Kaba Kuvvet
Çarşamba, 29 Ekim 2025

Bilindiği üzere atom enerjisinin kullanılmaya başlanmasıyla denizaltı teknolojisi üzerinde büyük bir sıçrama yaşanmıştı. İlk dönemlerde nükleer tahrik sistemlerinin sağladığı bu üstünlüğe bağlı imkânlar; kesintisiz şekilde sualtında seyir yapabilme ve sürekli çok yüksek sürât elde edebilme doğrultularında dikkât çekici olmuştu ama zamanla bu durum değişmeye başlayacaktı.

Başlangıç döneminin iki büyük nükleer denizaltı gücü olan ABD ve SSCB arasında cereyan eden bu teknoloji yarışında taraflar iki farklı tasarım eğilimine yönelmişti: SSCB tarafı çok yüksek sürat ve çok derin dalış yeteneklerine ağırlık verirken, ABD tarafı ise başlangıçta yüksek sürat hedefiyle yola çıktıysa da giderek sessizlik ve sinsilik yeteneklerini artırmaya yönelmişti ve böylelikle birbirlerinden oldukça farklı iki temel denizaltı tasarım okulu ortaya çıkmış oldu.

Tabii ki bu mesele çok uzun ve hakkıyla ele alabilmek için en azından birkaç kitap yazmak gerekir, bu sebeple hemen hepsini atlayıp bu yazının içeriği olan konuya sıçramak gerekliydi. Özet olarak ABD tasarım okulunun açtığı yollardan biri de buradaki içeriğin kökeni olacak denilebilir.

Bir atom denizaltısı mürettebatın kumanyası bitene kadar hiç satha yaklaşmadan kesintisiz bir seyir yapabilir ve konvansiyonel bir denizaltı ile karşılaştırıldığında bu çok büyük üstünlük sağlar.

Üstelik böyle bir denizaltı söz konusu kesintisiz sualtı seyrini, isterse sürekli olarak tam yolda gerçekleştirebilir ki bu da konvansiyonel bir denizaltıya karşı çok büyük bir üstünlük daha sağlar.

Ve aynı nükleer denizaltının içindeki mürettebat bütün seyir boyunda bol oksijenli ve daima temiz havayı, üstelik daimi olarak iklimlendirilmiş bir ortamda solumaya devam eder ki bu da bir konvansiyonel denizaltı için hayaldir.

Diğer taraftan bunların hepsinden önemli bir üstünlük daha nükleer denizaltı lehine söz konusudur: Kaba Kuvvet.

İfâde biraz yanlış anlamaya sebep olabilir gibi görünüyor ; ) kısaca açıklamak gerekirse, bu ifâde ile denizaltı üzerinde taşınan silahların üstünlüğü vs. kast ediliyor değildir, "Kaba Kuvvet"in buradaki anlamı tam olarak: "Hesaplama Gücü"dür.

Hesaplama gücü, pasif sonarlardan (bâzı Rus ve İngiliz denizaltıları için ek olarak belki COKC'lardan da) gelen verilerin etkin olarak değerlendirilmesini sağlar. Algılayıcılardan akan verileri daha hızlı hesaplayarak değerlendirebilen denizaltı da böylece ortam resmini daha önce görüp karşı tarafa kolayca açık bir üstünlük kurabilir.

Konuyu daha kolay anlaşılır kılabilmek için, eldeki çok kısıtlı verilerle iki denizaltı türününden birer adet güncel örnek alarak kaba bir karşılatırma yapalım. Nükleer denizaltı; ingiliz Astute sınıfı, konvansiyonel denizaltı; alman Tip214 sınıfı olsun.

Önce veri kaynaklarını ele almak gerekirse Astute üzerinde toplam 13.000 adet hidrofon mevcuttur ve bu sayı Tip214'ler üzerindeki hidrofon adedinin neredeyse 100 katıdır! Dolayısıyla iki denizaltının pasif sonar veri toplama imkânları arasında çok büyük bir fark mevcut olduğu açıktır.

2007 itibarı ile Astute sonar sisteminin verilerini değerlendiren bilgisayar çok sayıda işlemciye (tahminler 1.024 ile 4.096 arasında değişiyor) sahip bir paralel bilgisayardır. Böyle bir mini süper bilgisayarı işletebilmek için saatte 1.000kW civarında elektrik gerekeceği tahmin edilebilir. Astute sonar sistemi özel işlemciler yerine raftan hazır ticari bilgisayar bileşenleri kullandığı için kolayca güncel donanımlara yükseltilebilmektedir. Bu sebeple günümüzde daha güçlü ve çok çekirdekli işlemciler kullandığı ve artık eşdeğer elektrik yükünde, çok daha büyük işlemci gücüne sahip olduğu tahmin edilebilir.

Tip214 denizaltıları üzerindeki sonar sistemlerinin kullandığı işlemciler hakkında açık kaynaklarda bir veriye rastlanmadı. Bu durumda tersten gitmek denenebilir. Örneğin bu denizaltılar üzerinde 2x120kW havadan bağımsız tahrik sisteminin bulunduğu biliniyor. Bu sistemin 120kW'ı ile pervanenin tahrik edildiği varsayılırsa geriye 120kW kalır. Bunun yarısı diğer altsistemlerin tüketimi için kullanılırsa HBT'nin hesaplama sistemine saatte 60kW kadar saylayabileceği varsayılabilir. Akülerden de sonar sistemi içim 140kW/saat çekilebilse bu durumda sonar sisteminin gerekli hesaplamalar için saatte azami 200kW kadar kullanabileceği tahmin edilebilir ve bu düzen muhtemelen şınorkelsiz olarak belki iki hafta kadar sürdürülebilir.

Bütün bunlara bağlı olarak, eşdeğer nitelikte bilgisayar donanımları kullanıldığı varsayıldığında (ki doğası gereği Tip214'ler üzerindeki SYS'nin bilgisayar donanımı olarak geriden geleceği öngörülebilir) hesaplama için ayrılabilecek elektrik değerlerinden hareketle, Astute'un hesaplama gücü Tip214'den en az 5 kat daha fazladır denilebilir ama daha gerçekçi bir tahminde bulunulursa belki 10-50 kat kadar bir fark söz konusu olmalıdır. Şunu da bir daha belirtmek gerekir ki Astute hesaplamayı kesintisiz olarak aylarca sürdürebilirken, Tip214 taş çatlasa 15 gün kadar sürdürebilir ve bu esnada Astute mürettebatı daima temiz ve uygun sıcaklıkta hava soluyarak ve çok iyi beslenerek ve dahi her gün banyo yaparak görev yaparken, Tip214 içinde şartlar giderek zorlaşır ve ister istemez mürettebatın yetenekleri olumsuz etkilenmeye de başlar...

Özet olarak çok daha yüksek çözünürlük ve açıklık sağlayan sonar dizinleri ve çok daha büyük hesaplama gücü sağlayan bilgisayar sistemleri ile birlikte teke tek bir çatışma senaryosunda "hareket halindeki" bir Tip214'ün Astute karşısında ne seviyede hayatta kalma ihtimali olabileceğini okuyucu değerlendirsin. Burada Astute üzerinden bir örnekleme yapıldıysa da Vircinya, Barakuda, Yasin gibi yeni nesil nükleer hücum denizaltıları da kaba kuvvet açısından benzer hatta belki daha yüksek nitekikler gösterilebilir denilebilir, her ne kadar elde pek veri olmasa da...

Tabii ki böyle bir denklemin içinde belirleyici olan başka çok önemli değişkenler daha vardır; mürettebatın denizaltıya uyumu ve harbe hazırlık seviyesi, komutanın yetenekleri, denizaltı üzerindeki yazılımlarının nitelikleri, sibergüvenlik, silah sistemlerinin yetenekleri vs. gibi ama onlar burada kapsam dışıdır.

Sonuç olarak denilebilir ki artık denizaltının üzerinde taşığı bilgisayar donanımlarının hesaplama gücü, denizaltı savaşında en önemli değişkendir ve bu önem artarak devam edecektir. Yeterli hesapma gücüne ve uygun nitelikte yazılımlara sahip olan bir denizaltı komutanı çok büyük bir taktik üstünlük kazanır. Örneğin 100dB artalan gürültüsü olan bir deniz ortamında 95dB gürültü ile seyreden bir denizaltıyı yeterli donanım ve yazılım bileşiminin sağladığı güçle tespit edebilmek mümkün hâle gelir. Bunu yapabilmek için gereken hesaplar çok büyük işlemci güçleriyle bile saatler, hatta günler sürebilir. Bu durumda daha yüksek hesaplama gücüne sahip olan, düşmanını, varlığını belli etmeden daha önce tespit eder.

Nükleer haricindeki hiçbir mevcut HBT teknolojisi, yukarıdaki karşılaştırma ile kısaca örneklendiği üzere ne yeterli büyüklükte hidrofon dizinlerinin kullanılmasına, ne de gerekli hesaplama gücünün karşılanmasını izin verecek elektrik gücünü sağlayamaz ve aslında en başta bu sebeple Türk Deniz Kuvvetlerinin nükleer denizaltılara kesinlikle ihtiyacı vardır.

Denizaltının hesaplama gücünü, ihtiyaçlar ve gelişmelere göre kolayca güncelleyebilmek ancak RAftan HAzır Ticari (RAHAT) donanımlar kullanmakla mümkün olabilir. Diğer taraftan bunu yapabilmek diğer bir etkenle doğrudan bağlantılıdır: Şok dayanımı.

Bir denizaltı üzerine yeterli şok dayanımına sahip bilgisayar donaımları yerleştirebilmek iki şekilde mümkün olabilir:

  1. Bütün bilgisayar sistemini ve bileşenlerini yeterli şok dayanımına göre tasarlayıp üretmek.
  2. Yüzer Sal Güverte yaklaşımı kullanarak şok yüklerini güverteye taşıtıp bu güverte üzerine sıradan bilgisayar donanımları kullanmak.

Birinci yöntem Tip214 ve benzeri tasarımlarda kullanılmaktadır. Bilgisayar donanımları bu doğrultuda özel olarak tasarlanıp üretilir. Böyle bir yaklaşım (kapalı mimari veya belki kısmen açık mimari de olabilir) doğası gereği hazır ticari bilgisayar donanımlarındaki gelişmeleri eşdeğer şekilde takip edemez. Bu tercih aynı zamanda SYS'yi üreten ülkeye mutlak bağımlılığa da sebep olur. Aynı sıkıntı Tip209'lar üzerinde de kendini kuvvetle hissettirir. Örneğin Yunanistan donanması bir süredir Tip214'lerinin bu açıdan ciddi şekilde geride kalmakta olduğunu farkında olduğundan duruma acil çözüm aramaktadır. Muhtemelen kısa süre önce gerçekleşen 44 adet DM2A4 alımının kapsamı içinde bu iş halledilecektir. Yeri gelmişken ilginç bir hususu belirtmek gerekirse; alman denizaltıları, Tip 209 ve 214'ler için geliştirdiği SYS'nin herhangi bir türevini kendi denizaltıları üzerinde kullanmamaktadır ve bunun yerine Norveç'ten ithal başka bir SYS tercih etmektedir ; )

Yüzer Sal Güverte yaklaşımı ile iki temel kazanç söz konusudur: İlki sualtı patlamalarından kaynaklanan şok yüklerinin sönümlenmesi, ikinci ise güverte üzerindeki donanımların suya iletebileceği gürültülerin bastırılması. Bu teknoloji oldukça karmaşıktır ve gizli tutulmaktadır. İleride bu konuyu kaba hatlarıyla ele alaya çalışabiliriz ama şimdi burada bahsetmek için mesele çok uzundur. Denizaltılar üzerine ilk olarak ABD tarafından uygulanan bu teknoloji doğası gereği denizaltıların boyutlarının oldukça büyümesine de sebep olmuştur. Astute üzerinde de bu teknoloji mevcuttur. Tip214 üzerinde ise bulunmaz. İşte Astute üzerinde kullanılan bu yaklaşım (açık mimari) denizaltının hesaplama sisteminde piyasadaki hazır ticari bilgisayar donanımlarının kullanılabilmesine imkân sağlar. Böylece sistem sıklıkla ve kolayca yeni bilgisayar donanımlarıyla güncellenebilir ve denizaltının ömrü boyunca düşük mâliyetle yüksek hesaplama güçlerini sürdürebilir, dolayısıyla büyük bir maliyet etkinlik söz konusu olur. Önceki nesil Trafalgar sınıfı denizaltılarında kapaılı mimarinin sebep olduğu bütün sıkıntılar sebebiyle Astute için işin en başından açık mimariye ve RAHAT donanımlara geçilmiştir.

Daha da ciddi bir durum şu anda denizaltı SYS'lerinin Yapay Zeka ile bütünleştirilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Makina Öğrenimi ve Veri Madenciliği gibi YZ alanlarının çok yakında denizaltı savaş ortamını, devrim niteliğinde değiştirebilmesi mümkün görünmektedir. YZ yazılımlarını şimdilik bir kenara bırakalım ama YZ demek öncelikle büyük hesaplama gücü demektir, başka bir ifâdeyle bol bol elektrik. Nükleer bir denizaltı için pek bir sorun yok ama her kW'a dikkat edilmesi gereken bir konvansiyonel denizaltı için mesele çok farklı, öyle değil mi?

Özellikle yukarıda bahsi geçen türde sualtı akustiği gibi gerçek zamanlı veya yakın gerçek zamanlı hesaplamalar, tıpkı YZ uygulamalarında olduğu gibi ekran kartlarına ve ekran kartı türevi YZ kartlarına kaymaya başlamış durumdadır. Bunun nedeni geleneksel işlemciye dayanan uygulamalarda yaşanan ve işlemci ile bellek arasındaki bant genişliğinin yetersiz kalmasından kaynaklanan darboğazdır. Yeni nesil ekran kartlarının yüksek güç isteyen hesaplamalar için çok daha üstün performans gösterebilmeleri bellekleri üzerinde olan bu kartlarda grafik işlemci ile bellek arasındaki bant genişliğinin çok daha büyük olmasından kaynaklanır. Ne yazık ki bu tür narin kartları yukarıda bahsi geçen sebeple, yüzer güverteye sahip olmayan bir denizaltı üzerinde kullanabilmek son derece güçtür ama kullanılabilseydi bile elektrik yeter miydi?

Bir değer sıkıntı da bu tür katların tedariği olabilir, Bildiğim kadarıyla bu kartların tedariğinde Türkiye'ye şimdilik kota uygulanıyor, ileride belki ambargo da söz konusu olabilir. Acaba Türkiye bir tane "çok derin" hiç olmazsa "derin" morötesi fotolitagrafi makinası alamaz mıydı? Bu saatten sonra alabilir mi? Bütün mesele gelip bu konuya dayanmak üzere ve birkaç yüz milyon dolarrlık yatırım, bağımsızlık yanında nedir ki?

Artık daha fazla uzatmaya gerek yok, bu yazı içinden bir iki yazı konusu daha çıktı bakalım bunlara sıra gelecek mi?

 
Telif Hakkı © 1997-2026 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!