|
İngiltere'nin nükleer denizaltı teknolojisine adım atması da ilerlemesi de tamamen ABD tarafından sağlanan destekle gerçekleşmiştir ve tam destek bugün de sürmektedir. Gerek güncel reaktör teknolojisi, gerekse YZU (Yüksek Zenginleştirilmiş Uranyum) denizaltı yakıtı daima ABD tarafından sağlanmaktadır ve bu yönüyle nükleer denizaltı teknolojileri alanında iki ülke arasındaki sınırsız işbirliği seviyesinin Dünya genelinde bir başka örneği mevcut değildir.
Ve bu Dünya üzerinde iki tür millet mevcuttur; kuralları koyanlar ve onlara kuzu kuzu uyanlar. 1968'de ortaya konan NPT (Nuclear Non-Proliferation Treaty) de bu bağlamda hikâyenin özünü tek başına açıklamaya yeterli bir örnek gibidir. Bu anlaşmanın maddeleri kurucu beş ülke için geçerli değildir ve böylece İngiltere ve ABD arasında doğrudan nükleer silah alış-verişi bile yapılır da kimse gık bile diyemez.
1959'da ilk ingiliz nükleer denizaltısı Dreadnought için ABD'de Skipjack sınıfı denizaltılar için geliştirilmiş olan S5W tahrik sisteminin kullanılmasına karar verildi. Sonrasında ise aynı sistemin sağlanan tasarım ve teknoloji transferiyle Rolls-Royce tarafından yerlileştirilmiş sürümü olan PWR1 tahrik sistemi takip edecek nükleer denizaltılarda kullanılmaya başlanacaktı.
Bir nükleer denizaltı çalışmasının en önemli ayağı olan eşdeğer kara reaktörünün inşası PWR1 temelli olarak İskoçyanın Kuzey kıyısında 1957'de başladı ve 1964'de DSMP (Dounreay SubMarine Prototype) adıyla ilk kez çalıştırıldı. Bu tesiste denenen ve ingiliz denizaltı tasarımına uyarlanmış olan PWR1 ikinci ingiliz nükleer denizaltısı olan HMS Valiant ile başlayarak toplam 4 sınıftan 23 denizaltı üzerinde kullanılmıştır. DSMP 1984 yılında durduruldu ve hizmet dışına çıkartıldı. DSMP'nin, benzer bütün tesisler gibi beş temel görevi vardı:
- Tasarımın denizaltıya yerleştirilmeden önce doğrulanması
- Denizaltıcı nükleer mürettebatın eğitimi
- Sivil nükleer mühendislerin eğitimi
- Uzun vadeli yapısal etkilerin gözlemlenmesi ve zamana bağlı muhtemel sorunların denizaltıda oluşmadan önce tespiti
- Muhtemel tasarım iyileştirmelerinin denizaltıya uygulanmadan önce denenmesi

Resim.1) İngiltere'nin ilk denizaltı kara reaktörü DSMP^nin inşasına 1957'de başlandı, 1964'de çalıştırıldı ve 1984'de durduruldu.
PWR1 temel tasarım olan S5W gibi 78MW ısıl güçte ve >%93 zenginlikte Uranyum kullanan bir çekirdek tasarımına sahipti. Zaman içinde denizaltıların güç talebi giderek arttı ve ABD'de 688 sınıfı için geliştirilen 165MW'lık S6G sahne aldı. Bu teknoloji de doğal olarak İngiltere'ye aktarıldı ve sıradaki ingiliz tahrik sistemi PWR2'nin temeli de ortaya çıkmış oldu.
Yeni tasarım için doğal olarak yeni bir kara tesisi gerekliydi ve Volkan Donanma Reaktör Deney Yerleşkesi (Vulcan NRTE) adı verilmiş olan sahanın içinde bu kez STF (Shore Test Facility) adı verilen PWR2 kara tesisinin inşası 1980'lerin ilk yıllarında başladı ve 1987'de reaktör ilk kez ateşlendi.

Resim.2) DSMP ve STF adlı denizaltı kara reaktörlerini ve ayrıca başka araştırma reaktörlerini bünyesinde barındıran Vulcan NRTE tesisinin yerleşimi ve tesisin bir bölümünün uydu görüntüsü. Bu tesise donanma çevrelerinde HMS Vulcan da denmekteydi. Üstteki bölümde; DSMP sarı ve STF kırmızı nokta ile işaretlenmiştir.
PWR2; Vanguard ve Astute sınıfı denizaltıların tahrik sistemi olarak tasarlanmıştır ve adı geçen iki sınıfı için iki farklı çekirdek tasarımı ile üretilmiştir. PWR2 muhtemelen PWR1'e göre daha fazla ingiliz çözümleri içeren bir tasarımdı. İlk PWR2 Çekirdek-G kullanan (1987) birinci nesildi ve Vanguard sınıfı balistik füze denizaltıları için tasarlanmıştı. İkinci nesil PWR2 için ise Astute sınıfında kullanılan İngiltere'nin ilk uzun ömürlü reaktörü Çekirdek-H tasarlandı (2002) On yıl çalıştırıldıktan sonra 2012'de STF'nin Çekirdek-H reaktöründe bâzı sorunlar ortaya çıktı.
İngiliz nükleer denizaltılarının tahrik sistemlerinde yaşanan sıkıntılar temel tasarımın alındığı ABD donanmasında yaşananlardan çok daha yüksek oranda seyretmekteydi, ABD 10-15 kat daha fazla denizaltıya sahip olduğu halde. Bu durum ABD'ye nazaran çok daha küçük bir insan gücü, çok daha küçük bir sanayi altyapısı ve daha düşük seviyede tecrübe değişkenlerine bağlanabilir. Aslında sorunlar mevcut ABD kökenli tasarımlar üzerinde yapılan ingiliz değişikliklerinden kaynaklanıyor gibi görünüyordu.

Resim.3) Günümüzün en yeni ingiliz denizaltılarının (Astute ve Vanguard sınıfı) kullandığı tahrik sisteminin kara tesisine ait nadir bir görüntü.
İngiltere'de şu anda Vanguard sınıfının yerini almak üzere hazırlanan yeni nesil nükleer denizaltılar olacak (yeni) Dreadnought sınıfının tahrik sistemi ise 210MW'lık S9G'nin (Virginia sınıfından) bir türevi; PWR3 olacaktır ama sancılar muhtemelen daha da artacaktır.
Sancılar
Valiant sınıfından, İngiltere'nin üçüncü nükleer denizaltısı HMS Warspite (1967) ile birlikte nükleer tahrik sistemi kaynaklı sorunlar da başlamıştır. Bu denizaltı hizmete girdiği yıl bir Sovyet denizaltısıyla çatıştıktan sonra, çarpamadan kaynaklanan mekanik yüklerin etkisiyle reaktör bölmesinde ciddi sorunlar oluştu. Zorlu ve uzun bakım çalışmalarından sonra birinci çevrimdeki boru devreleri ve cihazlar değiştirilerek tekrar hizmete alınabildi.
Aynı denizaltının daha ciddi reaktör sorunları olduğu ve bu sorunların tasarım ve/veya üretim kaynaklı olduğu ve aynı sınıftaki bütün denizaltıların tahrik sistemlerinin sorunlu olduğu ancak 1987 (bazı kaymaklara göre 1989) yılında tam olarak anlaşılabildi. Her ne kadar bu durum Savunma Bakanlığı tarafından onaylanmadıysa da (reddedilmedi de) Valiant ve Churchill sınıfı denizaltılar mümkün olduğunca çabuk şekilde hizmet dışına çıkartıldı.
Sonrasında yine PWR1 kullanan Resolution sınıfında bu kadar ciddi sorunlar yaşanmaması muhtemel tasarım iyileştirmelerinin uygulandığını işâret edebilir. Yine de 25 yıl civarında tasarım ömrü öngörülen reaktör sistemlerinin bu hedefe ulaşamayacağının anlaşılması başka sıkıntılar doğurmaya devam etmiştir. Şunu unutmamak gerekir ki 1967'de hizmete gören bu denizaltının zamanında nükleer denizaltı teknolojisi Dünya üzerinde henüz yalnızca 12 yaşındaydı ve daha emekleme evresindeydi.
PWR1 reaktör çekirdekleri 700kg >%93 zenginlikte 235U yakıt kullanmaktadır ve bunun denizaltıya 6-8 yıl kadar donanma hizmeti sağlayabileceği öngürülmüştü. Birinci devre oldukça yüksek bir basınçta çalışıyordu. PWR1 reaktörleri için 3 farklı çekirdek tasarımı geliştirildi. Çekirdek-1 Valiant ve Resolution sınıflarında, Çekirdek-2 Churchill sınıfında ve Çekirdek-3 ise Swiftsure ve Trafalgar sınıflarında kullanılmıştır.

Resim.4) İngiliz PWR1 denizaltı tahrik sisteminin bir taslak kesit görünüşü. Müzmin çatlama olayların gerçekleştiği bölge (kalkan sarnıcının içinde, basınç kabı - boru bağlantısı civarı), işaretlenmiştir.
1977'de ABD desteği ile daha güçlü ve yeni nesil PWR2 tasarım çalışmaları başlatıldı ve 1985'de tamamlandı. Doğrulama için gereken kara reaktör tesisinin inşası da tasarım çalışmalarının son evrelerinde, 1980'lerin ilk yılları içinde başladı ve 1987 ilk kez çalıştırıldı.
PWR2 önce Vanguard sınıfı balistik füze denizaltıları üzerinde kullanıldı. Devamında da Trafalgar sınıfı nükleer hücum denizaltılarının yerini alması amacıyla tasarlanan Astute sınıfı üzerinde kullanılmaya başlandı. Astute 2001'de kızağa kondu ve 2013'de donanmaya teslim edildi. 2026 itibarı ile bu sınıftan inşa edilecek toplam yedi denizaltıdan altısı hizmete girmiş durumda, sonuncusunun inşası devam ediyor. Tam çeyrek asırda ancak 6 denizaltı teslimatı. Düşünülebillr ki evet üretim hızı düşük ama yüksek üretim kalitesi için bu gerekli ; )
Şu var ki bu da pek doğru sayılmaz çünkü Haziran 2026 itibarı ile bu altı denizaltının tamamı hizmet dışında kalmış durumda, geçen sene teslim edilen dahil! Hepsinin ortak sorunu reaktör kaynaklı. Böyle sorunları gidermek ise pek kolay sayılmaz, yıllar ve yüzmilyonlar gerekebilir. Çekirdek-G üzerine inşa edilen Vanguard sınıfına karşın, Çekirdek-H üzerine inşa edilen Astute sınıfında çok daha fazla sorun çıkması, bu yeni ve ilk uzun ömürlü reaktör çekirdeğin tasarımında bir hata yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır denilebilir.-

Resim.5) 2019'a ait bu görüntüde inşa programı devam etmekte olan Astute sınıfı denizaltılardan birine (muhtemelen 5. sıraki Anson) ait 150ton olduğu söylenen Reaktör Basınç Kabı tersaneye nakledilirken görülüyor.
Yüksek ısı, yüksek basınç ve yüksek nötron akısının sebep olduğu bütünleşik ve değişken yükler altında kullanılan malzemelerin zamanla gevrekleşmesi ve sonrasında çatlaması son derece ciddi sorunlar ortaya koyuyordu. Sonuç olarak ingiliz nükleer tahrik sistemleri 1960'larda yaşadıklarını bugün hâlâ yaşıyordu.
Bilgisayar Destekli Aldatma Mühendisliği
Çözüm ise "gerçek" mühendislikten geçmekteydi ama zaman değişiyordu. Kendi akademik çevrelerinin Türkiye ve benzeri üçüncü Dünya ülkelerine başlarıyla kurdukları ve aynı zamanda parayı da götürdükleri tuzağa kendileri de düşüverdi. Bunun yanında, yaşadıkları toplum ve nüfus kaynaklı çöküş sebebiyle kendi milletlerinden mühendis de yetişmez hâle geldi, şimdilik hintlilerle, pakistanlılarla falan idâre etseler de böyle gizli bir konuda çalıştıracak angıllı ya da saksonlu mühendis bulmaları da giderek zorlaşıyordu.
Yukarıda bahsi geçen ve Türkiye gibi ülkelere kurdukları tuzak ülkenin mühendisilik yeteneklerini sekteye uğratmak olarak özetlenebilir. Bunun için önce biraz (sözde) burs vermek, bu yolla sistemin içinden onlara hizmet edecek adamları ayıklayarak devşirmek ve geldikleri yere geri gönderip kullanmak şeklinde özetlenebilir, tam olarak ABD'nin de yaptığı gibi ama burada konumuz İngiltere.
Böylece çok vektörlü bir saldırı kolayca tertiplenebilir. Öncelikle gerçek mühendisliğin bir tarafa itilmesi ve renkli resim mühendisliğine tapılması yönünde tatlı(!) bir algı oluşturulur, gerisi zâten kendiliğinden gelir ki bu mekanizmadan geçmişte bahsetmiştik şimdi tekrar etmeyelim.
Gerçek bir mühendis için tek bir araç gereklidir; beyin. Günümüz algısında ise beyninizi kullanmanız hiç istenmez, bunun yerine en pahalısı en iyisidir anlayışıyla, mâlûm müstemleke memurları tarafından ülkeye pazarlanan mâlûm yazılımlara tıklayarak bir takım renkli resimler üretebilen (ve aslında ne yaptıklarını da pek bilemeyen ve çok dar bir alan dışında pek bir şey öğretilmeyen) çocukların mühendis adı altında yetiştirilmesi istenmektedir.
Mühendisliklerin tamamı çok boyutlu çalışma alanlarıdır. Dolayısa belli palavralarla; yalnızca A alanının B alt-başlığının C bendinde sözde uzmanlaştırılan, geri kalan çok geniş bilgi dağarcığından mahrum bırakılan çocukların yeterli bir mühendis olabilmeleri mümkün değildir ki istenen de tam olraka budur.
Öncelikle üniversiteden mühendis diploması alan bir kişi, Türkiye'ye aşılanan hatalı inanışın aksine henüz mühendis değildir, bir mühendis adayıdır. Ama ebeveyneler diplamayı alan çocuklarının artık önünde bütün kapıların açılmasını, hemen beş-on bin avro maaş ve altında 10 milyonluk araba ile masa başında güzel sekreterlerle birlikte yöneticilik yapmasını falan ummakta ve daha kötüsü bu beklentiyi çocuklarına da aşıladıkları için mesele çok başka boyutlara evrilebilmektedir.
Oysa diplomayı aldıktan sonra, yüksek lisans ve doktora da yapsa bir kişinin gerçekten mühendis olabilmesi için kendi alanında gerçek Dünya şartlarında en az 10-15 yıl çalışması ve bu arada da ayrıca emek ve zaman harcayıp kendini geliştirmeye devam etmesi gerekir. Bütün bu evrelerin tamamlanmasıyla gerçek bir mühendis artık ortaya çıkmış olur.
İşte bütün bunlar ingiltere tarafından Türkiye'de başarıyla aşılanırken, kendi yalanlarına inanıp aynı kuyuya kendilerinin de tökezleyip düşmesiyle mesele daha ilginç bir hâl aldı.
SSCB'nin beklenmedik bir şekilde hızla çökmesi, çeşitli iç siyasi etkenler (iskoçların nükleer saldırıya doğrudan hedef olmak istememesi) ve biraz yukarıda bahsi geçen gerçek mühendisliğin ölümü ve sahte mühendisliğin yükselişi gibi etkenler birleşince:
- Artık her şeyi öğrendik diyerek, 2015'de STF (Çekirdek-H) kara rektörü durduruldu ve tamamen sökülmesine karar verildi.
- Aynı yıl gelecek nesil PWR3 reaktörü tasarımının tamamen dijital olarak yapılacağı ve artık bir doğrulama (ve eğitim) amaçlı kara reaktörüne ihtiyaç olmadığı ve böyle bir tesisin kurulmayacağı açıklandı.
Oysa bugün biliyoruz ki bütün Astute sınıfı denizaltıları hizmet dışına çıkartan reaktör sorunlarından bazıları kapatılmadan önce STF'de de meydana gelmiş ama çok da üzerinde durulmamış ve reaktör tesisi tam da işe yarayacağı zamanda, sorun çözülemeden kapatılmış, inanılmaz.
Sonraki nesil PWR3'ün yalnızca bilgisayar destekli mühendislikle tasarlanması ise çok daha büyük sorunlar çıkabileceğine işaret ediyor. Bunun iki temel sebebi var; öncelikle bilgisayar destekli mühendislik için fazlasıyla karmaşık bir fizik söz konusu ve buna rağmen elde artık doğrulama imkânının olmaması, ikincisi bu sonuçları daha doğru olarak değerlendirebilecek önceki nesil tecrübeli mühendisler emekli edildiğinden, genç ve dolayısyla tecrübesiz mühendisler hatta mühendis adayları tarafından yorumlanacak olması. Aslında her şey maliyeti düşürmek ve esas yüklenici olan Rolls-Royce'un kârını yükseltmek için yapıldı ve tabii ki kapitalizm böyle işliyor. Sonuç olarak Dreadnought projesinin, Astute'dan bile daha sancılı olacağı şimdiden kesin gibidir.
Dreadnought'un dertleri bunlardan ibâret de değil. Bu denizaltının mukavim tekne çeliğini ve kaynak teknolojisi de (100HLES / HY130 eşdeğeridir) Fransa'dan satın alınmıştır. İngiltere'de öyle bir mühendislik çöküşü var ki artık nitelikli çelik bile üretemiyorlar. 90'lardan itibaren denizaltı hidrodinamiği alanındaki yetişmiş mühendislerini de çöpe atmışlar ve bunun sonucunda bu alanda yine Fransa'nın deney tesislerine ve uzmanlığına mahkum kalmışlardı, hepsi çok güzel, güzel olmayan ise bu şartlar altıda bile Türkiye üzerindeki örtülü ama derin hâkimiyetlerini sürdürebilmeleri ama o da başka bir hikâye.
Kod ve Kaynak
Bu noktada ingilizlerin yalnızca yazılım temelli bir reaktör tasarımı yapacak olması, oraya göbekten bağlı bu ülkede de aynı şekilde davranılmasına tetikleyecektir denilebilir, inanmayan şuradaki haritaya bi' daha bakabilir, gelen geri-bildirime göre okuyucular oradaki haritanın ne anlamına geldiğini anlayamamıştı, bir iki kelime ile oradaki açıklama da güncellendi.
Bugün gelinen noktada Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği için en önemli konu nedir sorusunun tek ve kesin bir cevabı vardır: Yazılım.
Etrafımızdaki her şeyin dijital olarak kontrol edildiği bir ortamda aksi düşünülemez. Bu durumda tek olası kurtuluş reçetesi "açık-kaynak"tan geçmektedir.
Okuyucularımız büyük ölçüde mühendislerden ve geleceğin mühendis adayı gençlerinden oluştuğuna göre çerçeveyi biraz daraltabiliriz. Sizi mühendis yapan şey asla kullandığınız yazılımlar değildir, size kurulan bu tuzağa karşı çok dikkâtli olun ve düşmeyin. İlk nükleer denizaltıları yapanlar, başarıyla yüzdürenler bilgisayar mı kullanıyordu? Ellerindeki araçlar kağıt, kalem ve hesap cetvelinden ibâretti ama onlar gerçekten mühendisti. Tersten düşünürsek, elinizde Devlete bilgisayar başına yıllık 10bin dolar ödettiğiniz havalı yazılımlardan bolca var da nükleer denizaltı mı yapabildiniz? Ah, yalan Dünya ; ).
Neyse, bilgisayarlar ve yazılımlar mühendislik açısından tabii ki önemlidir ama meselenin özü şudur; yazılımın bizi kullanması değil, bizim yazılımı kullanmamız söz konusu olmalıdır. Açık-kaynak tek başına yeterli bir kavram da değildir, yalnızca tek doğru başlangıç noktasıdır, yoksa android de yerseniz açık-kaynaktır ama yol açtığı bela hayallerin ötesindedir.
Dolayısıyla bilgisayarlar ve yazılımlar bir mühendis için ancak kağıt ve kalem gibidir ve bunu unutmazsanız başarılı olabilirsiniz, unutursanız Türkler kuzu kalmaya devam edecektir... |