Sun Usta
Pazar, 15 Şubat 2026

Yaklaşık 2.500 yıl kadar önce yazılan bir kitap bâzı ilgi çekici ayrıntılara sahip olup, aynı zamanda bugün hâlâ küresel ölçekte değerlendirilmekte ve uygulanmaktadır ki burada da konudan biraz bahsetmek herhalde pek zararlı olmasa gerek. Üstelik söz konusu kitap o kadim zamanlardan bugüne kadar Türk tarihini hem de doğrudan etkilemiştir ve üstelik etkilemeye devam edecek gibi görünmektedir ve bu sebeple de oldukça önemli sayılabilir.

Bu girişten sonra belki kitabı tahmin etmişsinizdir. Aslında bu kitabın adı, Çinceden Türkçeye doğrudan çevrilirse belki "Sun Ustanın Asker(lik) Kuralları gibi söylenebilir fakat çevrildiği bütün dillerde aynı adla anılageldiği için o şekilde tercüme edilirse: "Savaş Sanatı" dır.

Kitabın yazarı günümüz Çin'inin Doğu kıyısında M.Ö. 5. veya 6. yüzyılda yaşadığı söylenen Sun Vu yâni Vu'lu Sun adlı bir kişidir. Fakat yetenekleri sebebiyle kaynaklarda usta, üstad anlamında Zı ifâdesiyle birlikte Sun Zı yâni Sun Usta adıyla tanınır. Bu kitap aslında insan doğasının zaman ve mekandan bağımsız olarak daima aynı olduğunu göstermesi açısından da ilgi çekicidir. Teknoloji vesaire ne kadar değişirse değişsin, Dünyanın neresine gidilirse gidilsin insan doğasın temel yapısı asla değişmez. Bu sebeple Sun Ustanın yazdıkları bugün de geçirlidir, gelecekte de geçerli olacaktır denilebilir. Diğer taraftan yapay zekanın kuvantum bilgisayarlarla birleşmesi durumunda çok büyük insan kitlelerinin maymuna evrilmesi belki de mümkün olabilir ; ) tabii ki algoritmayı ve donanımı ellerinde tutanlar hariç, muhtemelen onlar gerçek insan doğasının son temsilcileri olacaklar.

Savaş bir sanat mıdır diye sorulacak olursa cevap evet olur. Türkler de bilinebilen tarihin büyük bölümü boyunca buı sanatın üstatları olmuşlardır, günümüzde artık bu yetenekleri büyük ölçüde körelmiş ve kaybedilmiş olsa bile... Yaratılış sebebi savaşmak olan bir millet bu gerçekliğe sırtını döndüğünde, cesareti alınır, yerine yüreklerine korku verilir, artık millet bilinci solmaya ve herkes birey olmaya başlar ve bu bireyler; havadan, sudan, sıcaktan, soğuktan, yağmurdan, kardan, güneşten, aydan, dolardan, avrodan, patatesten, soğandan korkar hâle geliverirler de ne olduğunun farkına bile varamazlar.

Yeri gelmişken bir başka daldan daha bahsetmek gerekirse; mesela mühendislik de başlı başına bir sanattır. Savaş olsun, mühendislik olsun, diğer alanlar olsun bütün sanatların icracıları gerekli niteliklere doğuştan sahiptir, böyle özellikler sonradan kazanılamaz, bu sebeple bir diplomaya sahip olmak, herhangi bir kişiyi gerçek birer mühendis, asker, ressam, şair vs. yapamaz.

Doğrusu ilkokul birinci sınıftaki çocukları biraz gözlemleyerek hangisinin hangi konuya doğuştan yeteneği olduğunu kolayca anlayabilmek mümkündür. Diğer taraftan aşılanmış aşağılık duygusunda boğulmuş günümüz ebeveynleri onlarla oyun oynamak yerine yalnızca kendi rahatları için bebekken ellerine verdikleri telefonların etkilerini gördükten sonra sıklıkla çoçuklarının üstün zekâlı olduğunu vehmederek konuyu içinden çıkılmaz boyutlara taşımakta, bu vesveseyle kendi çocuklarına farkına varmadan büyük kötülükler yapabilmektedir ama bunlar ayrı bir yazının konusu olabilir biz artık Usta'ya dönelim.

Çinli Sun Zı tarafından yazılan Savaş Sanatı, bilinen ilk strateji kitabıdır. Çoğumuz üst seviye Çince bilmediği için bu kitabı tercümelerden okumak durumundayız. Diğer taraftan çok sayıdaki tercümeler arasında bâriz farklıklar da vardır. Tercümeden tercüme edilmesi ise işleri daha da karıştırmaktadır. Örneğin Savaş Sanatının Türkçeleri çoğunlukla (belki de hepsi) doğrudan Çinceden değil İngilizce veya Fransızca tercümelerden tercüme edilmiştir ki böyle durumlar kaçınılmaz olarak hataların büyümesiyle sonuçlanır. Tercüme edenin Dünya görüşüne bağlı olarak konuyu eğip bükmesi ve istediği tarafa çekmesi ile de birleşince durum daha da karmaşık bir hâl alabilir. Bu sebeple kitabı daha iyi anlayabilmek, eğer çok iyi Çince bilmiyorsanız, ancak çok sayıda tercümeyi birlikte değerlendirmekle belki mümkün olabilir.

Savaş Sanatı 13 bölümden oluşmaktadır:

  1. Savunma Stratejisi
  2. Savaşa Girmek
  3. Saldırıyı Hesaplamak
  4. Askeri Düzenler
  5. Orduların Güç Yapıları
  6. Boşluk ve Madde
  7. Askerî Mücadele
  8. Dokuz Dizilim
  9. Askerleri Hareket Ettirmek
  10. Arazi
  11. Dokuz Arazi Türü
  12. Yangın Saldırısı
  13. Casusların Kullanımı

Kitabın ilk cümlesi, anında konuya girecek şekilde, şöyledir:

"Savaş, devletin en önemli meselelerinden biridir, yaşamın ve ölümün merkezidir, varoluş ve yokoluş arasındaki yoldur ve bu gerçeklerin tam olarak farkında olmak gerekir."

Birkaç cümle ile daha devam edilirse:.

"Şüphesiz, savaşın değerlendirilmesi beş sabit unsura göre düzenlenmelidir. Bu, stratejik planlar temelinde fiilen gerçekleştirilmeli ve her eylem, gerçek koşullar ve sonuçlar göz önünde bulundurularak nesnel bir şekilde değerlendirilmelidir.

  • İlk sabit unsur kişinin "Yol"udur.
  • İkinci sabit unsur hava şartlarıdır.
  • Üçüncü sabit unsur coğrafya ve arazidir.
  • Dördüncü sabit unsur askeri liderliktir.
  • Beşinci sabit unsur askeri kurallarıdır."

Bu sıralamada en dikkât çekici unsur ise "Yol" olsa gerektir. Sun Usta bunu şöyle açıklıyor:

"Yol: Eğer sıradan vatandaşları ve yöneticileri niyetlerinde kararlı olmaya yönlendirirsek, halk ölüm kalım meseleleriyle karşı karşıya kalsa bile, tehlikeler karşısında yılmayacak ve kendilerini feda etmenin gerekliliğini anlayacaktır."

Aslında kitap içinden, eserin tamamını temsil edecek şekilde tek bir cümle seçmek gerekirse, o tam olarak bu olur:.

"Savaş, aldatma yöntemini kullanan bir eylemdir."

Başka bir ifâdeyle; savaşlar aldatma üzerine kuruludur. Dünyanın bütün savaş tarihi bu önermeyi açıkça doğrular. Hemen akla gelen iki örnek verelim ve hadi bunlar da Türk tarihinden oluversin:

Kanije Kalesi çok büyük bir haçlı kuvveti tarafından kuşatıldıktan sonra kaledeki küçük Osmanlı Kuvveterinin komutanı olan Tiryaki Hasan Paşa'nın elde ettiği zafer için sergilediği müthiş "savaş sanatı" şaheserinin merkezinde de tam olarak "aldatma" vardı. Tabii ki burada daha fazlasını ele alamayız, merak eden ayrıntıları bulup öğrenebilir.

Cezayir hâkimiyeti için İspanyollarla devamlı savaş halinde olan Hızır ve Oruç Reisler düşmanla denizden çok uzakta çölün içlerinde kapışmak gerekli olduğu bir durumda gemilerindeki ağır topları karaya çıkartıp altlarına araba yaptıktan sonra üzerilerine arma donatıp, tam da muhteşem denizcilere yaraşır şekilde topları "yelken ile" çöle taşıdıklarında bu da ustaca bir "aldatma" olmuştu çünkü kesinlikle beklenmedikti ve Hızır Reis de bir başka muhteşem savaş sanatkârı idi.

Dünya'da eşine rastlanmayan bu Donanma-Kara harekâtını angıllılar, saksonlular falan yapmış olsaydı hepiniz bilecektiniz ama böyle olunca... Yeri gelmişken belirtmek gerekirse; Oruç ve Hızır Reis ile ilgili olarak yakın tarihte çekilen diziler ise böylesine bir gerçek tarihe nazaran sanki onlarla alay etmek için hazırlanmış gibiydi... Şaşırtıcı mı? Neyse yine de konudan sapmayalım...

Peki Sun Usta'nın söyledikleri bu kadar zaman sonra neden bizim için önemli olsun? Milattan Önceki dönemlerden beri Türk-Çin savaşlarında Çinliler bize karşı daima bu kitaptaki öğretileri kullanarak savaştılar. Her zaman başarılı olamadılar ama sonuç olarak gerçek kazanan oldular, şöyle ki onlar hâlâ aynı yerde sapa sağlam otururken biz çoktandır çok uzaklarda, Asyanın en Batı ucunca Üsküdar kıyılarında takılıyoruz ;) Orada kalanların şimdiki hâli ise bildiğiniz, belki de bilmediğiniz gibi gerçekten çok korkunç.

Ama bu kitabın açtığı dert bununla kaldı mı? Hayır! 17.Yüzyılın sonlarında Çin'deki misyonerlik faaliyetleri için çalışmakta olan bir Cizvit papazının bu kitabı okuyup anlayacak kadar Çince öğrendikten sonra Fransızcaya tercüme etmesiyle olay yeni bir boyut daha kazandı. Biz Cizvitlerin adını 1980'lerin başında TRT'de oynayan Shogun dizisiyle ilk kez duyumuştuk ki orada bu adamlar dizinin ana unsurlarındandı. İlginç bir şekilde geçtiğimiz senelerde yeniden çekilen dizide ise bir kez olsun Cizvit adı geçmedi ; ) Eski Dünya, yeni düzen.

Bu son derece saldırgan ve tehlikeli tarikatın en önemli hedeflerin birinin Türkiye Cumhuriyeti olduğu açık olduğu halde ülkenin en hassas noktalarından birinin başına adamlarını yerleştirebilmeleri ne yazık ki şaşırtıcı bile sayılmıyor. Bu adamların ülkeye ilk girişleri zayıflamış Osmanlı Devletinin toprakları üzerindeki ilk misyoner okulunun kurulması için izin alabilmeleriyle, Karaköy'de başlamıştı, sonrası çorap söküğü gibi gelecekti...

Velhasıl Çin kültürünün bir uzantısı olan Savaş Sanatı hızla Batı tarafında da kabul gördü ve uygulanmaya da başlandı. Böylece Türkler hem Doğudan, hem de Batıdan aynı kavrama dayanan tehditlerin arasında, tam ortasında kalmış oldu. İşte bu sebeple söz konusu kitap ülkenin bekası için önemlidir, uygulama açısından olmasa bile tehditleri doğru değerlendirebilme açısından.

Biraz daha alıntı ile davam edelim:

"Savaşa gitmeden önce atalarının zaferlerini inceleyenler, hedeflerine daha sık ulaşırlar."

Bu önermeye tersten bakarsak; atalarını reddedenlerin, onlarlarla alay edenlerin hâli nasıl olur?

"Yeterli hesaplamalar yapanlar kazanır. Yetersiz hesaplamalar yapanlar kazanmaz. Öyleyse, hiçbir hesaplama yapmayanların durumunda ne beklenebilir?"

Aslında savaş sanatı temelde bir mühendislik sanatı gibi değil de nedir ki.

"[Hedef] ulusun bütünlüğünü korumak, onu yok etmekten daha değerlidir."

İşte çok ilgin. bir önerme daha. 1945 itibarı ile başlayan süreçte Almanya ve Japonyanın hâlini ve ABD'nin (ve İngiltere'nin) Sun Usta'nın öğretilerine nasıl bağlı olduğunun açık bir göstergesi.

"Yüz savaşta yüz zafer kazanmak en yüksek iyilik değildir."

"Savaşa girmeden karşı tarafın askerlerine boyun eğdirmek en yüksek başardır."

Yine 1945 ve bu tez Türkiye'ye bakalım; hiç savaşmadan, tek kurşun atmadan parparlak(!) başlayan, ikili anlaşmalarla devam eden, işgal edilmiş Japonya ayarındaki teslimiyet. ABD açısından Sun Ustanın izinde kazanılmış kesinlikle en müthiş(!) zafer...

"Farklı saldırı türleri şunlardır:

  1. En üst düzey savaş, düşmanın planlamasına saldırır.
  2. Bir sonraki düzey, düşmanın iletişimini veya ittifaklarını saldırır.
  3. Bir sonraki düzey, düşmanın askerlerini saldırır.
  4. Bir alt düzeyde ise düşmanın tahkimatlarını saldırır.
  5. Tahkimatlara saldırmak, başka alternatif kalmadığında yapılmalıdır."

Günümüzde Batı tarafından da itinayla uygulanan bir Doğu yaklaşımı.

" Eğer gücünüz onların gücünün on katı ise, onları kuşatın. Eğer gücünüz onların gücünün beş katı ise, onlara saldırın. Eğer gücünüz onların gücünün iki katı ise, onları bölün.

Türklerle taban tabana zıt bir savaş anlayışı. Mutluluk verici bir şekilde, hem Çinlilerle, hem de Batılılarla, yakınlaşması mümkün olmayan, ne kadar da büyük bir kültür farkına sahip olduğumuzun tek başına açık ifâdesi aynı zamanda.

Bütün kitap içindeki en can alıcı bölüm ise 13. ve son bölüm olan; "casusların kullanımı" olabilir.

"Doğrusu, ünlü hükümdarlar ve komutanların hareketlerini gerçekleştirip başkalarını yenmelerinin, başarılı olmalarının ve diğerlerinin önüne geçmelerinin sebebi, önceden bilgi sahibi olmaları ve önceden uyarı almalarıdır."

"Önceden bilgi sahibi olanlar, bilgilerini hayaletlerden ve ruhlardan almazlar, bazı olaylardan kehanetlerde bulunmazlar ve bunları ölçütler ile incelemezler. Bilgi; "insan kaynaklarından" gelmelidir, bu sayede kişi düşmanının gerçek durumunu öğrenebilir."

"Şimdi kullanılacak beş tür casus (çaşıt) vardır:

  1. Yerel casuslar,
  2. İç casuslar,
  3. Karşı istihbarat casusları,
  4. Ölü casuslar,
  5. Diri casuslar."

İç casuslar; diğer devletlerin kurum yapılarının içine yerleştirilmiş olanlardır. Karşı istihbarat casusları kendi ülkesi içindeki düşman casusları tespit etmek ve uygun olduğunda onalrı kendi çıkarlarına döndürmek için çalışırlar. Ölü casuslar olarak Sun Usta uykudaki ajanları kast ediyor olsa gerek. Diğer taraftan İkinci Dünya Savaşında bir cesedin düşmanı aldatmak için başarıyla kullanılması gibi uygulamalardan da bahsediyor olabilir. Canlı casuslar ise kim oldukları düşman tarafından tepit edilememiş ve aktif olarak rapor veren bütün casuslardır.

"Bu nedenle, üç ordunun faaliyetleri arasında istihbarat operasyonlarından daha önemli bir şey yoktur ve iyi istihbarat elde etmekten daha yüksek değeri olan bir şey yoktur. İstihbarattan daha gizli bir faaliyet yoktur."

"İstihbaratın katkıda bulunmadığı hiçbir devlet işi yoktur. Ve bir istihbarat operasyonu, faaliyete geçmeden önce tespit edilirse, casuslar ve onlara rapor verecekleri kişiler hepsi ölür!"

Çinliler Sun Usta'nın öğretileri doğrultusunda Türklere karşı casusluğu çok etkin olarak kullanabildiler. Örneğin şuradaki yazının başlarındaki ve sonlarındaki iki bölüm içinde bunun örnekleri okunabilir.

Günümüzde sibersavaş ortamını yönlendirenler de doğrudan Sun Usta'nın yolunu izlemekedir denilebilir çünkü siberdünya söz konusu ilkelerin kullanılması için son derece uygundur. Hemen yukarıda atıf yapılan yazının ortaları ise nasıl bir sibergüvenlik tehlikesi içinde olabileceğimiz hakkndaydı ki Sun Ustanın yazdığını bu bağlamda bir kez daha hatırlarsak: Savaş, aldatma yöntemini kullanan bir eylemdir. Bu konuda (yine) aldanıp aldanmadığımız ise ancak gerçek bir savaşta ortaya çıkacak...

Yaftalar:
 
Telif Hakkı © 1997-2026 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!