesela Yunanistan'ın Nato'ya dönüşüne de izin vermeyen Türkiye'nin bu ikisi gibi kendi çıkarlarını korumaya yönelik doğru hareketlerine karşılık olarak ülke içinde, dâhilî hain mekanizması vasıtasıyla, asıl hedef olan darbeye giden yolun taşlarını döşeyebilmek için bir yapay iç savaş çıkartılmış olması da derin mücadelenin yapısı hakkında bir fikir verebilir, her ne kadar o günleri yaşamamış olan günümüz gençlerinin bahsi geçen durumu tam olarak hissedebilmeleri çok zor olsa da.

Sonuç olarak Türkiye 17 Nisan 1980 itibarı ile:

  1. Nükleer silah üretmeyeceğini
  2. Nükleer silah üreten ülkelere yardım etmeyeceğini

resmen taahhüt etmiş durumdadır. Bugün için NPT'yi imzalamamış olan ülkeler; Hindistan, İsrail, Küba, Pakistan ve Vatikan'dır. Kuzey Kore ise önce imzalamış olmakla birlikte daha sonra antlaşmadan çekilmiştir.

Silah

Nükleer bir silah üretmek için iki temel yöntemden bahsedilebilir; bunlardan ilki yüksek saflıkta Pu-239, ikincisi ise yüksek saflıkta U-235 izotopu kullanmaya dayanır. Plutonyum-239 izotopu nükleer rektörler içinde zamanla oluşur ve yakıt tüketilip reaktörden çıkartıldıktan sonra uygulanan fizikî ve kimyevî işlemler ile Pu-239 ayrıştırılır. Bu sebeple de NPT'yi imzalayan ülkelerin nükleer enerji santrallerindeki tükenmiş yakıtlar o ülkelere bırakılmaz ve ellerinden alınır!1

Fakat bu durum tıpkı yazının girişinde bahsedilen örnekte olduğu gibi "kuralları uygulayıcı" ülkelerin çıkarlarına yönelik olarak kullanılmaktadır. Örneğin bugün için Dünyanın en büyük Pu-239 stoklarından biri Japonya'nın elindedir, öyle ki Japonya karar verdiği taktirde, binlerce nükleer harp başlığını sadece birkaç ay içinde üreterek Dünyanın en büyük üçüncü nükleer silah gücü hâline gelebilir. Bu duruma ülkenin "gerçek sahibi" tarafından açıkça göz yumulmasının ne anlama geleceği de tahmin edilebilir olsa gerek.

U-235 kullanımı için ise cevherden (ki kabaca %0,5 civarında U-235 içerebilir) başlayarak silah seviyesi için gereken yüksek saflığa (~%98) ulaşabilmek için uzun süreli ve yüksek mâliyetli bir santrifüj sürecine ihtiyaç olur. Bu konu daha önce başka bir vesile ile kısaca ele alındığı için merak edenler [2]'ye de göz atabilir.

Örneğin Pakistan nükleer silah programı Pu-239 kullanımı yönünde başlamıştı ama Batı tarafından uygulanan ambargo ve baskılar sebebiyle bu hedefe ulaşılamayınca, 1974 civarında YZU'ya2 döndüler. Bu esnada santrifüj tesisleri için ihtiyaç duydukları yüksek kaliteli DC/AC dönüştürücüleri (iki ucu manyetik yataklar üzerinde iken dış cidarı sesten hızlı(!) dönen santrifüj cihazları için akım kalitesi son derece önemlidir) Türkiye'den sağlayabilmeleri de çok hoş oldu ki ABD'nin engellemeye yönelik yoğun baskısına rağmen bu işbirliği sürdürülmüştür.

Kapı

Yaklaşmakta olan yeni dönem sebebiyle artık Türkiye'nin nükleer silah sahibi olması kesinlikle vazgeçilemez bir ihtiyaçtır. Bu silah türüne, herhangi bir düşmanı mağlup etmek için ihtiyacımız yoktur, ihtiyacımız olan tek etki caydırıcılıktan ibârettir. Aksi taktirde masum sivilleri, çoluk çocuğu katletmekte uzman olan ve bundan büyük bir haz da duyan Batı'nın yakın gelecekte yapmak isteyeceklerine engel olabilmek çok zor olur.

Bu durumda nükleer silah teknolojisine sahip olabilmek için iki yaklaşım düşünülebilir. Bunlardan ilki NPT'den çekilmektir fakat bu seçenek şimdiki kapsamın içinde olmayacak, hem ikincisi daha da güzel ;)

1970'lerin sonlarında önce Brezilya ve hemen akabinde Arjantin tarafından yürütülmeye başlanan nükleer tahrikli denizaltı projeleri bir anda Batı'yı dehşete düşürdü çünkü her ne kadar her iki ülke de kuzu kuzu NPT'yi imzalamış olsalar da bu antlaşmadaki bâzı açıklar nükleer teknolojinin askeri olmakla birlikte böyle silah kapsamına girmeyen türde kullanılmasının denetlenmesi ve engellenmesi yönünde sıkıntılara sebep olmaktaydı.

Arjantin'i bu küstahça(!) eğilimi sebebiyle tepelemek kolay oldu. Brezilya biraz daha uğraştırdı ki Brezilya'nın bu saha ile bağlantılı kısa hikâyesi hazırlık safhasında, muhtemelen yakında yayınlanabilir.

Bu sitenin, tamamen Türkçe içerikli olmasına rağmen, ağırlıklı olarak buralardaki insanlar tarafından değil de çok daha uzaklardaki kimileri tarafından düzenli şekilde tâkip ediliyor olması gerçeğine de bağlı olarak, birkaç sene önce elen alınan ve MİLDEN projesinin neden nükleer tahrikli olması gerektiği [3] doğrultusundaki yazı vasıtası ile denizin ötesinde tam da doğru noktanın parmaklandığı yakın zaman önce dolaylı olarak anlaşılmış oldu ; ) ve evet, içerideki işbirlikçiler hemen karşı harekete geçivermişti.

Türkiye'nin nükleer enerji ihtiyacı asla vazgeçilemeyecek seviyede önemlidir. Üstelik konu hem askeri, hem de sivil açıdan aynı derecede önemlidir. Sivil uygulamalar şu anda kapsamımızda değil, kaldı ki başlı başına çok uzun bir konu.

Türkiye'nin Uranyum ve Toryum Yatakları

Resim.1) Türkiye'nin nükleer geleceği için son derece önemli olan Uranyum ve Toryum cevherlerinin bugün için bilenen yataklarının ülke toprakları üzerindeki dağılımı. Beylikahır yatağı tek başına Dünya üzerindeki bilinen toplam Toryum cevherlerinin önemli bir bölümüne sahiptir.


Askeri uygulamalar açısından ise hedefler bellidir; nükleer silah teknolojine hâkim olmak ve ikincil askeri uygulamaları geliştirmek. Bizim durumumuz açısından ise her ikisi bir bütündür.

Velhâsıl söz konusu hedefe ulaşabilmek yukarıda değinilen ve (maalesef) imzalamış durumda olduğumuz NPT'deki açıkları değerlendirmek sûretiyle; yâni YZU esaslı bir nükleer reaktör temelinde kurulacak MİLDEN tasarımı üzerinde çalışmakla ve aynı zamanda uluslararası hukuk içinde de kalarak, kolayca mümkün olabilir. Kolayca dediysem, yola girmek anlamında kolay ama teknik anlamda sıkı bir çalışma gerektireceği de aşikârdır.

Şimdi NPT'deki söz konusu açıklar ve bunların nasıl kullanılabileceği konusuna girip lâfı çok fazla uzatmaya gerek yok. Asıl önemli olan kararvericilerin şu günlerde tam da bu sahada tezgahı yine içeriden(!) kurulmakta olan tuzağa düşmeyip, ülke çıkarları açsından doğru hareketi yapmalarının sağlanmasıdır ki bu konuda bizim elimizden gelebilecek hiçbir şey de yoktur doğrusu.

Türkiye'nin elinde, tam bağımsızlık için yeterli seviyede gerekli nükleer hammadde [Resim.1] zâten mevcuttur, sonrasında yapılması gerekenler temelinde bu konuyu devam ettirmek de artık elzem oldu...

İbtida Burc Pulat'ın Temelin Kurdu

♦ Açıklamalar

1. Bâzı istisnâi ülkeler hâriç ; ) [geri]
2. YZU: Yüksek Zenginleştirilmiş Uranyum [geri]

♦ Kaynaklar

1. https://www.ozemre.com/makaleler/iran-islam-cumhuriyetinin-uranyumu-zenginlestirmesi-hakkidir-ama
2. Uranyum zenginleştirme hakkında - http://uskudar.biz/askeri-teknoloji/suskunlar.html
3. Milli denizaltı ve nükleer tahrik hakkında - http://uskudar.biz/savunma-sanayii/milli-denizaltı-milden-tahrik.html
4. NPT’S Naval Nuclear Propulsion Loophole, 2016, Jeffrey M. Kaplow
 
Telif Hakkı © 1997-2022 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!