Allah Selâmet Versin
Salı, 29 Ekim 2019

Bir arada yaşayan insan topluluklarını millet yapan tek kavram "Dil"dir ve ne ırk, ne din, ne de başka bir etken bunu sağlayamaz. Dil tamamen çöktüğünde artık bir milletin varlığından söz edilemez, mesela bu sebeple koskoca Afrika kıtası üzerinde köleleşmemiş herhangi yerel bir milletin varlığı mevcut değildir, esâmesi bile okunmaz ve aynı şekilde İrlanda adında bir devlet mevcut olsa da İrlanda milleti de tarih sahnesinden çoktan silinmiştir ki eğer merak edip de incelerseniz bu imhanın ingilizler tarafından sadece bir nesil içinde nasıl gerçekleştirildiğini görebilirsiniz. İşte bu sebepledir ki sömürgecilerin iki asırdır kullandıkları en büyük kitle imha silahı budur.

Türkiye üzerine yapılan saldırıların en tehlikelileri de dil üzerinden yürütülenlerdir ki geçmişi yaklaşık iki yüzyıl öncesine dayanmakla birlikte bu savaşta yediğimiz en büyük darbe ve sonrasındaki etkilerden sadece biri daha önce kısaca ele alınmış idi. Tabii mevzu çok kapsamlı ama burada sadece konunun Türk denizciliği üzerindeki yıkıcı etkilerini ifâde etmek amacıyla, uzunca bir zaman önce yazılmış bir makaleden [1] yapılacak birkaç cümle alıntı [sarı] ile devam edilecek.

"Bir derdim var benim... Aslında hepimizin bu dert... Birkaç yıldır düşünürüm. Duyduğum bu sıkıntıyı nasıl edeyim de, ocağımın mensuplarına da duyurayım diye..."[1]

"Bugüne değin on yıl gemide çalıştım. Başlangıçta duyduğum bir mahçubiyet vardı. Çok az "gemici dili" kullanıyordum konuşurken... Büyüklerimle geniş bir mesafe vardı aramda..."[1]

"Geçen yıllar beni de bulunduğum gemilerde eskiler arasına kattı. Donanmaya gelişleri bana nazaran yeni olan genç subaylarla temasım oluyordu tabii... İşte, bu temasların artışıyla benim derdim ortaya çıkıverdi... Benden sonrakilerle aramızda yukarıda sözünü ettiğim mesafe yine mevcuttu. Ben bu konuda ilerlemiş miydim? Doğrusu pek sanmıyorum. O halde genç arkadaşlarım vaktiyle benim bulunduğum yerden daha gerideydiler... Parmak basılacak dert buydu işte..."[1]

"... Ancak, denizcilik örf ve adetler üzerinde en zarif şekilde yürütülebilen bir meslek... Bu bakımdan, kaybedilmekte olan "gemici dili ve deyimleri" üzerine ne denli eğilinse azdır."[1]

"... Niçin "Vardasiloları galvanizleyelim mi?" diye sual eden astsubay gemi ikinci komutanını şaşkınlık içinde bıraksın?"[1]

"Unutulmakta olan, çok beğendiğim bir cümle var denizci lisanında... Seyir halinde iken, teslim eden subay vardiyayı alana "Hayırlı vardiyalar" diyor. Yok böyle şey... Bizden öncekilerin iyi ve güzelini bozmıyalım. Bu durumda söylenecek en güzel söz "Allah selamet versin"dir. Eskiler hep bunu demişler. Makbul olan da, bu çok geniş anlamlı cümlenin söylenmesidir. Silmemek gerek bu adeti.."[1]

"... Yazdıklarımı buraya kadar okudum da aklıma geliverdi. Şunu düşünmek mümkün benim için: Sanki kendisi çok mu iyi bu konuda? Değilim tabii... Benim maksadım, varlığını duyduğum ve benim gibi çok kimsenin de hissettiğine inandığım bir noksan için birşeyler yazmaktı. Yazdım."[1]

Alabora!

1967 yılında Deniz Güverte Kıdemli Yüzbaşı Güngör Öcal tarafından yazılan "Gemici Dili Üzerine" adlı kısa makâleden [1] yapılan bu kısa alıntı durumun tarihçesi hakkında bize değerli ipuçları da veriyor. Örneğin 1938 yılındaki benzer yayınlar vasıtasıyla "Denizci Dili"nin henüz yerli yerinde durduğunu ama çok kısa bir süre sonra ise büyük bir tahribatın meydana geldiğini böylelikle daha iyi idrak edebiliyoruz.

Bildiğiniz üzere kilit tarih 1952'dir. Ve sadece 15 sene sonrasında durumun geldiği nokta ise yukarıdaki alıntı içinde kendini göstermektedir. Bugün içinde bulunduğumuz durum ise yukarıda bahsi geçen makâlenin yazıldığı tarihe nazaran tek kelimeyle korkunç olarak nitelendirilebilir, artık gerek sivil gerekse askerî denizciler, bin yıllık bir birikimle oluşmuş bütün denizcilik örf, âdet ve geleneklerini redderek, tamamen ingilizceye ve anglorikan kültürüne boyun eğmiş bir vaziyette, piçleştirilmiş bir garip dil konuşup onların denizcilik anlayışlarını taklit ediyorlar ve bu hâlleriyle de gurur(!) duyuyorlar...

Ama Güngör Yüzbaşı neme gerek dememiş ve elinden gelini yapmış ve buraya kadar okuduysanız siz de benim gibi artık buna şâhid oldunuz, Allah kendisinden râzı olsun!

♦ Kaynaklar

1. Donanma Dergisi - Sayı: 457, 1967 (Nisan), Dz.K.K. Karargâh Basımevi
 
Telif Hakkı © 1997-2022 [uskudar.biz]
- sürüm 6.0.0 - Bütün Hakları Saklıdır.
Kullanım şartları için tıklayın!